Cezaletsiz Meal

Adil Gülmez

 

Kitaplar direnir mi?

Bir kitaptan direnişçi çıkar mı?

Direnen meal, neye karşı direnmiş onu öğrenirsek olumlu cevap verebiliriz.

Mehme Akif’in kayıp Meali Türkçe ibadete karşı direnmiş.

Ezanın Türkçe okunmasına karşı direnmiş.

Kur’anın Türkçeleştirilmesine karşı direnmiş.

Direnmiş ve kazanmış zira günümüzde Türkçe ibadet yapılmadığı gibi Kur’an ve Ezan da asli formatında okunmaya devam ediyor.

Direnmek insani ve medeni bir tavırdır.

Direnen kazanır, teslimiyetin sonucu bazen zillet olabilir.

"Direnen Meal Mehmet Akif Meali Uluslararası Sempozyumu", 6-7 Nisan tarihlerinde İstanbul'da düzenlenecek. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (FSMVÜ) Medeniyetler İttifakı Enstitüsü ile Başakşehir Belediyesi işbirliğiyle gerçekleştirilecek.”

Şimdide direnen mealden bahsedelim.

Mealin yazarı Merhum Akif, yazdıklarının bir kısmını zaman zaman Elmalılı Hamdi Yazır’a gönderirmiş.

Elmalılı o zamanlar meşhur tefsirini yazmakla meşgul.

Akif’in mealine bakar ve “güzel ama bunda cezalet yok, çok sade yazılmış” der.

Malum Hamdi Yazır üstadımız gerçek bir dil otoritesidir.

Eğer bu gün sadeleştirilerek aslındaki dil zevkini kaybetmiş Hak Dini Kur’an Dili’ni okuyorsanız Üstadımızın dildeki derinliğini idrak etmeniz mümkün değil.

Hatta Hamdi Yazır Hocaefendi’nin üslubu Bedüzzaman Said Nursi’nin lisanından daha beliğdir.

Bediüzzaman bir dil müctehidi miydi? Daha geniş bilgi içinokuyunuz: http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=535

Fakat haksızlık etmeyelim Said Nursi’nin risaleleri aleme yayılırken Elmalılı’nın tefsiri o kadar teveccüh göremedi.

Nedenleri sadedinde sadece şunu söyleyebilirim: Risaleler sivil İslamlaşma iken Hak Dini Kur’an Dili devlet iradesi tarafından sipariş edilmişti.

Cezalet nedir?

“Kelimeler, ince veya sert söylenişlerine göre; elfâz-ı cezle veya elfâz-ı rakika diye ikiye ayrılır. 
Elfâz-ı cezle: Söylenişte tatlılığı bulunan veya heybet, ululuk, çarpışma, korkutma, yıldırma ifâde etmeğe uygun kelimeler olarak ayrılır. Celâdet, sadme, gazanfer, çekâçek, dırahşân gibi.. Bu çeşit kelimelerle, söylenen ve yazılan ifadelerde cezâlet var, denir.
Şeyh Gâlîb’in şu ifadeleri, gök gürültülü bir havayı çok güzel tasvir eder.
“Güm güm öter asuman sadadan
Gümgeşte zemin bu maceradan. 
Kullanılan harf ve kelimelerde, o gürültülü havayı görmek mümkündür. 
Kur’an-ı Kerîm’de yer alan herbir kelime, bulunduğu yere tam bir uyum arzeder. 
Mesela, Şeytanın vesveselerinden bahseden Nas suresinde sıkça tekrar edilen “s” sesi, adeta şeytanın fiskoslarını ses olarak da yansıtmaktadır. 
Yerden suyun çıkışını anlatan yeşşakku ifadesi, çatlayışın, akışın bütün fışırtısını, şakırtısını duyurarak, adeta suyun çıkış tarzını göstermektedir. 
Kâfirlere haşmetli bir üslûbla hitab eden Kaf Suresi’nin kelimeleri, cezaletli lafızlardan seçilmiştir”( http://www.sorularlarisale.com/makale/149/cezalet.html)

Mehmet akifin mealanın sessiz muhafızı Mustafa Runyun ders verdiği yıllarda bu mealin kendinde olduğunu ihsas ettirmişti.

Geçen yıl tanıtım toplantısında bir üniversite rektörü şöyle demişti: Ben bu mealin diğer bölümlerinin de bulunabileceğini düşünüyorum, üçte biri yıllar sonra ortaya çıktıysa önümüzdeki günlerde tamamı da ortaya çıkacaktır.

Ben de aynı kanaatteyim.

Madem direnen mealdir adı, o zaman direnen hayattadır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.