1. HABERLER

  2. MEB PERSONEL

  3. Gündoğdu: Üniversite reformu bir an önce yapılmalı
Gündoğdu: Üniversite reformu bir an önce yapılmalı

Gündoğdu: Üniversite reformu bir an önce yapılmalı

4. Üniversite Teşkilatları Buluşması Antalya’da Gerçekleşti

A+A-

Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, 1980’lerin şartlarına göre hazırlanan bir yasayla üniversitelerimizi yönetmenin, üniversitelerden bilgi ve teknoloji üretmesini beklemenin mümkün olmadığını ifade ederek, “Demokratikleşmeyi, akademik özgürlüğü, kaliteli eğitimi, güncel bilgiyi ve derinleşmiş bilinci merkeze alan, ara rejim kalıntılarından bütünüyle arınmış demokratik üniversiteye ve yükseköğretim sistemine dönük reform biran önce yapılmalıdır” dedi.

4. Üniversite Teşkilatları Buluşmamızı Antalya Kumluca’da yaptık. Yeni YÖK yasası, üniversitelerin genel ve idari sorunlarının masaya yatırıldığı toplantıda açılış konuşmasını yapan Ahmet Gündoğdu, üniversitelerin bilim üretememesinin, akademik özgürlüğünün olmamasının temel sebebinin; devletin kesintisiz tasallutu altında kalması, ceberut bir zihniyet tarafından yönetilmesi, hiçbir zaman bağımsız olamaması ve bağımsız olmasına izin verilmemesi olduğunu söyledi.
 

Osmanlı’yla başlayan üniversite maceramız maalesef uzun ömürlü olmadığını dile getiren Gündoğdu; “Tek tipleştirme politikalarını merkeze alan devrimler döneminde Osmanlı’nın kurup geliştirdiği Darülfünun; inkılapları alkışlamadığı, özerk kalma mücadelesi verdiği için kapatılmıştır. Yeni kurulan üniversiteler ise devlet ideolojisini, vesayet anlayışını devam ettirecek, rejimin bekçiliğini yapacak şekilde yeniden dizayn edilmiştir. Bu durum, Türkiye’de millet iradesini seslendirmeye yeltenen partiler başta olmak üzere özgürlük, sivilleşme ve demokrasi diyen bütün kurumların susturulduğunu göstermektedir” şeklinde konuştu.

 

Referandumdan Sonra Üniversitelerde de Normalleşme Süreci Başlamıştır

Gündoğdu, 1980 darbesiyle getirilen YÖK yasasıyla üniversitelerin rejimin kalelerine dönüştürüldüğünü, vesayetin ve yasakçılığın en sert uygulandığı, farklı zulüm modelleri geliştiren merkezler haline getirildiğini kaydetti. İşkencenin her türlü yönteminin önce burada test edildiğini ve testi geçen yöntemlerin bütün millete uygulandığını, ikna odaları kurularak milletin evlatlarına zulüm edildiğini ifade eden Ahmet Gündoğdu, “Birçok vatan evladı ‘öz yurdunda garip, öz vatanında parya’ konumuna getirilmiş, yükseköğrenimini ya bırakmış ya da yurtdışında devam etmek zorunda bırakılmıştır. Ayrıca yurtdışına giden akademisyenler de damgalanmıştır. Anayasa değişikliği referandumundan önce üniversiteler; milletin, öğrencilerin, akademik kadroların hizmetinde olmamıştır. Referandumdan sonra Türkiye’nin normalleşmesiyle birlikte üniversitelerde de normalleşme süreci başlamıştır.

 

İnşallah, yıllardır dile getirdiğimiz ‘yeni anayasa’yla birlikte üniversiteler daha özerk, daha bağımsız ve bilim üreten kurumlar haline gelecektir. Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen olarak, mevcut anayasanın akademik özgürlük üzerinde vesayet oluşturmak hedefine uygun şekilde YÖK’ü düzenleyen 130 ve 131. madde ve benzerlerine yeni anayasada yer verilmesini istemiyoruz. YÖK, sadece koordinasyon ve akreditasyon görevi gören bir kurumsal yapı olarak dizayn edilmeli ve bu, Anayasayla değil yasayla yapılmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Yükseköğretim Kurulu’nun, yeni YÖK Yasası hazırladığına dikkat çeken Gündoğdu, yeni yasayla üniversitelerin daha da demokratikleştirilmesini isterken, tüm akademik ve idari kadroların mali, sosyal ve özlük haklarında ciddi iyileştirmelerin yapılmasını beklediklerini dile getirdi.

