’MEB 40 YILLIK KANİ’Yİ YAPTI YANİ"

MEMUR-SEN ANK. İL BŞK. VE EĞİTİM-BİR-SEN 1 NOLU ŞB BŞK: MUSTAFA KIR’IN SINIF ÖĞRETMENLERİNİN ALAN DEĞİŞTİRMELERİ ÜZERİNE ’MEB 40 YILLIK KANİ’Yİ YAPTI YANİ’ KONULU YAZILI BASIN AÇIKLAMASIDIR. 30.12.2012

               ‘MEB 40 YILLIK KANİ’Yİ YAPTI YANİ’

 Belli bir davranış üzerine yetişen insanların, birdenbire değişmelerinin zorluğunu ifade etmek için kullanılan  “KIRK YILLIK KANİ OLUR MU YANİ” deyimini duymayanımız yoktur.

 Uzun yıllar sınıf öğretmenliği yaptıktan sonra norm fazlalığını eritmek üzere alan değiştirip branş öğretmenliğine geçen öğretmenlerimizin yeni alanlarına alışamadıkları konusundaki şikayetleri üzerine  “KIRK YILLIK KANİ OLUR MU YANİ” hikayesi aklımıza geldi.
            Rivayete göre; Osmanlı divan şairlerinden olan ve kırk yaşına kadar Tokat Mevlevihane’ sinde hizmet gören Ebubekir Kani  (Ö.1792), adında bir zat varmış. Bu zat tokat valisi iken İstanbul’a sadrazam olarak atanan Hekimoğlu Ali Paşanın divan kâtipliğine atanmıştır. Paşa’nın divan kâtipliğinden ayrılmasından sonra da Silistre Valiliğine gönderilen bir zatin divan kâtibi olarak Rumeli'ne geçmiştir.

  Ebubekir Kani Silistre’ de görevliyken voyvoda Alexander'in yanında özel sekreter olarak çalışan genç bir Rum dilberine gönlünü kaptırmıştır. Güzel kızda Kani’nin aşkına cevap vermiş ve aşkları dillere destan olmuştur. Ancak ortada bir sorun vardır. Rum dilberi bir papaz sülalesinden gelen tutucu bir Hıristiyan Kani is yıllarca Mevlevihane’de hizmette bulunmuş dinine son derece düşkün bir Müslüman’dır. Fakat Kani Efendinin Müslüman oluşu bu izdivacın geçekleşmesine mani bir durumdur.

 Kani efendi mutlu sona ermek için kıza evlenme teklif eder ve kızı babasından ister. Ancak nafile, kızın babasından zinhar olmaz cevabini alır. Âşıkların aşkları büyük bir acıya dönüşmeye başlayınca kız çare olarak Kani'den Hıristiyan olmasını iste. Kırk yaşını aşmış, elli yaşlarına merdiven dayamış Kani zor durumdadır. Çünkü ya dininden olacak, ya da çok sevdiği kızdan vazgeçmek zorunda kalacaktır.

Aşkının karşısında çaresiz kalan Kani de yalancıktan Hıristiyan olma yolunu seçer. Bunun üzerine izdivaç gerçekleşir. Hayat mutlu bir şekilde devam etmekte iken, bir gün kızın babası Kani Efendiyi kiliseye çağırır. Kani kiliyse vardığında bir de ne görsün! Kara kışın ortasında kendisi için vaftiz töreni hazırlanmıştır. Kani papaz tarafından kutsanan buz gibi suya sokulup çıkartılır. Kani buz gibi suda titrerken, etrafındakiler sevinç içinde bir Müslüman’ı dinlerine döndürmüş olmanın sevinci içinde ‘ KANİ, şimdi oldun YANİ’ diye koro halinde bağırırlar.

Olup bitenlere çok hayıflanan Kani bu intikamı almak için fırsat kollamaya başlar. Aradan aylar geçer, Hıristiyanların oruç tuttukları günler gelip çatar. Oruçlu günlerde Hıristiyanlar et, balık vb. şey yemezlermiş. Yerlerse oruçları bozulurmuş ve günaha girerlermiş. Kani efendi bir akşam mükellef bir ziyafet hazırlatıp, kayınpederini, hizmetinde olduğu Voyvoda Alexander’ı ve hanımının akrabalarını yemeğe davet eder. O günlerde Hıristiyanlara yasak olan her çeşit et, balık vs.yi sofraya dizer. Damat tarafından davet edilmenin sevinci içinde Sofraya oturan misafirler yasak olan et ve balıkları görünce şok olurlar ve sevinçleri bir anda hüzne dönüşür.

