Çocukları Hayata Hazırlamak

Vedat Ali İNAM

Bir çocuğun geleceğini düşündüğümüzde aklımıza çoğu zaman iyi bir okul, yüksek notlar, başarılı bir meslek ve güvenli bir hayat gelir. Onun için elimizden geleni yaparız; daha iyi öğrensin, daha başarılı olsun, iyi bir üniversite kazansın isteriz. Bütün bunlar elbette değerlidir. Fakat bazen, çocuğumuzun geleceğini inşa etmeye çalışırken bugününü gözden kaçırabiliriz.

​Belki de kendimize daha temel bir soru sormamız gerekiyor: Biz çocuğumuzu yalnızca başarılı olmaya mı, yoksa hayata mı hazırlıyoruz?

​Çünkü hayat, okulda olduğu gibi soruları önceden vermez ve her sorunun tek bir doğru cevabı yoktur. Çocuk büyüdüğünde yalnızca bildikleriyle değil; bilmediği karşısında nasıl davrandığıyla, başarısız olduğunda yeniden başlayabilmesiyle, haksızlığa uğradığında hakkını nasıl savunduğuyla, öfkelendiğinde kendini nasıl yönettiğiyle ve kimse görmediğinde nasıl bir insan olduğuyla sınanacaktır.

​Biz anne babalar olarak çocuğumuzun önündeki bütün taşları temizleyebiliriz. Fakat her taşı kaldırdığımızda, onun kendi yolunda yürümeyi öğrenmesine ne kadar fırsat bırakıyoruz?

​Çocuğu hayata hazırlamak, onu hayatın bütün zorluklarından korumak demek değildir. Ona, zorluklarla karşılaştığında kendi gücünü fark edebileceği bir güven duygusu kazandırmaktır. Onun yerine karar vermek değil, karar verebilmeyi öğretmektir. Her düştüğünde elinden tutup kaldırmak değil, gerektiğinde yanında durarak kendi ayağı üstünde yeniden doğrulabileceğine inanmasını sağlamaktır.

​Çünkü çocuklarımızın geleceğine bırakabileceğimiz en değerli miras yalnızca iyi bir eğitim, başarılı bir kariyer ya da maddi imkânlar değildir. Kendi ayakları üzerinde durabilen, sorumluluk alabilen, başkasının hakkını gözetebilen, hata yaptığında özür dileyebilen ve zor zamanlarda insanlığını koruyabilen bir karakterdir.

​Çocuğun Yolundaki Her Taşı Kaldırmak

Çocuklarımızı korumak isteriz. Canları yanmasın, üzülmesinler, başarısız olmasınlar, kimse onlar haksızlık etmesin isteriz. Bu, ebeveynliğin en doğal duygularından biridir.

​Fakat iyi niyetle yaptığımız her şey çocuğumuzun gelişimine hizmet etmeyebilir.

Çocuğun karşılaştığı her sorunu onun adına çözmek, zamanla onun sorun çözme becerisini zayıflatır. Her anlaşmazlıkta onun yerine konuşmak, her başarısızlıkta mazeret üretmek, her düştüğünde hemen kaldırmak; çocuğa farkında olmadan şu mesajı verir:

“Sen bunu kendi başına yapamazsın.”

​Oysa çocuğun ihtiyacı, her sorununun bizim tarafımızdan çözülmesi değil; sorunlarla karşılaştığında çözüm üretebileceğine inanmasıdır.

​Elbette onu yalnız bırakmamalıyız. Güvenli alanlar oluşturmalı, ihtiyaç duyduğunda yanında olduğumuzu hissettirmeliyiz. Ancak onun adına yaşamak yerine, yaşadıklarını anlamlandırmasına yardımcı olmalıyız.

​Bir başarısızlık yaşadığında:

“Nasıl böyle yaptın?” demek yerine,

“Zorlandın. Peki, bundan ne öğrenebilirsin?” diye sorabilmeliyiz.

​Çünkü eğitim, çocuğun önündeki bütün engelleri kaldırmak değil; engellerle karşılaştığında pes etmeden yolculuğuna devam etmesine katkı sunmaktır.

​Ebeveynler Ne Yapabilir?

​Çocuğunuz bir sorunla geldiğinde hemen çözüm üretmek yerine önce onu dinleyin.