 

Demokrat ve Dürüst Nesiller Yetiştirmek İçin Yeni Müfredat ve Programlar Ortaya Konmalıdır

“Yeni dönemde, Türkiye için değer olacak, değerlerimizi koruyacak ve insanlık için yeni değerler üretecek demokrat ve dürüst nesiller yetiştirmek için yeni müfredat ve programlar ortaya konmalıdır” diyen Genel Başkan Ahmet Gündoğdu, “Akademik kadrolar üzerindeki her türlü baskı kaldırılmalı, akademik kadroların bilimsel üretim yapmasının önü açılmalı ve yeni fırsatlar oluşturulmalıdır. Üniversiteler, hem milletle hem de akademik ve idari ayırım yapılmadan kendi personeliyle barışmalıdır. Hedef; ufku geleceğe, kapıları millete açık üniversite olmalı ve bu mutlaka hayata geçirilmelidir. Üniversiteye dair yeni anlayışımız, dünyadaki ve Türkiye’deki demokratikleşmeyi ve normalleşmeyi fırsat bilerek demokratik bildiriler yazmak, gençlerin aydınlık geleceğinin önünü açacak manifestolar üretmek, resmi ideolojiye son vermek olmalıdır” ifadelerini kullandı.

Gündoğdu, dünün Türkiyesi’nde ‘genç subaylar tedirgin’ hezeyanı üretildiğini; bugünün Türkiyesi’nin başat değerinin ise ‘genç akademisyenlerden ve idarecilerden umutluyuz’ olması gerektiğini söyledi.

 

1980’lerin şartlarına göre hazırlanan bir yasayla üniversitelerden bilgi ve teknoloji üretmesini beklemek mümkün değildir

Üniversiteler, resmi ideolojinin zemini, akademisyenler de rejimin ideologları olmaması; milletin sözcüleri, öğrencileri hayata, ülkeyi geleceğe, Türkiye’yi küresel aktör olmaya hazırlayan zeminler olması gerektiğini vurgulayan Gündoğdu, şöyle konuştu: “Üniversiteler, sivil toplumdan kopuk olmamalı, sivil toplum ve sendikaları sosyal paydaşları olarak görmeli ve onlarla birlikte katma değer üretmelidir. Üniversiteler, akademik düşünce ve bilim üretirken, araştırma yaparken mutlaka akademik özgürlüğü esas almalıdır. 1980’lerin şartlarına göre hazırlanan bir yasayla üniversitelerimizi yönetmek, üniversitelerden bilgi ve teknoloji üretmesini beklemek mümkün değildir. Demokratikleşmeyi, akademik özgürlüğü, kaliteli eğitimi, güncel bilgiyi ve derinleşmiş bilinci merkeze alan, ara rejim kalıntılarından bütünüyle arınmış demokratik üniversiteye ve yükseköğretim sistemine dönük reform biran önce yapılmalıdır. Uzun süre dış dünyaya kapalı olmak zorunda kalan üniversiteler artık dünyaya açılmalı, dünya üniversiteleri ile her alanda yarışabilmelidir. Yasayla her şeyi kontrol eden, merkezden her şeyle ilgili herkese talimat veren anlayıştan tamamen uzaklaşılmalıdır.”

 

Üniversitelerin Sendikalaşma Oranının En Düşük Alanlar Olması Özgür Düşünce Konusunda Yıllardır Tabi Tutuldukları Baskının Sonucudur

Üniversitelerin, evrensel düşüncenin ve bilimin verileriyle, medeniyet değerlerimizin yol göstericiliğiyle bilgi üreten, bilinç geliştiren, bilimi esas alan, teknoloji üreten ve geliştiren, milletimizi erdemli bilgiye, devleti küresel rekabetin gerektirdiği güce ulaştırmanın öncüsü kurumlar haline dönüştürülmesi gerektiğinin altını çizen Ahmet Gündoğdu, “Bu öncelikle medeniyet davasının ve soylu mücadelenin sendikal zemindeki sesi ve nefesi konumundaki Eğitim-Bir-Sen’e ve onun üniversitelerdeki uç beyleri olan sizlere ait bir sorumluluktur” diye konuştu.

Ahmet Gündoğdu, üniversitelerdeki teşkilatlanmamızın ve üye sayımızın Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki seviyeye gelememesinin nedenlerini birlikte belirlemek, akademik personelin sivil toplum mücadelesinin ve sendikal sivil itaatsizliğin parçası olma noktasındaki çekinik tavrına son vermek zorunda olduklarını belirterek, sendikalaşma oranının en düşük olduğu alanların üniversiteler olmasının, üniversitelerimizin özgür düşünce konusunda yıllardır tabi tutuldukları baskının sonucu olduğunu bildiklerini; ancak akademisyenlerin de artık korku tünelinden çıkmaları gerektiğini, korku tünelini kendisine ikamet olarak seçen akademik camia zihniyetini değiştirmedikçe, akademik ve idari özerkliğe sahip üniversitenin o tünelin karanlığına mahkum edilmiş bir hayal olarak kalmaya devam edeceğini vurguladı.

Kapasiteyi Kullanma Becerisini Harekete Geçirecek Çözümler Üretemiyoruz

Gündoğdu, Türkiye’de üniversite düzleminde en önemli ve acilen çözüme kavuşturulması gereken sorunun; gelecek projeksiyonlu bilimsel programları, düşünsel hedefleri ve vizyonları bulunmayan üniversite kurgusu olduğuna dikkat çekerek, “Akademisyen topluluğunun azımsanmayacak bir bölümü akademik hayatının zirvesi olarak dekanlık ya da rektörlük makamını görmektedir. Bilimsel üretimle, alanında yeni buluşlar geliştirmekle öne çıkma arzusu ve hedefi, akademik dünyanın varlığını anlamlı ve daim kılacak bir anlayış olarak kabul edilmelidir. Ülkemizin bilişim çağında geride kalanlar arasında yer almasının temel nedenlerinden biri de, kapasiteyi kullanma becerisini harekete geçirecek çözümler üretememesidir. Beşeri sermayenin bu denli zengin olduğu bir ülke ve toplumun uluslar arası düzeyde söz ve isim sahibi düşünce ve bilim insanı sayısının yok denecek kadar az olmasının nedenlerini cesaretle ortaya koymalıyız. Yeni İbni Sinalar, İbni Haldunlar, Akşemsettinler, Mevlanalar, Ali Kuşçular, Farabiler ortaya çıkamıyorsa, bilim denilince akla dünyanın batısı; savaş, kan, yoksulluk ve sömürü denince doğusu geliyorsa, hem görev hem vebal büyük demektir. Bu kuşatmayı birlikte kıracağız. Bu görevi birlikte yerine getireceğiz. Başarmaktan başka seçeneğimiz de yok” şeklinde konuştu.

Haftada 30 Saate Yakın Derse Giren Akademisyenden Buluş ve Araştırma Bekleyemeyiz

“Üniversitelerde kalite ve üretim sorunu var” diyen Ahmet Gündoğdu, daha az üretmesi, daha az geliştirmesi istenircesine daha fazla derse girmek zorunda bırakılan akademisyenleri suçlayarak bir yere varılamayacağını ifade etti. Gündoğdu, “Öğretim işiyle uğraşmaktan üretim faaliyetlerine zaman ayıramayan akademisyen gerçeğini değiştirmedikçe, ‘ilk yüz üniversite arasında niye bizim üniversitelerimiz yok’ sorusunu sormaya devam ederiz. Haftada 30 saate yakın derse giren bir akademisyenden buluş ve araştırma yapmasını, yeni teknolojiler geliştirmesini beklemek; ağzı ve burnu kapalı insandan derin nefes almasını istemekten farksızdır” dedi.

Ahmet Gündoğdu, konuşmasının sonunda akademik ve idari personele yönelik gerçekleştirilmesini istedikleri taleplerinden bazılarını şöyle sıraladı:

 

İdari Personelle İlgili Talepler

-Rektörlük seçimlerinde ve üniversitenin yönetim organlarında idari personelin tercih ve söz sahibi olmasına imkân verilmeli, akademik personelin yararlandığı geliştirme ödeneği ve benzeri tazminatlardan idari personelin de yararlanması sağlanmalıdır.

-Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavları ile bu sınavlarla geçiş yapılacak kadro ve unvanların sayısı arttırılmalıdır. Bu sınavlar periyodik aralıklarla gerçekleştirilmelidir.

-İdari personel, sosyal tesisler başta olmak üzere üniversitenin bütün imkânlarından faydalanabilmelidir.

-Yer değiştirme ve kurum değişikliği gibi konularla ilgili fiili engelleri ortadan kaldıran mevzuat düzenlemeleri ve uygulamaları hayata geçirilmelidir. İdari personelin üniversiteler arasında naklen geçişleri üniversitelerin inisiyatifine bırakılmamalı, doğrudan YÖK tarafından koordine edilmelidir. Tayinlerde puanlama sistemi getirilmelidir.

-Şefler için birinci dereceli kadrolar tahsis edilmeli kadro sınırlaması uygulaması kaldırılmalıdır.

-Özellikle muvafakat taleplerinin doğrudan reddine ilişkin mevcut tutum ve anlayış sona erdirilmelidir.

-Üniversitelerimizde çalışan ve okumak isteyen idari personelin ön lisans, lisans ve lisansüstü programlarına katılımlarını sağlayacak izinlerin verilmesi, ücretlerde indirimlerin yapılması gibi kolaylıklar sağlanmalıdır.

-Üniversitelerarası Kurul ve Yükseköğretim Kurulu bünyesinde her iki kurulda çalışanlar adına yetkili sendika temsilcisi bulunmalı ve bunun hukuki alt yapısı hazırlanmalıdır.