 Orada bulunanlar hışımla Kani’ye bu hal nedir? Sende Hıristiyan oldun, bizim perhizli olduğumuzu ve bu günlerde et yemediğimizi bilmez misin? Diye çıkışırlar. Kani efendi gayet rahat, kendinden emin bir şekilde misafirlere döner ve şöyle der: 40 YILLIK KANİ OLUR MU YANİ?

 

 

ÖĞRETMEN ALAN DEĞİŞİKLİĞİNE ZORLANMIŞTIR

Şimdi dönelim konumuza bilindiği üzere 2012-2013 eğitim öğretim yılı başından itibaren 8 yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitim sisteminden 12 yıllık zorunlu ve kesintili 4+4+4 sistemine geçilmesiyle birlikte başta sınıf öğretmenliği alanında olmak üzere bazı alanlarda norm fazlalığı bazı alanlarda ise norm açığı oluşmuştur.

MEB tarafından özellikle eş durumu özür grubu atamalarında atanmak istediği illerde kadro boşluğu olmadığı için meydana gelen sıkıntıyı ortadan kaldırmak ve sınıf öğretmenliği alanında oluşan norm fazlalılığını eritmek maksadıyla alan değişikliği yolu açılmıştır.

 Denize düşen yılana sarılır’ misali eş ve çocuklarına kavuşabilme veya norm dışında kalmama adına öğretmenler uzmanlaştıkları alanlarını bırakıp başka alanları tercihe zorlanmıştır. Hatta bu öğretmenlerden bazıları zorlukla kazandıkları öğretmenlik mesleğini terk edip memur olmak zorunda bırakılmıştır.

1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 43. Maddesinde Öğretmenlik Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir."  "öğretmenlik mesleğine hazırlık genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon ile sağlanır" ifadeleri yer aldığı halde ne yazık ki bu ilkeler göz ardı edilerek,  tayin istenilen yerlerin alanda açıklık yok gerekçesiyle kapalı tutulması norm içinde kalmak için alan değişikliğini veya öğretmenlikten memurluğa geçişin çözüm gibi sunulması suretiyle   ‘ölüm gösterilip sıtmaya razı edilmiştir.

 

ALAN DEĞİŞİKLİĞİNİ EĞİTİM ADINA MAZUR GÖRMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.

            Aslında öğretmenleri norm içinde tutmak veya atanabilmek için alan değişikliğine zorlamak,   öğretmenlik mesleğini alelade bir meslek olarak görmenin veya Öğretmenliğin bir ihtisas mesleği olduğunu kavrayamamanın dışa yansımasıdır. Zira o veya bu sebeple 41945 sınıf öğretmeni bazında beden eğitimi, Fen Bilgisi, görsel sanatlar, matematik ve ilköğretim matematik, Türkçe, Türk dili ve edebiyatı İngilizce, müzik, okulöncesi, rehberlik, tarih, sosyal bilgiler, teknoloji tasarım ve zihinsel engelliler gibi derslerde alan değiştirmiştir. İlk baştan alanında ihtiyaç olmadığı için sınıf öğretmenliği alanında görev yapanların asıl alanına döndürülmeleri normal karşılanabilir. Yıllarca çalıştığı asli alanının dışında hangi sebeple izah edilirse edilsin başka alanlara atanmasını eğitim adına mazur görmek mümkün değildir.

 

           ‘’40 KATIR MI KIRK SATIR MI?’’

Geldiğimiz şu nokta daha aradan 3 ay bile geçmeden izah edilen sebeplerden dolayı alan değiştirdiği için meslek adına pişmanlık duyan öğretmenlerin feryadı ayyuka çıkmaya başlamıştır. Bu feryadı duyan Milli Eğitim Bakanımızın 'alan değişikliği iptalini isteyen öğretmenler alan değişikliğinden önceki görev yerlerine dönmeyi kabul ederlerse başvurularını kabul edebiliriz’ ifadesi  ‘40 katır mı kırk satır mı’ deyimini hatırlatmıştır. Ya 40 katıra bağlanıp sürükleneceksin yahut 40 satırla parça pinçik yapılacaksın. Ya mutsuz, huzursuz bir şekilde görevine devam edeceksin yahut ta norm dışında olmaya, eşinden ve çocuklarından ayrı kalmaya katlanacaksın. Bunun adı çözüm müdür çözümsüzlük müdür? Bu bir çaresizliğin olduğu kadar öğretmenlerin kobay gibi kullanıldığının‘kedinin fare ile oynadığı gibi oynandığının açık ifadesidir.

 

M.E. BAKANIMIZ DOĞRULARINI YANLIŞLARINI KENDİSİ ÜRETİYOR

 Öğretmenler geleceğimizi şekillendiren manevi mimarlarımızdır. Öğretmenlik bir ihtisas mesleğidir. Öğretmenlik aynı zamanda bir sanattır. Taş yontma, bina yapma sanatı değil, insanı insan etme sanatıdır. Öğretmenliğin kutsiyeti kavranmadan,’’eğitimin sorunları yine eğitimin kuralları içinde çözülür’’ ilkesi benimsenmeden hangi eğitim sistemini getirirseniz getiriniz eğitime yön vermeniz sorunlarına çözüm getirmeniz asla mümkün değildir.

Bu güne kadar kanaatimiz Sayın Milli Eğitim Bakanımızın hep birileri tarafından yanlış yönlendirildiği yönünde idi. Alan değişikliğinden rahatsız olan öğretmenlerin yeni alanlarındaki konumlarından şikâyet etmeleri üzerine ‘’eski yerlerine geri dönmek şartıyla tekrar asıl alanlarına döndürebiliriz’’ ifadelerinden sonra yanlışlarını ve doğrularını kendisinin ürettiği kanaati oluşmuştur.

 Şimdi öğretmeni tekrar alanına döndürdüğünüz zaman meydana gelebilecek sarsıntının şiddetini, döndürmediğiniz zaman bundan sonra eğitim adına verilen zararın açtığı tahribatın boyutunu dünden görülemediyse böyle bir ifadenin kullanılmasında herhangi bir besi yoktur diye düşünmekten daha tabi ne olabilir.

 

EĞİTİMİN VE EĞİTİMCİNİN SORUNLARI

EĞİTİMİN KURALLARINA GÖRE ÇÖZÜLMELİDİR.

2012-2013 yılı başında geçilen 12 yıllık zorun ve kesintili eğitim ile birlikte liselerde okutulan milli güvenlik dersinin kaldırılması, Kuran-ı Kerim, Temel Dini Bilgiler ve Siyer gibi derslerinin seçmeli ders olarak okutulması, imam-hatip ortaokullarının yeniden açılması gibi eğitim adına milletimizin genlerine uygun devrim niteliğinde önemli adımlar atılmıştır.

Buna rağmen sistemin başarılı olmasında en temel unsur olan öğretmenin dışlanması, aşağılanması, sosyal ve ekonomik sorunlarının görmezlikten gelinmesi, gönüllü bağışlar sebebiyle okul yöneticilerinin potansiyel suçlu olarak gösterilmesi, öğretmenlerin özür grubu atamalarına ve sistemden kaynaklanan sınıf öğretmenlerinde oluşan norm fazlalığına eğitimin kuralları içinde çözüm bulma yerine aceleci bir şekilde alan değişikliğine zorlanması gibi hususlar sistemin başarısını zorlaştıran hususlardır.

Özellikle özür grubu atamalarının önünü açmak ve sınıf öğretmenliği alanında oluşan norm fazlalılığını eritmek için eş ve çocuklarına kavuşmayı bekleyen ve norm dışında kalma korkusu içinde olan öğretmenlerin alan değişikliğine ve öğretmenlikten memurluğa geçişe zorlanması İbrahim Kani’nin Hıristiyan Rum dilberi ile evlenebilmesi için Hıristiyan olamaya zorlanmasından ve onunda evlenmek için yalancıktan Hıristiyanlığı kabul etmesinden farksız bir durumdur.

Nitekim çözüm olarak sunulan alan değişikliği karşımıza çözümsüzlük olarak çıkmıştır.  Bize de; ‘’MEB 40 YILLIK KANİ’Yİ YAPTI YANİ’’ deme hakkı doğmuştur. Eğer çözüm olacaksa!..

[email protected]

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.