​“Bunu nasıl çözebilirsin?” ve “Sence başka hangi seçeneklerin var?” gibi sorularla düşünmesini sağlayın.

​Yaşına ve gelişim düzeyine uygun sorumluluklar verin. Odasını toplamak, eşyalarını düzenlemek, çantasını hazırlamak gibi görevleri onun yerine yapmayın.

​Başarısızlık karşısında yalnızca sonucu değil, süreci ve harcanan çabayı konuşun.

​Öğretmeniyle, arkadaşıyla veya başka bir yetişkinle yaşadığı her sorunu onun adına çözmeye çalışmayın.

​Kendi hakkını, duygusunu ve düşüncesini ifade edebilmesi için ona alan açın.

​Bazen bir çocuğa verilebilecek en değerli destek, onun yerine harekete geçmek değil; harekete geçebileceğine inandığınızı ona hissettirmektir.

​Çocukluk Bir Bekleme Odası Değildir

Çocukluk, gerçek hayat başlamadan önceki bir hazırlık dönemi değildir. Çocukluk, hayatın ta kendisidir.

​Çocuğumuzun bugün yaşadığı sevinç, korku, arkadaşlık, kırgınlık, merak ve hayal; gelecekte yaşanacak hayatın provası değil, doğrudan hayatın özüdür. Bu nedenle çocuklarımızı geleceğe hazırlarken bugünlerini ellerinden almamalıyız.

​Onları yalnızca iyi arkadaşlar seçmeye değil, iyi bir arkadaş olmaya da hazırlamalıyız. Çünkü mesele yalnızca çocuğumuzun kimlerle arkadaşlık ettiği değildir. Asıl mesele, çocuğumuzun başkalarının hayatında nasıl bir arkadaş olduğudur.

​Güvenilir mi?

​Empati kurabiliyor mu?

​Özür dileyebiliyor mu?

​Kendinden küçük ya da güçsüz birine nasıl davranıyor?

​Bir arkadaşının başarısına sevinebiliyor mu?

​Haksızlık gördüğünde sessiz mi kalıyor?

​Mesele yalnızca çocuğumuzun iyi insanlarla karşılaşması değil, kendisinin de iyi bir insan olmasıdır.

​Ebeveynler Ne Yapabilir?

​Günün sonunda çocuğunuza yalnızca “Derslerin nasıl geçti?” diye sormayın. Bazen şunları da sorun:

​“Bugün bir arkadaşına nasıl yardımcı oldun?”

​“Bugün seni mutlu eden ne oldu?”

​“Birini üzdüğünü düşündüğün bir an yaşadın mı?”

​“Bugün farklı yapmayı istediğin bir şey var mı?”

“Bir arkadaşın zor durumda kalsaydı ne yapardın?”

​“Bugün öğretmenine hangi soruyu sordun?”

Bu sorular çocuğun yalnızca akademik performansını değil; duygularını, ilişkilerini, seçimlerini ve davranışlarını da sorgulamasına yardımcı olur. Çünkü çocuk, kendisine yöneltilen sorulardan ailesinin hayatta neye değer verdiğini öğrenir.

​Karakter, Küçük Anlarda Görünür

Karakter, büyük sözlerde değil; hayatın küçük anlarında belirir.

​Paylaşırken…

​Kaybettiğinde rakibini tebrik ederken…

​Kendisinden küçük ya da güçsüz biriyle konuşurken…

​Bir hata yaptığında bunu kabul ederken…

​Haksız bir avantaj elde edebilecekken bundan vazgeçerken…

​En önemlisi de kimse görmezken bile doğru olanı yaparken…

​Çocuklar söylediklerimizden çok, davranışlarımızı örnek alır. Bu nedenle eğitim yalnızca anlatmak değil, yaşatmaktır.

​“Dürüst ol” demek kolaydır; dürüst davranarak model olmak gerçek eğitimdir. “Saygılı ol” demek kolaydır; çocuğun düşüncesine, duygusuna ve sınırlarına saygı göstermek ise eğitimin kendisidir.

​Çocuğumuzdan beklediğimiz davranışların önce bizim hayatımızda görünür olması gerekir.

