1. HABERLER

  2. MEB PERSONEL

  3. Gündoğdu: Öğretmenler Gün Görmek İstiyor
Gündoğdu: Öğretmenler Gün Görmek İstiyor

Gündoğdu: Öğretmenler Gün Görmek İstiyor

Gündoğdu: Öğretmenler Gün Görmek İstiyor

A+A-

24 Kasım Öğretmenler Günü yaklaşıyor. Bu sayımızda eğitimi ve eğitim sorunlarını sendikalarla konuşalım istedik. Öğrendiğimiz kadarıyla Eğitim-Bir-Sen 24 Kasım’ı kutlamayacak. Öncelikle neden böyle bir karar aldınız. Buradan başlayalım isterseniz.

Sendika olarak 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutlamayacağımızı kamuoyuyla paylaştık. Öğretmen ve öğretim elemanlarının ek ödeme mağduriyetinin çözülmemesi üzerine bu kararı aldık. 2012 Yılı Toplu Sözleşme süreci sonrası Haziran ayında Kızılcahamam’da yaptığımız 23. Başkanlar Kurulu toplantısının sonuç bildirgesinde, “Öğretmenlik mesleğinin ekonomik ve mesleki itibarını hedef alan yaklaşımlar bertaraf edilmediği sürece 24 Kasım Öğretmenler Günü etkinlikleri yapılmamalı ve hiç kimse kutlama mesajı yayınlamamalıdır” kararımızı açıklamıştık. Kararımızdan bugüne kadar geçen zaman zarfında mağduriyetin giderilmesine yönelik somut gelişme olmadı. Kararımız hala geçerlidir. Eğitim-Bir-Sen teşkilatı olarak aldığımız karar gereği, 24 Kasım’a özel kutlama anlamı taşıyacak herhangi bir faaliyet icra edilmeyecektir. Öğretmenler, mağduriyetin devam ettiği ve öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırıldığı bir ortamda Öğretmenler Günü değil, gün görmek istemektedir. Çünkü öğretmenlerin mağduriyeti ve sorunları devam etmektedir.

Peki, öğretmenlerin öncelikli sorunları neler diye sorsak…

Önceki yıllarda bu soruyu sormuş olsaydınız, ilk sırada ekonomik sorunlar diyebilirdim ancak son dönemde öğretmen için ilk sorun öğretmene bakış sorunudur. Eğitim sistemini anlamlı kılan baş aktör öğretmendir. Öğretmene bakışta baş aşağı iniyoruz. Öğretmene bakışta sorun var. Öğretmen, Bakan ve Bakanlık tarafından ‘çalışmıyor’ gösteriliyor. Yöneticiler, suç işlemeye meyilli gösteriliyor. Öğretmen, Bakanı tarafından sürekli örselenirken, bu yaklaşım birilerine cesaret veriyor; öğretmen, veliler ve öğrenci yakınlarının hatta bazen de öğrencilerin şiddetine maruz kalıyor. Dolayısıyla öğretmenlik mesleği her geçen gün itibarsızlaştırılıyor. Bu, öğretmene zarar verdiği gibi, ülkenin geleceğinin inşasını da dinamitliyor. Bunun dışında sıralayabileceğimiz sorunlar ise ekonomik sorunlar, aile bütünlüğünün sağlanamaması, motivasyonun düşürülmesi, OECD ortalamasının üzerinde sınıf mevcutlarında hizmet sunmak zorunda olması… Tüm bunlarla birlikte şunu diyebiliriz: Derslik sayısının artırılması, ücretsiz ders kitapları, müfredat değişikliği, kesintili eğitime geçilmesi, bilişim sınıfları, tablet dağıtımı ve eğitime merkezi bütçeden en fazla payın ayrılması gibi birçok noktada eğitim öncelenmiştir. Ancak unutulmamalıdır ki, öğretmen derse maddi ve manevi yönden kafası rahat giremediği sürece, tüm bu fiziki ihtiyaçların sağlanması, ders materyallerinin sunulması, hükümetin arzu ettiği eğitimde kalitenin yakalanması hedefine ulaşmak zor olacaktır.

Ülkemizde Bakanlık verilerine göre geçtiğimiz yıl resmi kurumlarda 710 bin öğretmenin görev yaptığı biliniyor. Halen bunların ne kadarı sözleşmeli?

