Okul Yöneticisi Görevlendirme Dramı

Okul müdürü görevlendirme işi artık tam bir drama dönüştü. Dram diyorum çünkü dramda trajedi ve komedi kaynaşmıştır. Konusunu günlük yaşantımız teşkil eder ve tarihsel bir yanı da vardır. Dramının ilk perdesi Yönetici görevlendirme yönetmeliğidir.  Ancak bu yönetmeliği çıkaranlar da, böyle bir Yönetmeliğin çıkmasına vesile olanlar da bu durumdan mustariplerdir. Okul müdürü atama (görevlendirme) işleminde hiçbir dönemde bu kadar keyfilik yaşanılacağını düşünmediler belki. Hiç bir dönemde böyle bir keyfilik yaşanmamıştır. Bu keyfilik, sadece akıbetini bekleyen okul müdürlerini değil, onları değerlendirme durumunda olan ilçe müdürlüklerini de sıkıntıya soktu. Kiminin sıkıntıdan dudağı uçukladı, kiminin başına ağrılar girdi, uykuları kaçtı. Kolay değil bir insanın mesleki geleceğiyle ilgili karar veriyorlar.   Bunun için yetkileri var ancak bir de vicdan var tabii…  Sadece onları mı sıkıntıya giren?  Siyasi partilerin il ve ilce başkanları, sendikalar, muhtelif kurum ve kuruluşların yetkilileri vs. vs… Okul müdürü ataması toplumsal bir mesele oldu yani anlayacağınız.

              Bizim ülkemizde sosyal bağlar güçlüdür. Herkesin bir tanıdığı vardır. Tanıdığı yoksa da tanıdığının tanıdığı vardır. Bu tanıdıklar da iş yapmayı, insanları sevindirmeyi severler.  Yani “o işi hallederler”  “o işi olmuş bil” bile derler. Hatta söyledikleri iş olmazsa bunu gurur meselesi yapıp, “nasıl benim söylediğim işi yapmazsın” deyip kulak bile çekerler.

              Ancak bir gerçek vardır ki; atanacak kurum sınırlıdır ama talep çok fazladır. Öyle ya müdür olmak isteyen herkes bir tanıdık bulmuş, sıraya girmiştir. Bu arada bunlar yaşanırken halen görevde olan müdürler akıbetini beklemektedirler. Kazanılmış hak olarak gördükleri, belki sınavla atandıkları müdürlük görevinin devam edip etmeyeceğinden çok, öğretmen olarak mı gönderecekler ve nereye verecekler, kaygısı ile yaşamaktadırlar. Bu arada görevden alındıklarında mahkemenin yolunu tutmak için hazırlık yapmaya başlamışlardır bile…

              Gerçek olan okulların açılmasına az bir süre kalmasıdır. Yönetici atamalarının çoktan halledilmesi gerekirken ve okullarda yeni eğitim yılına hazırlıklarının yapılması beklenirken, halen sonuçlanmayan yönetici atamalarıyla (görevlendirmeleriyle) uğraşılmaya devam edilmektedir. Bu sürecin, okulların yine sorunlarla açılmasına neden olacağı, velilerin, öğrencilerin, eğitim öğretimin olumsuz etkileneceği, mahkemelerle, davalarla, müdürlerin gidip gelecekleri bir süreç olacak gibi görünüyor. Geniş kesimleri ilgilendiren yanıyla da toplumsal bir dram haline gelmesi muhtemeldir.

              Bir de tersten bakalım. Yönetici değerlendirme kriterleri objektif olan, kimsenin müdahalesine açık olmayan, liyakatin ön planda tutulduğu, müdür adayının tanıdıklarının nerede, hangi mevkide olursa olsun süreci etkileme şansının olmadığı, kimsenin dışlanma duygusunu yaşamadığı, yöneticiliği olmasa bile bunu kendisinin bile kabul edebileceği bir yönetmelik hazırlanmış olsaydı…  Bu dram yaşanır mıydı? Bu kırgınlıklar, bu küskünlükler, bu dışlanmışlık duygusu, bu iş yoğunluğunda yetkililerin boşa zaman kayıpları yaşanır mıydı? Elbette yaşanmazdı…  Herkes “olmadı kardeşim ne yapalım” der köşesine çekilirdi. Camiada bir rahatlık, bir güven hâsıl olur, adalet duygusu tesis olurdu. Olmadı…

              Şimdi herkes sonuçları bekliyor. Torpili en güçlü olanlar belirlenecek. Siyaseten güçlü müdürler okulları yönetecek. Bakalım okullara, eğitim öğretim süreçlerine bunun yansımaları nasıl olacak? Bekleyip göreceğiz.

                Ancak sonuçta su akıp yolunu bulacak er ya da geç kazanan hak eden olacaktır. Kimileri eğitim tarihimizde hiç unutulmazken, kimilerinin ise adı bile hatırlanmayacaktır. Tarih bunu böyle yazıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.