Memurlar.Net’in özel haberine göre, Danıştay Sekizinci Dairesi, öğretim üyesi atamalarında üniversitelere tanınan takdir yetkisinin sınırsız olmadığına işaret eden dikkat çekici bir karara imza attı. Kararda, bir doçent kadrosuna başvuran adaylar arasında akademik puanı açık biçimde daha yüksek olan adayın neden tercih edilmediğinin somut ve yeterli gerekçelerle ortaya konulması gerektiği vurgulandı.
Uyuşmazlık, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü Anorganik Kimya Anabilim Dalı için ilan edilen iki kişilik doçent kadrosuna yapılan başvurular üzerinden gelişti. Dosyaya göre kadroya birden fazla aday başvurdu; ancak üniversite, akademik faaliyet puanı daha yüksek olan adayı değil, daha düşük puanlı adaylardan birini tercih etti. Bu işlem yargıya taşındı ve süreç sonunda dosya Danıştay Sekizinci Dairesi’nin önüne geldi.
Takdir yetkisi var, ancak sınırsız değil
Danıştay kararında, yükseköğretim kurumlarının öğretim üyesi atamalarında belli bir takdir yetkisine sahip olduğu açıkça kabul edildi. Ancak Daire, bu yetkinin keyfi biçimde kullanılamayacağını, mutlaka objektif kriterlere, kamu yararına ve hizmet gereklerine dayanması gerektiğini belirtti. Karara göre idare, adaylar arasında tercih yaparken neden bir ismi öne çıkardığını yargısal denetime imkan verecek açıklıkta gerekçelendirmek zorunda.
Bu vurgu, akademik kadro alımlarında uzun süredir tartışılan “jüri raporu–puan üstünlüğü–idarenin takdir yetkisi” dengesine ilişkin önemli bir yargı çerçevesi ortaya koyuyor. Danıştay, yalnızca takdir yetkisine dayanılarak daha düşük puanlı adayın tercih edilmesini yeterli görmedi; bu tercihin bilimsel ve akademik bakımdan neden daha uygun olduğunun açık biçimde gösterilmesi gerektiğini belirtti.
Dosyada puan farkı dikkat çekti
Kararda yer alan değerlendirmeye göre davacının toplam akademik puanı 553,50, atanan diğer adayların puanları ise yaklaşık 353,5 ve 350,09 seviyesinde bulundu. Danıştay, bu tablo karşısında davacının puan üstünlüğünün belirgin olduğunu, buna rağmen atanmayan aday lehine yeterli ve ikna edici bir gerekçe ortaya konulamadığını kaydetti.
Dosyada ayrıca, jüri üyelerinden birinin davacının atanması yönünde görüş bildirdiği ve ilk derece mahkemesi aşamasında alınan bilirkişi raporunda da davacının ilgili kadroya atanması gerektiği yönünde kanaat oluştuğu aktarıldı. Bilirkişi değerlendirmesinde adayların yayın, atıf, Q1/Q2 dergilerdeki çalışmalar ve proje yürütücülükleri karşılaştırılmış; buna göre bir adayın birinci, davacının ise ikinci sırada yer aldığı belirtilmişti. Buna rağmen üniversitenin tercihinin, puanı daha düşük başka bir aday yönünde kullanılması yargısal tartışmanın merkezini oluşturdu.
Bölge İdare Mahkemesi kararı bozuldu
Süreçte ilk derece mahkemesi kısmi iptal kararı vermiş, ardından Bölge İdare Mahkemesi bu kararı kaldırarak davayı reddetmişti. Danıştay Sekizinci Dairesi ise temyiz incelemesinde Bölge İdare Mahkemesi kararını hukuken isabetli bulmadı ve bozma kararı verdi. Dosya, yeniden karar verilmek üzere ilgili Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi’ne gönderildi. Kararın Esas No: 2025/174, Karar No: 2025/7810 ve karar tarihinin 21 Ekim 2025 olduğu görülüyor.
Danıştay’ın bozma gerekçesinde, davacının puan bakımından belirgin biçimde önde olduğu, akademik yayın, atıf ve puan açısından diğer adaylardan üstün bulunduğu ve bilirkişi raporunun da bu çerçevede değerlendirme yaptığı belirtildi. Bu nedenle, puan üstünlüğü dikkate alındığında davacının atanmamasına ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varıldı.
Etik ihlal iddiası da yeniden incelenecek
Kararda dikkat çeken bir başka unsur da, temyiz aşamasında gündeme gelen etik ihlal iddiası oldu. Müdahil taraf, davacının bazı yayınlarında çarpıtma yoluyla etik ihlalde bulunduğunu öne sürdü ve buna ilişkin 22 Temmuz 2025 tarihli bir yayın etiği komisyonu kararını dosyaya sundu. Danıştay, yeniden yapılacak incelemede önce bu etik ihlal iddiasının ve buna ilişkin idari ya da adli bir karar bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini belirtti. Gerekirse yeni bilirkişi incelemesi yaptırılmasının da önü açık bırakıldı.
Bu yönüyle karar, yalnızca “yüksek puanlı aday atanmalı” şeklinde düz bir hüküm kurmuyor; puan üstünlüğünün esaslı bir kriter olduğunu vurgularken, adayın bilimsel dürüstlüğüne ilişkin ciddi iddiaların da araştırılmasını istiyor. Böylece hem objektif ölçütler hem de akademik etik ilkeleri birlikte değerlendirilmiş oluyor.
Üniversite atamalarında yeni tartışma başlığı
Karar, üniversitelerde öğretim üyesi alımlarında idareye tanınan serbestinin sınırlarına ilişkin yeni tartışmaları da beraberinde getirecek nitelikte. Özellikle birden fazla adayın başvurduğu doçent ve diğer öğretim üyesi kadrolarında, jüri değerlendirmeleri kadar somut puan tablolarının da daha görünür hale gelmesi bekleniyor. Danıştay’ın yaklaşımı, “takdir yetkisi vardır ama mutlaka açıklanabilir ve denetlenebilir biçimde kullanılmalıdır” çizgisini daha da güçlendirmiş görünüyor.