1. HABERLER

  2. Taşra Yöneticilerinin Sorunları ve Beklentileri
Taşra Yöneticilerinin Sorunları ve Beklentileri

Taşra Yöneticilerinin Sorunları ve Beklentileri

Bakanlığımızdan, taşra eğitim yöneticilerinin beklentisi; uygulamalarında adil olması, istişareyi sonuna kadar kullanması ve tabi ki emaneti ehline teslim etmesidir.

A+A-

Tüm çalışanlar arasında hiçbir ayrım yapmadan adaletle hükmetmek, çalışanların yetki ve sorumluluklarına göre hakkını korumak kolay değil. Hele bazı konularda tek karar verici MEB olmayınca problem çözümsüz kalıyor. Mali haklar gibi… MEB’in tek başına yaptığı uygulamalarda adaletli olması üst yöneticilerin, alandan gelmesi, olayları çok yönlü değerlendirmesi, ön yargısız olması, tarafsız ve hoşgörülü bir tavır takınması ile mümkündür. Bunlardan birinin ağır basmasında ya da birinin eksikliğinde, gerçek adaleti uygulamak zorlaşır.


“Uygulamalarda adil olmak düsturundan vazgeçmemeliyiz”

Bugün baktığımızda, geçmişe nazaran Bakanlığımızda daha adil uygulamaları müşahede etsek de maalesef taşra eğitim yöneticileri için bu durum tam anlamıyla böyle değildir. Diğer çalışanlar ile kıyasladığımızda bunu daha net olarak görüyoruz. Okul yöneticileri ve il eğitim denetmenlerinin, diğer ilçe yöneticilerinin bir çoğunun yer değiştirmeleri bir kurala bağlanmışken, taşra eğitim yöneticilerinin yer değiştirmelerinin maalesef adaletli bir kuralı bulunmamaktadır. Bu sene yayınlanması planlanan yönetmeliğin ertelenmesi, birçok taşra yöneticisinde hayal kırıklığı yaratmıştır. Öğretmenlerin okul yöneticiliğine nasıl geçeceği ile ilgili kurallar kesin çizgiler ile belirlenmiş olmasına rağmen şube müdürlerinin görevde nasıl yükseleceği ile ilgili kurallar belirsizdir. İşte bu belirsizlik, adaletsiz uygulamaların kaynağı olmaktadır. Hangi şube müdürünün nerede, ne kadar zaman çalışacağı ve görevde nasıl yükseleceği konusu eğitim yöneticilerinin en önemli problemidir. Oysa bunları düzeltmek çok da zor değil. Geçmişte daha mı iyidi, diye sorarsanız, vereceğimiz cevap bellidir. Ama geçmişe takılıp kalmamalıyız.
Sadece özlük haklarında değil, mali haklarda da adaletin yüzde yüz sağlanması gerekmektedir. Yine bir yıl önceki maaş bordoları ile şimdiyi karşılaştırdığımızda bir iyileştirmenin olduğunu hepimiz görüyoruz. İnkar, etmek nankörlük olur. Yıllarca taşra eğitim yöneticilerine ek ders ücreti ödendi. Balık hafızalı değiliz. Sınıf öğretmeni kadar ek ders ücreti aldığımız günleri unutmuyoruz. Ama ücretlerde de tam anlamıyla bir adaletin sağlandığından bahsetmekte mümkün değildir. Şunun ile bununla maaşları karşılaştırma yaptığımızda alınganlık yapan arkadaşlarımız oluyor. Onun için diğer ilçe müdürlerinin ya da okul yöneticilerinin maaş rakamlarını, yetki ve sorumluluklarını paylaşmak istemiyorum. Ama, şube müdürlerinin mali hakları geçmişe göre büyük oranda iyileştirilse de hala istenilen düzeyde değil.

Yüzde yüz adaleti sağlamanın zor olduğunu yönetici olmamız hesabıyla daha iyi biliyoruz. . Bugün çıkmayan yönetmeliği konuşuyoruz, yukarıda da yazdığım gibi ek ders ücretinden ise hiç bahsetmiyoruz… Ama bunlar yeterli değil!