​Bir hata yaptığımızda özür dilemek…

​Verdiğimiz sözü tutmak…

​Birine haksızlık yaptığımızda bunu kabul etmek…

​Öfkelendiğimizde bağırmak yerine sakinleşmeye çalışmak…

​Çünkü çocuğa “Hata yaptığında özür dile” demenin en güçlü yolu, gerektiğinde onun karşısında “Ben hata yaptım, özür dilerim” diyebilmektir.

​Çocukların kusursuz anne babalara ihtiyacı yoktur; hatalarının sorumluluğunu alabilen yetişkinlere ihtiyaçları vardır.​

Bilgi Çok, Pusula Eksik

​Bugünün çocukları bilgiye hiç olmadığı kadar kolay ulaşıyor. Fakat bilgiye ulaşmak, doğruyu bulmak demek değildir.

​Çocukların yalnızca neyi bileceklerini değil, bildiklerini nasıl kullanacaklarını da öğrenmeleri gerekir.

​Ne zaman “hayır” diyeceklerini…

Kaybettiklerinde öfkelerini nasıl yöneteceklerini…

​Başkasının başarısını kıskanmak yerine takdir edebilmeyi…

​Hata yaptıklarında özür dilemeyi…

​Bilmediklerinde utanmadan “Bilmiyorum” diyebilmeyi…

​Eğitim yalnızca hazır cevapları öğretmek değil, doğru soruları sorabilme gücü kazandırmaktır.

​Çünkü bir gün yanlarında olamayacağız. O gün onları bizim sesimiz değil, içlerinde oluşturdukları değerler yönlendirecek.

​Ebeveynler Ne Yapabilir?

​Çocuğunuzun her kararını siz vermeyin. Yaşına uygun seçenekler sunarak karar vermesine fırsat tanıyın:

​“Bugün hangi etkinliğini önce yapmak istersin?”

​“Bu durumda sence en doğru seçenek hangisi?”

​“Bu kararın sonucu ne olabilir?”

​Onun her seçimine katılmak zorunda değilsiniz. Ancak güvenli sınırlar içerisinde seçimlerinin sonuçlarını deneyimlemesine izin vermek, muhakeme becerisinin gelişmesini sağlar.

​Ayrıca çocuğun “hayır” deme hakkına saygı gösterin. Kendi sınırlarını ifade edebilen bir çocuk, başkalarının sınırlarına saygı göstermeyi de daha kolay öğrenir.

​Başarı Mı, İnsan Olmak Mı?

Belki de kendimize zaman zaman şu soruyu sormalıyız:

“Çocuğumun yalnızca başarılı olmasını mı istiyorum, yoksa iyi bir insan olarak başarılı bir hayat yaşamasını mı?”

​Bir insan sınavları kazanıp insanları kaybedebilir. Bilgili olup adaletten uzaklaşabilir. Zengin olup merhametini yitirebilir. Makam sahibi olup vicdanını unutabilir.

​Sınavlar bitecek, diplomalar eskiyecek, makamlar değişecek ve insanların alkışları bir gün susacaktır. Geriye ise şu sorular kalacaktır:

​Zor zamanlarda nasıl bir insandı?

​Gücü eline geçirdiğinde ne yaptı?

​Hatasının sorumluluğunu alabildi mi?

​Kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yaptı mı?

​Kimse görmediğinde de doğru olanı yapabildi mi?

​Eğitimin gerçek bilançosu, işte bu ve buna benzer soruların cevaplarında saklıdır.

​Ebeveynler Ne Yapabilir?

​Başarıyı yalnızca notlarla ve sınav sonuçlarıyla ölçmeyin. Çocuğunuz;

​Bir arkadaşına destek olduğunda,

​Hatasını kabul ettiğinde,

​Pes etmek yerine yeniden denediğinde,

​Hakkı olmayan bir şeyi reddettiğinde,

​Kaybettiğinde saygısını koruduğunda,

​Bunları da fark edin ve görünür kılın.

​Çünkü çocuk, ailesinin hangi davranışları takdir ettiğini zamanla kavrar. Eğer evde yalnızca notlar, sınavlar ve başarı konuşuluyorsa çocuk da hayatı bunlardan ibaret sanabilir.

​Oysa bazen bir çocuğa sorabileceğimiz en önemli soru “Kaç aldın?” değil, “Bugün nasıl bir insan oldun?” sorusudur.

​Hayat “Bir Gün” Başlamayacak

Çocuklarımızı geleceğe hazırlarken bugünlerini kaçırmayalım.

​Çocukluk ertelenemez. Sevgi, oyun, merak ve birlikte geçirilen zaman ertelenemez. Çünkü çocuğun sevinci de üzüntüsü de korkusu da hayali de şu an gerçektir.

​Onlara yalnızca nasıl başarılı olacaklarını değil; nasıl kaybedeceklerini, yeniden nasıl başlayacaklarını, sorumluluk almayı, sevmeyi, merhamet etmeyi, sınır koymayı, başkasının sınırına saygı göstermeyi ve zor zamanlarda bile doğru kalabilmeyi öğretmeliyiz.

​Çünkü hayat, bütün olumsuzluklardan arındırılmış steril bir alan değildir. Çocuklarımız bir gün mutlaka hayal kırıklığı yaşayacak, reddedilecek, başarısız olacak, haksızlığa uğrayacak ve kaybedeceklerdir.

​Bizim görevimiz onların hiç düşmemesini sağlamak değil; düştüklerinde yeniden ayağa kalkabileceklerine inanmalarını sağlamaktır.

​Bugünden Başlayabileceğimiz Küçük Adımlar

​Her gün çocuğunuzla birkaç dakika gerçekten konuşun. Onu düzeltmeden, öğüt vermeden, sorgulamadan dinleyin.

​Yaşına uygun sorumluluklar verin ve üstlendiği işi sizin sürekli hatırlatmanıza gerek kalmadan tamamlaması için ona zaman tanıyın.

​Hata yaptığında hemen eleştirmek yerine: “Bundan ne öğrenebiliriz?” diye sorun.

​Aile içinde özür dilemeyi, teşekkür etmeyi ve birbirinden izin istemeyi doğal bir davranış hâline getirin.

​Çocuğunuzun yalnızca başarısını değil; çabasını, cesaretini, merhametini, dürüstlüğünü ve sorumluluk bilincini de görün.

Belki de en önemlisi…

​Onunla geçirdiğiniz zamanı sürekli geleceğe yapılmış bir yatırım gibi görmeyin.

​Bazen birlikte yürüyün. Bazen hiçbir şey yapmadan konuşun. Bazen bir oyuna eşlik edin. Bazen onun anlattığı küçük bir hikâyeyi, dünyanın en önemli meselesiymiş gibi dinleyin. Bazen de hiçbir şey söylemeden sadece yanında olun.

Çünkü bir çocuğun hayatındaki en değerli deneyim, görüldüğünü ve önemsendiğini hissetmektir. Çocuklar kendilerine ayrılan zamanın yalnızca miktarını değil, o zamanın içinde gerçekten görülüp görülmediklerini hissederler.

​Belki de çocuk yetiştirmenin en zor yanı budur: Onlara bir gelecek kurmaya çalışırken ellerindeki bugünü kaçırmamak.

​Çünkü başarı kaybedilebilir, para tükenebilir, makam değişebilir, diploma eskiyebilir… Ama karakter, insanın hayatı boyunca taşıdığı en büyük mirastır.

​Bu nedenle çocuklarımız için yalnızca iyi bir gelecek istemeyelim; iyi bir insan olabilecekleri bir "bugün" de verelim.

​Çünkü hayat, gelecekte başlayacak bir gün değildir. Hayat tam şu anda yaşanıyor:

​Çocuklarımızın gözlerinde…

Sorularında…

Küçük seçimlerinde…

Hatalarında…

Sevinçlerinde…

Ve bizim onlarda bıraktığımız izlerde…

​Bir gün geriye dönüp baktıklarında çocuklarımızın hatırlayacağı şey yalnızca hangi okulu kazandıkları olmayacak. Belki de en çok şunu hatırlayacaklar:

​“Ben çocukken, beni gerçekten gören bir annem, bir babam, bir öğretmenim vardı.”

​İşte bir çocuğu hayata hazırlamanın en güzel yolu budur: Onun geleceğini düşünürken, bugününe iyi bir insan olarak dokunabilmek, ona iyi bir model olabilmek...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.