1. YAZARLAR

  2. Mustafa KIR

  3. Mevlasız Mevla Arayışı Beyhudedir
Mustafa KIR

Mustafa KIR

Mustafa KIR
Yazarın Tüm Yazıları >

Mevlasız Mevla Arayışı Beyhudedir

A+A-

MEMUR-SEN ANKARA İL VE EĞİTİM-BİR-SEN 1 NOLU ŞUBE BAŞKANI MUSTAFA KIR’IN MEVLANA HAFTASI MÜNASEBETİYLE YAPTIĞI  "MEVLASIZ MEVLANA ARAYIŞI BEYHUDEDİR" YAZILI BASIN AÇIKLAMASIDIR.   

                                         MEVLASIZ MEVLANA ARAYIŞI BEYHUDEDİR

            Bilindiği üzere her yıl ülkemizde 7-17 Aralık tarihleri arası Mevlana haftası olarak kutlanmaktadır. İslam dünyasında alim arif, şair, mütefekkir, mütedeyyin ve mutasavvıf  kimliği ile tanınan ve asıl adı Muhammed Celaleddin olan Hz. Mevlana, 30 Eylül 1207 yılında Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan'ın Belh şehrinde doğmuştur. Babası Sultanü'l-Ulema lakabıyla tanınan Muhammed Bahaeddin Veled'dir.Annesi ise Belh emiri Rüknüddin'in kızı  Mü'mine Hatundur.

 

             “Kul oldum, kul oldum, kul oldum! 
             Ben Sana hizmette iki büklüm oldum. 
            Kullar âzad olunca şâd olur; 
            Ben Sana kul olduğumdan dolayı şâd oldum
.

 

 Kul olmayı rütbelerin en büyüğü sayan,İslam düşüncesinin inanç akidelerini; akıl ruh ve sevgi üçgeni içinde sunan ve hayatını ‘Hamdım, piştim, yandım. sözleri ile özetleyen Hz. Mevlana, bundan 740 yıl önce 17 Aralık 1273 Pazar günü  Konya'da vuslata ermiştir.

Ölümü yeniden doğuş ve Rabbine kavuşma anını "Şeb-i Arus" sevgiliyle buluşma anına benzeten Hz. Mevlana; Vuslatının üzerinden 740 yıl geçmesine rağmen  hala asırlar ötesinden  eserlerinde yer alan şiirleriyle, nesirleriyle, hikâyeleriyle sadece yaşadığı çağı değil, bütün çağları aydınlatan bir gönül mimarı ve mana aleminin sultanı olmaya devam etmektedir.

  Sanırım Şemseddin Attâr'ın Hz. Mevlana hakkındaki şu kıssası O'nun mana aleminin derinliğini anlatmaya yeter. "Hazreti Mevlâna bir gün camide vaaz ederken, mevzu; Hızır ile Musa aleyhisselâmın kıssasına gelmişti. Bu kıssayı, öyle fesahat ve belâgat ile anlatıyordu ki, herkes nefesini kesip, can kulağı ile dinliyordu. Benim yanımda bir şahıs ise başını önüne eğmiş bir şeyler mırıldanıyordu. Kulak verdim, dediklerini anladım."Sanki yanımızda idin, sanki üçüncümüz sendin." diyordu.Bu kişinin Hızır (a.s) olduğunu anladım.Yanına sokuldum;"Anladım,Sen Hızır'sın.Ne olur bana ihsan eyle!" dedim. Cevaben;"Burada Hazreti Mevlâna varken benim sana ihsanda bulunmam deniz yanında teyemmüm gibi olur. Senin bütün müşküllerini o halleder." dedi ve gözümden kayboldu.Ben bu hâli Mevlâna hazretlerine anlatmak için yanına gittiğimde ben daha söze başlamadan;"Ey Attâr! Hızır aleyhisselâmın sözleri doğrudur." diyerek benim sözümü kesti."

 O  peygamber değildir ancak Onun kitabı vardır.

              Molla Camii Hazretlerinin:"O bir peygamber değildir ancak O'nun kitabı vardır."dediği Mevlana’nın eserleri Kuran ve sahih hadislerini ihtiva eden kitaplardan sonra muteber bir kitap olarak zikredilmiştir. Zira Onun eserleri Kuran ayetlerinin yorumundan, Peygamberimizin hadisi şeriflerinin anlatımından başka bir şey değildir.

 

               Ne yazık ki;  günümüzde  Şeriatsız İslam, İslamsız tasavvuf, ibadetsiz din, Mevlasız  Mevlana arayışı içinde olan sözüm ona entellektüeller tarafından  Mevlana'ya atfedilen ancak Mevlana'ya ait olup olmadığı konusunda ihtilaflar bulunan:

 

             "Gel,gel,ne olursan ol yine gel,

              İster kafir,ister Mecusi,ister puta tapan  ol yine gel.

              Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir.

              Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel..."

 

Sözü kime ait olursa olsun:"Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.Muhakkak ki Allah bütün günahları bağışlayıcıdır." ayetinin  yorumundan başka bir şey değildir.

 

            Bu sözle İslam'da olmayan yeni bir çığır açılmamıştır. İslam'ın koyduğu sınırların  dışına çıkılmamıştır.Ancak Allah'ın bağışlayıcılığı ve ümitsizliğe düşülmemesi gerektiği hatırlatılmıştır. Çağrı İslam'ın evrensel çağrısıdır.Çağrılan dergah Mevlevilik dergahı olmayıp,  bizatihi İslam'ın  kendisinedir. Mevlana da İslam dergahının bir müridi,bir mürşidi ve bir şeyhidir. "Ey kızım Fatıma!, Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yapmazsan vallahi senin için hiçbir şey yapamam..." Diyen Peygamber'in bile affetme yetkisinin olmadığı bir dinde, Mevlana'yı böyle bir bühtanla anmak ona yapılabilecek en büyük zulümdür.

 

            Mevlana insan severdir fakat hümanist değildir

 

            Çarpıtılarak Mevlana'ya atfedilen bu söz ile Mevlana; Allah'a karşı insanı,Vahye karşı aklı, dine karşı pozitivist bilimi ilahlaştıran Hümanist ve mistik bir şair gibi tanıtılmaya çalışılmaktadır. Şu iyi bilinmelidir ki   dili, dini, ırkı, rengi ne olursa olsun bütün insanları Hak nurundan bir parça olarak gören Mevlana insan severdir amma, asla bir hümanist değildir.Onu mistik  bir şair,hümanizmin besleyicisi gibi tanıtma ve Mevlasız Mevlana arayışları beyhude bir arayıştır.  Çünkü Muhammed Celaleddin'i  efendimiz anlamına gelen "Mevlana" yapan şey; Hümanistliği ve şairliği  değil;

 

              “Gönlümün içindeki ve dışındaki hep O'dur.

               Tenimdeki can, damar ve kan hep O'dur.

               Artık o yere küfür ve iman nasıl sığar?

               Keyfiyetsiz olan benim, vücudum hep O'dur.”

şiirinde olduğu gibi; Allah'ın “asıl sevgili” olduğu yerde başka sevgiye yer vermemesidir. Işığını güneşten alan ay gibi,feyzini İslam'dan, Kurandan ve âlemlerin sevgilisi Hz. Muhammed’den almasıdır.

 

               Mevlana'yı bir  hümanist olarak takdim edenlere ve turizmi teşvik edici bir malzeme olarak kullanmak isteyenlere inat Mevlana kendisini şöyle tanımlamaktadır.    

               

              “Ben yaşadıkça Kuran’ın kölesiyim,

               Seçilmiş Muhammed’in ayağının yolunun tozuyum.
               Birisi beni bundan başka bir sözle naklederse,

               Ben o sözü söyleyenden de, o sözden de şikâyetçiyim.


               Bu gün, savaşların, işgallerin, haksızlıkların şiddetin hüküm sürdüğü dünyamızda evrensel barışın, sevginin hoşgörünün simgesi olan Mevlana’yı daha fazla anlamaya ihtiyacımız vardır.

 

               "Sevgide güneş gibi ol, Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,     Hataları örtmede gece gibi ol,

             Tevazuda toprak gibi ol ,Öfkede ölü gibi ol, Her ne olursan ol, Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol." dizelerinde ifade edildiği üzere   sevgi, barış, tevazu,dürüstlük ve hoşgörü timsali bir hayatı  turistik dansa dönüştürülen sema gösterileri  ile gelecek nesillere taşımamız mümkün değildir. Bir Müslüman olarak, Mevlana'yı  Mevlana'ya yakışır bir tarzda anma ve anlama sorumluluğumuz vardır.
               Mevlana’yı vuslatının 740. Yılında rahmetle anarken, sözlerimi yine Onun şu sözü ile tamamlıyorum." Allah adına savaş açanlar, kötülükte ısrar edenler, merhamet ve vicdan sahibi olmayanlar, insanlara zulmedenler Allah’ın sevgili kulu olamazlar. Ve onlar bizden değildir."  "Benim şu üç sözden başka söyleyecek sözüm yok. Yandım, yandım, yandım!" Hz. Mevlana'yı rahmetle anıyor ruhu şad mekanı cennet olsun diyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.