Sendikamız sayesinde sözleşmeli öğretmen kalmamıştır. Hatırlanacağı üzere, 2006 yılından sözleşmelilerin kadroya geçirildiği 2011 yılına kadar, “Bütün öğretmenler kadrolu olmalıdır” diyerek sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesi mücadelesini yürüttük. ‘70 bin sözleşmeli için 70 bin dilekçe’ kampanyası düzenledik. 18. Milli Eğitim Şurası kararlarına ‘sözleşmeliye kadro’ talebimizin girmesini sağladık. Milli Eğitim Bakanlığı ile imzaladığımız Kurum İdari Kurulu Ekim 2009 Çalışma Raporu’nda, “Sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesine ilişkin çalışmaların sonuçlandırılması” kararını aldırdık. 29 Mart 2011’de “Sözler tutulsun, kadro verilsin” diyerek eylem kararı aldık ve gerçekleştirdik.

Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığımız görüşmelerde konuyu gündeme getirerek, ‘kadro’ talebimizi yineledik. Başbakan Erdoğan’ın, 16 Nisan 2011 tarihinde yapılan Memur-Sen 4. Olağan Genel Kurulu’nda ‘müjdeyi vermesi’ ve sözleşmelilere kadro sağlayan Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 Haziran 2011’de Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla mücadelemiz amacına ulaşmış ve sadece öğretmenler değil, 200 bin sözleşmeli kadroya geçirilmiştir. Ağırlıklı olarak belediyelerde olmak üzere bazı sözleşmeliler kalmıştır. Bu konunun da peşini bırakmayarak, yaptığımız ısrarlı çalışmalar onlar içinde müjdeyi getirmiştir. Kısacası, şu anda Milli Eğitim’de sözleşmeli öğretmen bulunmuyor. Bütün öğretmenler kadrolu olarak çalışıyor. Sadece kadrolu öğretmen açığının olduğu yerlerde ücretli öğretmen çalışıyor.

Bir yandan öğretmen açığı yaşanırken, diğer yandan ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunları gündemden düşmüyor. Bu konudaki verilerle ilgili neler söyleyeceksiniz?

Şu anda ülkemizde yaklaşık 250 bin eğitim fakültesi mezunu bulunuyor. Bu durum, Türkiye’de mezun ve istihdam konusunda sorun olduğunu gösteriyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı öğretmen ihtiyacı ise 120 bin civarındadır. Öyleyse ihtiyaç analizi düzgün yapılamamıştır diyebiliriz. Şu an 120 bin ihtiyaç varsa, 130 bin öğretmen adayı açıkta kalıyor demektir. Bu açığın oluşmasının sebebi ise, bölümlerin kontenjanları belirlenirken ihtiyaçların göz önünde bulundurulmaması, kontenjanların arz talep ölçüsü içerisinde bir plana bağlı olmadan yapılmasıdır. Bu durum şimdiye kadar YÖK ve Bakanlık arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanmıştır. Şu an Bakanlık YÖK’le koordineli olarak çalışmaya başlamıştır. İhtiyaç duyduğu bölümleri ve sayıyı YÖK’le paylaşarak önümüzdeki dönemde oluşacak yığılmaların da önüne geçmeyi hedeflemiştir. Doğrusu da budur.

250 bin mezun atama bekliyor ve 120 bin ihtiyaç var deniliyor. Geri kalan 130 binin atanma problemi sizce nasıl çözülür?

Şu an için ihtiyaç olan 120 bin öğretmen sayısının dışındaki istihdam bekleyen öğretmenlerin atanma problemi; 4+4+4 eğitim sisteminin altyapısının hızlı bir şekilde tamamlanması ile çözülebilecektir. 4+4+4 yeni eğitim sistemi ile örgün eğitimdeki öğrenci sayısı artmakla birlikte, okulların sistemin özüne uygun olarak ilkokul, ortaokul ve lise şeklinde müstakil binalara ayrılması amacıyla yapılacak yeni okul binaları ile sınıf mevcutları OECD ortalamasına yaklaşacak ve bu da yeni istihdama kapı aralayacaktır. Kalabalık sınıflardan kurtulduğumuzda, yani yeni derslik inşa edilip altyapı oluşturulduğunda, ihtiyaç 130 binden de fazla olabilecektir.

YÖK tarafından hazırlanan yeni yükseköğretim yasa taslağını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sendika olarak önerileriniz neler?

İşi bilim üretmek ve özgürlükleri genişletmek olan üniversiteler ve Yükseköğretim Kurulu, ne yazık ki, yıllarca darbecilerin yandaşı ve oyundaşı olmuştur. Başarılara imza atamayan, kendini gerçekleştiremeyen, iri lise olmaktan öteye geçemeyen üniversitelerin Türkiye’nin önünde gitmesini bekleyemezsiniz. Bırakın önden gitmeyi, yasaklar ve yıldırmalarla çoğunlukla ayak bağı olmuştur. Bu çarpıklığın bir an önce giderilmesi gerekmektedir. YÖK Yasası geç kalmış ve ivedilikle sonuçlandırılması gerekmektedir. Ana hatlarıyla değinecek olursak, yönetsel süreçlerde katılımcılığı esas alan, paydaşların varlığını kabul eden, bilimsel ve akademik özgürlük içeren, üreten üniversiteler istiyoruz. Sendika olarak YÖK’ün yeniden yapılandırılmasına çok önem veriyoruz. Bu doğrultuda daha önce yürüttüğümüz birçok çalışmaya ilaveten yasa taslağı için iki büyük çalıştay düzenledik ve konuyla ilgili birçok akademisyen ve eğitimciyle birlikte YÖK yasa taslağı üzerine çok yönlü çalışma yürüttük. Bu çalışmalardan çıkan sonucu yakın zamanda hem YÖK’le hem de kamuoyuyla paylaşmış olacağız.

OECD ülkelerinde öğretmenlerin yıllık çalışma saatleri 1.652 saat, ülkemizde ise 1.840. Üstelik ücretler de çok daha az. Bu konuda sendika olarak ne tür çalışmalarınız ve beklentileriniz var?

Öğretmenlerimiz şimdiye kadar fazla çalışma saatlerinden hiçbir zaman şikayet etmemiştir. OECD ülkelerinde çalışma saatleri 1.625 saat iken, ülkemizde 1.840 saate kadar çıkmaktadır. Buna rağmen öğretmenlerimiz ‘az çalışıyor’ gösterilmekte, halk nazarında zor duruma düşürülmektedir. Bu, öğretmenlere karşı yapılan haksızlıktır, ekonomik açıdan değerlendirecek olursak. “Eşit işe eşit ücret” kapsamında 666 sayılı KHK ile farklı kurumlarda aynı unvanda çalışan kamu personelinin ücretlerinde ek ödeme oranları üzerinden eşitleme yapılırken, öğretmen ve öğretim elemanlarının ücretlerinde iyileştirme yapılmaması ve öğretmenlerin kamuda en düşük maaş alan ikinci personel seviyesine düşürülmesi nedeniyle, öğretmen ve öğretim elemanları KHK mağduru haline getirilmiştir. Ayrıca ele geçen ücretlerin bir kısmı da emeklilikte herhangi bir işe yaramamaktadır. Emekliliği kâbusa çeviren bu yanlışlar düzeltilmelidir.

‘Eşit işe eşit ücret’ ilkesi kapsamında kurum içi ücret dengesi dikkate alınarak Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversitelerde çalışan şube müdürü, şef, memur ve hizmetlilerin Maliye Bakanlığı başta olmak üzere diğer kamu kurumlarında çalışan emsalleri ile ücretlerinin eşitlenmesi için yıllarca verdiğimiz mücadele sonucunda çalışma arkadaşlarımızdan bir kısmının mağduriyetinin düzeltilmiş olması umut verici ama öğretmen ve öğretim elemanlarının unutulmuş olması üzüntü vericidir. Devlet, 666 sayılı KHK ile mesleki açıdan emsali olmayan öğretmenlere ‘sizin emsalinizi bulamadığım için ek ödeme veremedim’ diyor. Bu durum çok inandırıcı değil. Kamudaki bazı çalışanların ek ödeme oranları olumlu yönde düzenlenirken, Maliye’nin refleksleri ağır basmışa benziyor. Olaya, eğitim çalışanlarının kamu çalışanları içerisindeki sayısından hareketle yaklaşılmış gibi görünüyor. Öğretmen ve öğretim elemanlarının toplam sayısının 800 bin ile ifade edilmesi parmak hesabı yaptırmışa benziyor. Eğer gelir dağılımında adaletten söz ediyorsak, öğretmen ve öğretim elemanları adaletsizlikle karşı karşıyadır. Sendika olarak, 2012 Yılı Toplu Sözleşme görüşmelerinde bu konuyu olmazsa olmazımız yaptık. Toplu Sözleşme mutabakatsızlıkla sonuçlandı. Sorun çözülünceye kadar mücadelemiz sürecektir.

Türkiye’de öğretmen başına ne kadar öğrenci düşüyor? Gelişmiş ülkelerle kıyasladığımızda nasıl bir oranla karşılaşırız?

Geçen yıl öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 20, ortaöğretimde 16; derslik başına ise ilköğretimde 30, ortaöğretimde 31 öğrenci düşmekteydi. Bu rakamlar İstanbul ve Doğu’da 40-45’lere kadar çıkmaktadır. Bu yıl 4+4+4 yeni eğitim sistemiyle lisenin zorunlu hale getirilmesi, okula başlama yaşının düşürülmesi ve yeni öğretmen atamalarının yapılması gibi nedenlerden dolayı ortaya net bir rakam çıkmış değil. Ama bu rakamların az da olsa arttığını söyleyebiliriz. Geçen yılki rakamlar üzerinden değerlendirme yapacak olursak, OECD ortalaması bakımından ilköğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısı 21, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ise 16’dır. Ortaöğretimde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı da 14’tür. Türkiye’de bu rakamlar homojen değildir. Yani doğu illerinde ve bazı büyükşehirlerde bu rakamlar daha da fazladır. Derslik ve öğretmen sayısı her geçen yıl artmasına rağmen henüz istenilen rakamları yakalamış değiliz.

Sayın Başkan, 4+4+4 Yeni Eğitim Sistemi ile ilgili tartışmalar hala devam ediyor. Sistemin 18. Milli Eğitim Şura’sında önergesi sanırım size ait. Yaşanan tartışmalardan hareketle soruyorum. Siz bu sistemi destekliyor musunuz?

4+4+4 yeni eğitim sisteminin önerisinin bize ait olduğu doğru. 28 Şubat’ta MGK kararları ile dayatılan 8 yıllık kesintisiz eğitim sistemi bu ülkeye çok şey kaybettirdi. Değerlerimiz ile problemleri olanlar, İmam Hatip’ler başta olmak üzere tüm meslek liselerine alerjileri yüzünden ülkenin geleceği ile oynamıştır. Yitik nesiller ürettiler. 8 yıllık kesintisiz dayatması suyu tersine akıtma projesiydi ve bütün direnmelere rağmen darbecilerin zoruyla hayata geçirilmiştir. Ama tartışmalar 15 yıl boyunca devam etti. 18. Milli Eğitim Şurası’nda sendika olarak 1+4+4+4 şeklinde ilk bir ve son dört isteğe bağlı olmak üzere teklifte bulunduk ve Milli Eğitim’in en üst istişare, yani danışma kurulu olan şurada karar alındı. 4+4+4’te ilk 4 okula ve topluma uyum, ikinci 4 sistemli bilgi, üçüncü dört ise yüksek öğretime ve hayata hazırlık şeklinde kurgulanmıştır. Bu sistemin özü, bu üç bölümün de müstakil binalarda verilmesidir. Ülkemizdeki altyapı problemlerinin giderilmesi yönünde mevcut hükümetin ürettiği derslik sayısı ve yaptığı yeni okul sayısı gelecekten ümitvar olmayı gerektiriyor. Hükümet, 10 yılda yaptığı derslik sayısını, yeni bir proje ve kampanya dâhilinde birkaç yılda yapmak isterse başarabilir. Bu mümkündür. Yeni eğitim sistemi, 8 yıllık kesintisiz dayatması ile kıyaslanamayacak derecede pedagojik ve bilimseldir. Kamuoyunda bazı odaklar tarafından yönlendirme amaçlı yapılan tartışmalar kesinlikle pedagojik değil, tamamıyla ideolojiktir. İmam hatip liselerinin ve ortaokullarının önünün de yeni sistemde açık olması, 28 Şubat’ın paşalarında gibi, sanırım bazılarında da kaşıntı yapıyor. Dikkat ederseniz, tartışmalar sistemin ruhu ile ilgili değil, Milli Eğitim Bakanı ve bakanlık bürokrasisinin işçilik hataları ile alakalı. Bu konuda da önerilerimize kulak verildiği ölçüde sorunlar kendiliğinden çözülüyor. Sorun sistemde değil, sistemin uygulanmasında gösterilen maharet eksikliğindedir.

Birleştirilmiş sınıf uygulaması ülkemizde özellikle hangi coğrafyada uygulanıyor, imkânsızlıklar içerisinde boğuşan okul ve öğretmenlerimizin sayısı oldukça yüksek diyebilir miyiz?

Taşımalı eğitim imkânının olmadığı yerleşim birimlerinde ilkokullarda uygulanıyor. Karadeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgeleri ağırlıklı. İmkânsızlıklarla boğuşan okul sayısına gelince; okulların finansman sorunu çözülmediği müddetçe bu durum devam edecek gibi gözüküyor. Üstüne üstlük, bir de bu durumu anlamayan Bakanlık ve siyasilerin okul yönetimlerini örseleyen yaklaşımları geldikçe, konu daha da karmaşık hale gelmektedir. Biz yıllardır okul yönetimlerinin tahsildar konumundan çıkarılmasını haykırıyoruz. Okul yöneticileri okulların fiziki problemlerini çözmek için veliden bağış talep etmekten, yardımcı hizmetlisi, memuru, güvenlikçisi olmayan okula ücretli personel çalıştırmak için kaynak bulmaya çalışmaktan eğitim liderliği yapmaya vakit bulamamaktadır. AK Parti’nin Kızılcahamam kampına giderken Başbakan’a soru soran vatandaşın okul aidatıyla ilgili sitemi, bu sorunun herkes tarafından bilindiğini gösteriyor. Sorunun üzerine gitmek ve sorunu halının altına süpürmemek gerekiyor. Bu sorun bir an önce çözülmelidir. Sizler vasıtasıyla konuya yeniden parmak basmış olduk. Teşekkür ediyorum.

Sendika olarak devletten beklentileriniz neler?

Devlet, geleneksel anlayışından bir an önce vazgeçmeli, demokratik kültürün gereği olarak yönetimde katılımcılığı içselleştirmeli, paydaşların görüşlerini almayı alışkanlık haline getirmelidir. “Her şeyi ben bilirim, yetki bende, ben karar veririm” yaklaşımı artık tarih oluyor. Toplu Sözleşme Hakkı ile yeni bir dönem başladı. Kamu İşveren Heyeti ile kamu çalışanlarının temsilcileri eşit şartlarda masaya karşılıklı oturuyor, uzlaştıkları ve imza altına aldıkları kararlar direkt uygulanacak yasal yaptırım niteliği taşıyor. Yasalar yeni anlayışa göre şekillenirken, bürokratik oligarşi de yavaş yavaş etkisini kaybediyor. Kısacası, devletin milletinden milletin devletine geçiyoruz. Bir buna hemen uyum sağlayanlar, bir de gecikmeli olarak mecburen aynı noktaya gelenler var. Direnç noktaları zamanla kayboluyor. Sendikalar sayesinde katılımcı demokratik iklim her geçen gün yaygınlaşıyor.

Sayın Başkan, eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Değişimler kendiliğinden olmuyor. Her değişimin arkasında zorlayan sebepler var. Değişimlerde dip dalga önemlidir. Dip dalgayı oluşturanlar örgütlü olanlardır. Ülkemizde son yıllarda demokratikleşme adına atılan adımlarda genellikle itici güç Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen’dir. Demokrasinin korku tünelinden çıkması için elimizi taşın altına koymuş bir kurumuz. Ben buradan, örgütsüz olan kamu çalışanlarının, Rahmetli Erdem Bayazıt’ın “Büyüyen elimin üstüne koy elini/Gelen zamanı haber veriyorum”dizelerindeki gibi, ellerini ellerimizin üzerine koymasını bekliyorum. Bu sohbeti yapmamıza vesile olduğunuz için sizlere de ayrıca teşekkür ediyorum.

Biz teşekkür ediyoruz.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum