1. YAZARLAR

  2. Adil Gülmez

  3. "Seni Böyle Okula Almam!"
Adil Gülmez

Adil Gülmez

Adil Gülmez
Yazarın Tüm Yazıları >

"Seni Böyle Okula Almam!"

A+A-

 

Bu haftaki köşemi eğitimci arkadaşım Osman Çakar’a ayırdım. Meslektaşımız hepimizin karşılaşabileceği bir olay yaşamış. Okul müdürü arkadaşımıza prosedüre uygun olmayan tavırlar takınmış. Hepimizin başına gelebilir. Bu olayda öğretmen  Osman Çakar’ın  tutumu bence takdire şayan. Bunun için bu hafta kendim yazı yazmadım. Sizlere arkadaşımın yazısını takdim ediyorum.

Öğretmenlikte henüz 7. yılım ve geçen yıla kadar sendikaya üye değildim. Düşünce yapıma yakın bir sendika yoktu görebildiğim. Ancak geçen yıl, Özgür Eğitim-Sen'i yaptığı birkaç eylemle tanıdım. Özellikle, islamcı kesimin bazılarının tam karşısında durduğu, diğer bazılarının da hassasiyetle uzak durduğu kürt meselesine olan eğilimleri hoşuma gitmişti. KCK operasyonlarını açıkça eleştirecek kadar ilerdeydiler, diğer sendikalara göre.

 

Böylece Özgür Eğitim Sen'e üye oldum. İlk defa sendikalı oluyordum ve sendikal hak, grev, eylem, sendikanın özlük haklarımı koruması gibi kavramlara çok uzaktım. Doğrusu görev yaptığım okulları düşününce, "Eğitim-Sen de olmasa, eylem nedir bilmeyeceğiz" diye düşünmedim değil. Tabi ne için ve nasıl eylem yaptıkları ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte.

 

Yaklaşık bir ay önce Özgür Eğitim-Sen bir eylem kararı aldı. Kılık kıyafet özgürlüğü için süresiz olarak her pazartesi, sivil kıyafetle okula gidilecekti. Eylemin temel olarak iki amacı vardı:

1-Bayanlar başörtüsüyle derslere girebilmelidir.

2-Bayan öğretmenler için serbest olan kıyafet uygulaması erkek öğretmenler için de serbest olmalıdır.

 

benim de tamamen katıldığım bu iki amaç için, pazartesi günleri sendikanın bayan öğretmenleri başörtüsüyle, erkek öğretmenleri de sivil kıyafetle okula gitmeye başladı. Ben de; Kot pantolon, spor ayakkabı, gömlek ve süveter giydim ve okula gittim. Bir gün önceden bu konularda deneyimli birkaç tanıdığımdan bilgi almak birazdan başıma gelecek olay açısından iyi oldu benim için.

Malum, bakanlık öğrenciler için serbest kıyafet uygulamasına geçti ve bu uygulamanın seneye uygulanacağını belirtti. Ancak daha sonra iki ayrı genelge gönderdi okullara ve serbest kıyafete geçilsin talimatı verdi. Erzurumlu 50'li yaşlarda bir müdürümüz var. Müdür, ilk genelgeden sonra öğrencileri haberdar etmiyor. Amacı, öğrencilerin en azından bu yıl üniformayla okula devam etmelerini istemesi muhtemelen. Ancak ikinci genelge gelince, tam da o gün sabah, öğrencilere bunun duyurusunu yapıyor. ancak serbest kıyafeti belirtmesinden hemen sonra, şiddetle "serbest kıyafet demek, her istediğini giyersin demek değildir" diyerek, ne tarz giyip gelmemeleri gerektiğini açıklıyor tek tek.

Öğretmen arkadaşlar bir bir takılıyor bana, sivil kıyafetten ötürü. Tören bitince içeriye yöneliyoruz. Tam müdürün önünden geçerken, daha önce birçok kez şakalaştığım gibi, yine şaka ile;"ben öğrencilerden önce başladım serbest kıyafete" diyorum.

"Hayrola, sen niye böyle geldin?"

"Eylemdeyiz hocam, sendika olarak."

"Hangi sendika bu?"

"Özgür Eğitim-Sen."

suratı değişiyor konuştukça ve sonra; "Ben seni böyle derse almam ama" diyor, biraz da sert bir ifadeyle.

"Anlamadım hocam, ciddi misiniz?"

"Almam hocam ben seni böyle derse, git kıyafetini değiştir gel"

"Hocam, ne demek bu? biz sendika olarak eylem yapıyoruz."

"Ben sendika falan tanımam, almam seni sınıfa"

"Sizin böyle bir hakkınız yok, tutanak tutabilirsiniz sadece"

"Oldu o zaman, herkes burada istediği gibi eylem yapsın, ben de tutanak tutayım. Olmaz öyle şey"

"Hocam, biz sendika olarak eylem yapıyoruz, sizin engelleme gibi bir yetkiniz yok"

"Ben almam hocam derse"

"Ben girerim hocam, engelleyemezsiniz" diyorum ve öğretmenler odasına yöneliyorum.

"Bir de din öğretmenisin. yazık" diyor arkamdan.

"Ne diyorsunuz hocam siz ya. allah allah"

 

Hem konuşuyor, hem tartışmayı bitirmeye çalışır gibi kafasını başka tarafa çeviriyor. Ben dolabımdan dosyamı alırken, Eğitim-Sen'li arkadaşım Erhan'a; "beni sınıfa sokmayacakmış. Hadi engellesin, o zaman tutanağı ben tutacağım" diyorum ve sinirle sınıfa yöneliyorum.

Arkamdan müdürün sesleneceğini düşünüyorum ancak ses yok. Olsa da kavgaya hazırım artık. Sınıfa giriyorum ve sınıfın kapısına gelip beni çağırmasını umuyorum. Çünkü o anda dersten çıkıp, öğrencilerin de şahit olduğu bu olayda müdürle mahkemelik olmak istiyorum.

Ancak sınıfa da kimseler gelmiyor. Fakat dersi sinirli ve stresli bir şekilde geçiriyorum.

 

Teneffüste çayımı alıp öğretmenler odasına geçiyorum. Öğretmenlerin gözü bende. Soruyorlar, anlatıyorum olduğu gibi. 3 gün önce Eğitim-Sen'in, tam da bizim yaptığımızın zıttı bir amaç güden (eğitimde dinsel kıyafetler istemiyoruz) bir eylemi vardı ve arkadaşım Erhan, sivil kıyafetle gelip derse girmişti. Arkadaşlar;"Sana neden ses çıkarmadı da, Osman'a ses çıkarıyor" diye sorup, takılıyorlar. Erhan, müdürün sendikadan gelen eylem yazısını bilinçli olarak gizlediğini, kendilerine ulaştırmadığını ve tesadüfen yazıyı odada gördüğünü ve bu yüzden yapmayı düşünmediği eylemi yaptığını belirtiyor.

 

Tekrar zil çalıyor ve elimdeki bardağı çay ocağına koymak için diğer öğretmenlerle çıkıyorum. Bardağı koyarken, müdürün de çay almak için orada olduğunu fark ediyorum. Arkamı dönüp çıkarken; "Osman bey, bi dakka gelir misin?" Diyerek idarecilerin odasına yöneliyor. Arkasından giriyorum ve kapıyı kapatıyor. "Osman bey, az önce ben sana kızarken seni sol sendika zannettim, ondan öyle tepki gösterdim. Özür dilerim" diyor. "Ancak yaptığın eylemi birçok insan, onların eylemine destek veriyorsun olarak algılayacak" diye de ekliyor.

Özrü kabahatinden büyük dedikleri bu olsa gerek. Daha fazla üzülüyor ve acıyorum doğrusu. "Hocam, hangi sendikadan olduğum önemli değil. Benim kızdığım, sizin tavrınız. Üstelik neyin eylemini yaptığımı sorsanız, size açıklardım ve bunlara gerek kalmazdı. Şunu bilin ki, ben çok üzüldüm bu tavrınızdan"

"Ben de çok üzüldüm hocam"

"Üstelik 'din öğretmenisin, yazık' da ne demek? Herhalde alıştınız, din öğretmeninin el pençe divan durmasından devletin karşısında!"

"Hayır hocam, kesinlikle. ben o sözü sol sendikadan zannettiğim için söyledim"

"Her neyse, şunu bilin yani, ben bu konuda üzgünüm" diyerek özrünün benim için geçerliliği olmadığını ima ettim ve çıktım.

 

Olayı saklamadım. Diğer teneffüste öğretmenler odasında meraklı gözlerle bana bakıp soran arkadaşlara, olduğu gibi anlattım. Herkesin bilmesini istedim zira birçoğuna göre çok iyi bir müdürümüz var. Tabi, etliye sütlüye karışmasan dünya da çok güzel. Eğitim-Sen'li Erhan, müdürün tavrına çok bozuldu. Zaten ayrımcı bir tavır içerisinde olduğunu düşünüyordu ki, bu düşüncesi pekişmiş oldu.

 

O günden sonra müdüre pek yüz vermiyorum. Diğer hafta yine sivil kıyafetle gittim. Hiç ses çıkarmadı ancak aynı sendikadan arkadaşım, okulun memuru veli'ye göre müdür surat yapıyormuş. Yani eylemden pek memnun değil. Fark etmez. Bu hafta itibariyle yine sivil gittim. Yine hiç ses yok.

 

Bu ülkede her sorunun haddini bilmemekle doğrudan ilişkisi vardır. "Sana ne?" Demesini bilmediğimizden mi acaba?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum