1. HABERLER

  2. MEB PERSONEL

  3. Koncuk'tan Önemli Mesajlar
Koncuk'tan Önemli Mesajlar

Koncuk'tan Önemli Mesajlar

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, 20.12.2015 tarihinde Antalya 1 No’lu Şube’ye bağlı Kumluca Temsilciliği’nin düzenlediği İstişare Toplantısı’na katıldı.

A+A-

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, 20.12.2015 tarihinde Antalya 1 No’lu Şube’ye bağlı Kumluca Temsilciliği’nin düzenlediği İstişare Toplantısı’na  katıldı. Toplantıda Genel Sekreter Musa Akkaş, Genel Mali Sekreter Seyit Ali Kaplan, Antalya 1 No’lu Şube Başkanı Bünyamin Seçme ve çok sayıda iş yeri temsilcisi hazır bulundu.

Köşeme çekileyim, ne kimseye karışayım ne de kimse bana karışsın dememeliyiz.  O zaman bu çatı çöktüğünde ah- vah etmeninde bir anlamı kalmaz. Zaten  bizim gidecek başka bir yerimiz de, vatanımız da yok.

Toplantıda bir konuşma yapan Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk şunları kaydetti: “Türkiye zor zamanlardan geçiyor. Olumsuz olayları olumluya çevirmek kendiliğinden olan bir şey değildir. Bunun için gayret sarf etmek ve emek vermek lazım. Ancak bunun ardından arzu ettiğimiz anlamda bir hayata kavuşabilmek mümkün olabilir. Her insanın bir yaradılış sebebi var. Öncelikle her bireyin yüce Allah’ın yaradılış sebebi doğrultusunda bir misyon belirlemesi gerekir. Peki o misyon nedir? Bu misyon, herkesin  ahlak üzerine olmasıdır. Hz. Peygamber Efendimizin de buyurduğu gibi, ‘'Bir haksızlık gördüğünüz zaman elinizle düzeltin, gücünüz yetmiyorsa dilinizle düzeltin ona da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle ona buğz edin ve oradan uzaklaşın.' Biz Müslümanlar için ölçü budur. Eğer ‘Elhamdülillah Müslümanım’ diyorsak, Hz. Peygamber Efendimizin koyduğu bu ölçüyü uygulamalıyız. Zaten yaşamında bunu uygulamayan bir insanın ne dini,  ne de imanı vardır. Bu memlekette bu kadar haksızlık yaşanırken dilinle müdahale etmeyeceksin, ‘yazıklar olsun’ bile diyemeyeceksin sonra da ‘ben onurlu, şahsiyetli bir adamım’ diye yaşayacaksın. Yok böyle bir şey. Ya müdahale ve mücadele için gayret göstereceksiniz ya da ahlaksızlık bataklığına gideceksiniz. Bu mücadeleyi yaparken haksızlıklara uğrayabilirsiniz. Öyle ki, vatan için en aziz varlıklarımız olan şehitlerimiz bu uğurda canlarını veriyor. Anadolu’ya girdiğimizden bu yana Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda nice şehitler verdik. Ecdadımız bu mücadeleyi birileri saltanatını sürdürsün, insanları kamplara ayırsın, ezsin diye mi verdi? Hayır. Her mücadelenin bir bedeli varsa, o bedeli göze almamız lazım gerekir. ‘Köşeme çekileyim. Ne kimseye karışayım ne de kimse bana karışsın’ dememeliyiz.  Zira bu çatı çöktüğünde ah vah etmenin bir anlamı kalmaz. Zaten bizim gidecek başka bir yerimiz, başka bir vatanımız yok. Elbette kamu hayatı bizim için çok önemli ama ülkemizin içinde bulunduğu durum daha da çok önemli.  Bizler hayatımızın hiçbir döneminde asla küçük menfaatler peşine düşmedik. Özellikle okumuş, aydın insanlarımızın böylesi bir aymazlık içinde olması asla kabul edilmez. Asıl menfaat, bu ülkenin sağlam bir zeminde yoluna devam etmesidir. Bu da bir menfaattir.  Ülkede yaşayan her insanın huzurlu ve mutlu yaşaması da menfaattir. Tabi ki şahsi ve küçük menfaatlerden bahsetmiyorum.” dedi

Taşeron sistemi; insanların iliklerinin sömürüldüğü, kemiklerinin un ufak edildiği bir sistemdir.

Gençlerimizin geleceklerinin taşeron patronlarının iki dudağı arasında olduğunu ifade eden Koncuk; “Sistemin çalışma hayatında son gelinen noktaya baktığımızda, iktidar partisinin seçim beyannamesinde yazılmış olan ‘taşeronlara kadroya vereceğim’ sözü aslında bir traji komik bir ifadedir. 2002 yılında kamuda sadece 20 bin taşeron çalışan vardı. AKP dönemi yönetiminde 2015 yılına geldiğimizde 720 bin oldu. Taşeronluğu kaldıracağım diyenler şimdi de ‘asıl iş tanımı’ kavramını getiriyorlar. Asıl iş yapanları kadroya alacağım diyorlar. Asıl iş yapanlar dediğimizde bu 720 bin kişinin içerisinden 120 bin kişidir. Bunun anlamı,  geriye kalan 600 bin insanımızın  taşeron olmaya devam edecektir. Çocuklarımızı okutmak için dişimizden tırnağımızdan artırıp onları üniversite mezunu yapacağız,  sonra onları taşeron patronların eline vereceğiz. Buna nasıl göz yumulur?  Taşeron sistemi; insanların iliklerinin sömürüldüğü, şahsiyetlerin un ufak edildiği bir sistemdir. 720 bin çalışanın büyük bir kısmı üniversite mezunu. Geçenlerde taşeron sistemle çalışan her ilden gençler toplanıp benim yanıma geldiler. Dediler ki; sayın başkanım biz ömür boyu asgari ücrete mi tabi tutulacağız?  Kaderimiz taşeron patronun iki dudağının arasında mı olacak? Ömür boyu görevde yükselme hakkımız olmayacak mı? Yazık değil mi bu çocuklarımıza? Eğer bu sistem böyle devam ederse, evlatlarımızı taşeron patronların  eline vererek sömürülmesine zemin hazırlayanlara alkış tutmaya devam edeceğiz demektir

35 yıldır bu alanda mücadele eden bir öğretmen olarak, köhneleşmiş bu anlayışa asla saygı duymayacağım ve bu anlayışın değirmenine asla su taşımayacağım.

Böyle bir dünya var mı? Peki böyle bir dünya varsa nasıl bir mantık taşıyorlar diye herkesin sorgulaması lazım. Bizim çocuklarımızı kimsenin sömürmeye hakkı yoktur. Buna göz yuman hiçbir ana babanın da evladına saygısı yok. Mevcut iktidar 13 yıldır ve milletin gözünün içine baka baka taşeronları kadroya geçireceklerini söylüyorlar. Peki kadro verecektiniz de neden 13 yıldır taşeron sistemini uyguluyorsun, diye sormazlar mı? Maalesef bu ülkede soru soran yok. Zaten sıkıntı da buradadır. Okumayan kişilerin anlayamamasını belki anlayabilirim; ama aydın dediğimiz öğretmenlerimizin memurlarımızın bu muhakemeyi yapamamalarını anlamıyorum. mümkün değil. Bu nedenle bizim sendikal tercihlerimizi yaparken de bunları düşünerek bir tercih ortaya koymamız lazım. Eğer bir öğretmen, sendikal tercihini başkalarının yönlendirmesi ile  yapıyorsa o öğretmenin öğretmen olduğu iddia edilemez. Topluma yön vermesi gereken öğretmenler, sadece  nöbetim ya da haftalık ders programım değişmesin diye her türlü rezilliğe baskıya boyun büküyorsa, ahlaksızlığa  nizana baş kaldırmıyorsa onu öğretmen diye tanımlamak mümkün değildir. Öğretmenlerimiz, evlatlarımıza hayat  içerisinde adam gibi duruşu göstermek için vardır. 35 yıldır bu alanda mücadele eden bir öğretmen olarak, köhneleşmiş bu anlayışa asla saygı duymayacağım ve bu anlayışın değirmenine asla su taşımayacağım.

Kokuşmuşluğun gideceği adres bellidir. Bunun için âlim ya da kahin olmaya gerek yok. Kuran-ı Kerim’de de yazıyor ‘işi ehline verin’ diye. Kaç tane işin ehli okul müdürümüz görevinden alındı? Görevden alınan okul müdürlerinin yerine gelen insanları inceleyin, çoğu o makamın adamı bile değildir. İşi ehline vermediğiniz zaman, adalet sistemi yerle yeksan etmişsiniz demektir. Bir ülkede adalet yerle bir edilirse bütün sistem bozulur.” dedi.

Koncuk, “Başbakan sivil toplum kuruluşları ile biraraya geldiğinde yaptığı konuşmada adaletten, hukukun üstünlüğünden bahsetmişti. Ben de ‘Bu  söylediklerinizin altına imza atıyorum. Hukukun üstünlüğünden bahsettiniz. Peki, Milli Eğitim Bakanlığı’nda ya da diğer Bakanlıklarda binlerce mahkeme kararı uygulanmıyorsa hukukun üstünlüğünden bahsetmenizin ne kadar inandırıcı olacağını düşünüyorsunuz? Hem Başbakan olarak hukukun üstünlüğünden bahsedeceksiniz hem de Bakanlıklarınızda hukuksuzluk tavan yapacak” demiştim.

Biz kavgadan yana değil, huzurdan yanayız. Bu ülkenin vatandaşları olarak adaletten başka ne isteyebiliriz? Bir hükümetin sendikalar üzerinde taraf olması nerede yazıyor? O toplantıda bunları söyleyen başka bir sivil toplum kuruluşu başkanı da olmadı. Türkiye’nin bir problemi de bazı sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinin yüreği boşalmış insanlardan oluşmasıdır. Bunların tek derdi kendi egolarıdır. Böyle sendikacılık mı olur?  Kesinlikle olmaz. Bu ülkenin geleceği adına her şartta doğruyu yapmak zorundayız.” dedi.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.