-İdari personelin görevlerinin ve görev yerinin rektör veya dekanın iki dudağı arasından çıkan sözle belirlenmesine imkân veren bütün düzenlemeler yürürlükten kaldırılmalıdır.

-Üniversite çalışanları açısından devam ettirilen sicil sistemi uygulaması devlet memurlarında olduğu gibi kaldırılmalı, buna karşın idari personelin ödüllendirme imkan ve fırsatlarının sayısı arttırılmalıdır.

- 4/B kapsamındaki personel, 4/A kapsamında kadroya geçirilmelidir.

-4/C'li personelin özlük hakları ve görev tanımları yapılmalı, kadroya geçirilmeli, öncesinde kadrolu çalışanların yararlandığı bütün sosyal hak ve yardımlardan faydalanması sağlanmalıdır.

-İkinci öğretim uygulamalarında görev alan üniversite personeline ilave tazminat ve haklar sağlanmalıdır.

- 2547 sayılı Kanun’un 13. maddesinden kaynaklanan keyfi görevlendirmeler sona erdirilmeli ve bu hüküm kanun kapsamından çıkarılmalıdır.

- İdari personelin ek ödeme oranları ile ek gösterge rakamları yükseltilmelidir.

 

Akademik Personelle İlgili Talepler

-Akademik personelin, bilimsel üretim yapmasını destekleyecek (mali ve idari) imkanlar hayata geçirilmeli, üniversite bünyesindeki döner sermaye aracılığıyla kamuoyunun yararlanmasına sunduğu eğitim materyali ve benzeri üretimlerden gelir elde etme imkanı artırılmalıdır.

-Yönetim kadrolarında görev yapan akademik personelin makam tazminatı konusundaki mağduriyetleri giderilmelidir.

-Öğretim elemanlarının ders saati sayısı azaltılmalı ve bilimsel üretime, teknoloji geliştirmeye, tez üretimine ve araştırmaya daha fazla zaman ayırmasına imkan sağlanmalıdır.

-Araştırma görevlilerinin istihdam ve ücretlerine ilişkin sorunlar giderilmeli, kadro ve derece sınırlaması uygulamasına son verilmelidir.

-Akademisyenler, askerliklerini üniversiteler bünyesinde yapabilmelidir.

-Rektörlük seçimlerinde akademik personelin tamamı oy kullanabilmelidir.

-Akademisyenlerin fikirlerini, eleştirilerini ve önerilerini her türlü vasıtayla serbestçe ifade etmesinin önündeki engeller bütünüyle kaldırılmalıdır.

-Doçent unvanının edinilmesi mülakat hükmünde de olsa sınav uygulamasından vazgeçilerek profesör unvanında olduğu gibi eser ve üretim incelemesi yöntemine geçilmelidir.

-Akademisyenlerin maaş ve ücretleri, kendi öğrencileri konumundaki kamudaki uzman yardımcısı ve uzmanlardan daha düşük düzeydedir. Bu ayıba son vererek alim ve arife medeniyetimizin verdiği itibarı, mali düzlemde hayata geçirmek için akademisyenlerin maaş ve ücretleri iyileştirilmeli ve bu çerçevede öncelikle mevcut ek ödeme tutarları artırılmalıdır.

-Akademik personelin ek ders ücreti tutarları mizaha konu edilecek düzeydedir. Bir aracın saatlik otopark ücreti seviyesindeki ek ders ücreti tutarları arttırılmalı ve akademik personele üniversitenin yayın organlarında yayımlanması şartı aranmaksızın hatırı sayılır düzeyde makale ücreti ödenmelidir.

-Rektörlerin akademisyenlere dair yetkilerindeki sınırsızlığa son verilmeli ve akademisyenler gerçek anlamda iş ve görev güvencesine kavuşturulmalıdır.

-Yardımcı doçent kadroları artırılmalı ve doktorasını tamamlayan öğretim elemanlarına bu kadrolar tahsis edilmelidir.

-Üniversite içerisinde ve tesislerindeki içki satışı ve servisi yapılan mevcut mekanlar kapatılmalıdır.

-Üniversite personeli dahil olmak üzere kamu görevlilerine yönelik siyaset ve grev yasakları kaldırılmalıdır. Akademik personelin bugün itibarıyla sahip olduğu siyaset hakkının kapsamı genişletilmelidir.

-Öğretim elemanlarının araştırma ve çalışmalarından ürettiklerinden yapılan döner sermaye kesintileri kaldırılmalıdır.

-Üniversitede görevli kadın akademik ve idari personele yönelik başörtüsü yasağı sona erdirilmeli, çalışma hayatına ilişkin bu yasak bir an önce tarihin çöp sepetine atılmalıdır.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.