“İstişare etmekten çekinmemeliyiz”

Meşveret, istişare etmek alınan kararların uygulanmasını kolaylaştıracaktır. Ama meşvereti kiminle yaptığınız önemlidir. Taşrada şube müdürü olarak çalışmamış, hatta nüfusu 3000-5000 nüfuslu ilçeyi bilmeyen ya da tam tersi büyük şehirdeki çalışmaları bilmeyen yöneticilerle istişare edip taşra yöneticilerinin sorunlarını çözmek mümkün değildir. Taşra yöneticilerinin mali ve özlük hakları ile ilgili sorunlar, alanda çalışanların katkısı ile çözülebilir. Yalnızca büyük şehirlerde görev yapanları dinlemek yeterli değildir. Taşra yöneticilerinin mali ve sosyal hakları ilçeden ilçeye değişmektedir. Kaldı ki hepsinden önemlisi bu kadroların kurumsal kimlik kazandırılması için üç ayaklı bir yönetmeliğin çıkması gerekmektedir. Yönetmenlik yayınlanmadan, istişare yapmak daha sonra meydana gelecek sorunları çözecektir. Bakanlığımız sendikaların bu hususta görüşlerini alıyor. Zaman zaman internet sitelerinde bu tür haberlere rastlamaktayız. Tabi meşveretin kurallarını da yerine getirmek gerekir. Ehil kişilerle yapılan meşveretin sonucunu da ne olursa olsun uygulamak lazım. Yoksa istişarenin hiçbir anlamı olmaz. Ehil kişiler ne derse desin biz bildiğimizi okursak, sonucunda binlerce insanı mağdur edebiliriz.

“Emaneti ehline teslim etmek”

Geçici görevlendirme ve atamalarda şartları tutanların makamlara getirilmesi, görevlerin ehline teslim edilmesi, hem verimlilik açısından hem de kurum içerisinde çalışma barışının korunması açısından önemlidir. Kadrolu şube müdürlerinin görev yaptığı ilçelerde, hala ilçe milli eğitim müdürlüğü görevleri geçici olarak okul yöneticilerine tevdi edilmektedir. Bakanlığın talimatına rağmen taşrada işler farklı yürümektedir. Emanetleri ehline teslim etmek gerekir. Yönetmelikler kime görevin tevdi edilmesi gerektiğini işaret ederken, kuralların ve temayüllerin aksine hareket etmek, hukuk düzeninde de kabul edilemeyeceği gibi vicdanları da rahatsız etmektedir. Etmiyor ise etmelidir!

Bu sadece ilçe müdürlüğü görevleri için değil diğer yönetim görevleri de en yakın yardımcısına tevdi edilmelidir. Emanetler, ehline, işin uzmanına verilmelidir. Bir sistemin nizam içinde işlemesi buna bağlıdır. Kime ne iş verilecek, ne yaptırılacaksa liyakat, ehliyet, bilgi, dürüstlük ve kabiliyet ölçüleri değişmez esaslar olmalıdır. Yönetici işini bilen atandığı konumun şartlarına hâkim insanlar olmalıdır. Aksi takdirde ehliyetsiz yöneticilerin vereceği zarar büyük olacaktır. Bu tür yanlış görevlendirmeler çevresindeki insanlara dünyayı zindan edebilir! Yöneticiler “ehliyet ve liyakat, kariyer” esasından uzak, adam kayırma, dalkavukluk temelleri üzerinde iş görürlerse düzen bozulur….
Emaneti ehline teslim etmek deyince aklıma daha öncede paylaştığım o meşhur bilinen yaşanmış dilden dile aktarılan hikâye gelir.

Mekke'nin fethi günü, Hz. Peygamber, Kâbe'ye gelmiş ve kapının açılmasını istemiştir. Câhiliyye döneminde de kutsal bilinen ve hizmetinde olmak için insanların yarıştığı Kâbe'nin anahtarı Osman bin Talha adlı birindedir. Bu, yıllardan beri babadan oğula geçerek devam eden bir görevdir. Henüz atalarının dini üzere olan Osman bin Talha, anahtarı getirerek kendi elleriyle Hz. Peygamber'e teslim eder. O anda bu şerefli görevin kendilerine geçmesini isteyen birçok Müslüman vardır ve bunlar arasında Hz. Peygamber'in en yakınları da bulunmaktadır. Fakat Hz. Peygamber, Kâbe'yi açtırıp içindeki putları temizletip şükür için iki rekât namaz kıldıktan sonra henüz Allah'a teslimiyetini dahi açıklamamış olan eski sahibine anahtarı uzatır. Bu, orada bulunan birçoklarının arzusunu kursağında bırakmış olsa da, başta Osman bin Talha olmak üzere birçok Kureyşlinin, Hz. Peygamber'in, görev dağılımında "yakın" olmayı değil; "ehliyet" ve "liyâkat"i esas aldığını görmelerini sağlar.”(1)

Yüce peygamberimiz, işinin ehli olduğu için müşriklere bile Kâbe’nin anahtarını teslim ederken, biz şimdi ne yapıyoruz!
 
Davut ÇALIŞKAN

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum