Modern kamu yönetiminde Ömer'in açtığı yoldan yürümek

Yeni Şafak Gazetesi yazarı Ahmet Ünlü bugün Hz. Ömer'in devlet yönetimi uygulamalarından bazı kesitleri günümüze ışık tutması amacıyla köşesine taşımıştır.

Yeni Şafak Gazetesi yazarı Ahmet Ünlü bugün Hz. Ömer'in devlet yönetimi uygulamalarından bazı kesitleri günümüze ışık tutması amacıyla köşesine taşımıştır.

Ahmet ÜNLÜ'nün bugünkü yazısı;

Modern kamu yönetiminde Ömer'in açtığı yoldan yürümek

Hz. Ömer, ne siyaset bilimi ve kamu yönetiminde lisans eğitimi almış ne de bu alanda doktora yapmıştı. Zamanının aydını sayılabilecek kadar okuryazarlık kadar eğitimi vardı. Ama kamu yönetiminde öyle bir çığır açmıştı ki hala isminin anılması dahi bizleri titretmeye yetiyor. Yöneticileri büyülten veya küçülten şey onların icraatlarıdır. İşte Ömer denilince ilk akla gelen yönetimde "adalet ilkesi"dir. Herhalde tek başına bu ilke kamu yönetimini düzeltmeye yetecektir. Bu çerçevede onun uygulamalarından bazı kesitleri günümüze ışık tutması ümidiyle sizlerle paylaşmak istiyoruz.

YAMALI ELBİSE GİYEN HALİFENİN ADALETİ VE DEVLET MALI KARŞISINDAKİ HASSASİYETİ

Hz. Ömer (R.A.) "Adalet mülkün temelidir" veciz sözünün sahibidir ve yaşamı adaletle özdeşleşmiştir. Bu bağlamda onun uygulamalarında "adalet" olmazsa olmaz yönetim kuralı olarak merkeze oturmuştur. Bu kuralın merkeze oturduğu bir yönetim sisteminde yönetilenlerin rahatsız olma imkan ve ihtimali olamaz.

Yine Hz. Ömer devlet malına karşı titizliği ile meşhur örnek bir idarecidir. "Ben devlet malından nefsimi yetim malı derecesine indirdim zengin olursam ondan kaçınırım, muhtaç olursam ihtiyacım kadar ondan yerim, zengin olursam geri öderim" ifadeleri devlet adamlarına önemli bir hatırlatmadır.

Bireysel işleriyle devlet işlerini birbirinden ayırmada günümüz yöneticilerine ışık tutan uygulamalara imza atmıştır. Devletin mumu ile özel işlerini yapmaması ve sadece devlet işlerini yürütürken kamu mallarını kullanması örnek alınması gereken önemli bir davranıştır. Sıradan bir kamu görevlisinden değil, devletin bütün imkanları elinin altında olan bir insandan bahsediyoruz. Sevinerek belirtmek gerekirse günümüzde az da olsa bu tür davranışlar sergileyen idareciler mevcuttur.

Özellikle belirtmek isteriz ki, Ömer'in kıt kanaat geçinmesi ve yamalı elbise giymesi dahi devlet malına karşı tutumunu değiştirmemiştir. İnsanların içerisinde en iyisini yemeye ve giymeye en layık olanısın sloganlarına itibar etmez ve bunlara kızarak itibar tasarrufuna zerrece kapı aralamazdı. Bu tür sözlerle Allah'ın rızasını kazanmayı değil bana yakın olmayı umuyorsunuz derdi. Yani yalakalardan uzak durur ve itibar etmezdi. Demek ki asırlar boyu itibar bu yöntemle elde ediliyormuş. Yoksa çağlar ötesinden Ömer'in sesi bu kadar gür duyulmazdı.

İDARECİ SEÇİMİNDEKİ EHLİYET VE LİYAKAT HASSASİYETİ

Kamu görevlisi atamada Ömer'in sözü şöyledir; Kim ki bir adamı sırf sevdiği veya yakın akrabası olduğu için kamu görevine tayin ederse Allah'a, Rasulü'ne ve müminlere hainlik yapmış olur. Kim kötü huylu facir bir adamı huyunu bile bile görevli tayin ederse oda tayin ettiği şahıs gibidir.

Ömer'in kamu görevlisi seçiminde en temel kriteri ehliyet ve liyakattir. Onun döneminde yapılan atamalarla ilgili eleştiri olmadığı görülür. Öyle ki görevlendirmelerde kişilerin toplumsal veya siyasal konumları değil, işin ehli olmaları öne çıkmıştır. Özellikle akrabalarını iktidar nimetlerinden uzak tutması onun en temel prensiplerinden birisidir. Yani onun yönetiminde nepotizmin zerresine rastlanmaz.

Hz. Ömer'in; "Şayet ashab Rasulullah'ın (SAV) arkadaşları olmaları nedeniyle kendilerini diğer insanlardan üstün görüyor ve kendilerinin daha öncelikli olduklarını düşünüyorsa, önce üzerlerine düşeni yapmaları gerekir. Şayet onlardan beklenen bir davranışı sahabe olmayan birisi gösterirse, Ömer'in gözünde o daha önceliklidir" ifadesi yönetimde oldukça önemli bir ilkedir. Yani onun yönetiminde duygusal atamalara yer yoktur.

MAL BEYANI SİSTEMİ ONUN DÖNEMİNDE UYGULAMAYA GİRMİŞTİR

Hz. Ömer'in, bir şehre vali tayin ettiğinde malını yazılı olarak kayıt altına aldığı ve onlardan bazılarını görevden aldığında da mallarını ikiye bölüp yarısını aldığı ifade edilir. Yani idarecilerin hem atama öncesinde hem de görevden alındıktan sonraki malları tespit edilirdi. Günümüzdeki mal beyanı esasının temellerinin onun döneminde atıldığını ifade edebiliriz.

Atamalardaki titizliğe rağmen bir şikayet söz konusu olursa da derhal gerekli soruşturma yaptırdığı da bilinen bir gerçektir. Bu konudaki en güzel örnek ise Amr b. As'ın fazla mal edindiğine dair bir şikayet karşısında derhal soruşturma başlatılmış ve şikayetin haklı bulunması üzerine de Amr'ın mallarının bir kısmına el konulmuştur. Bu tür örneklere sıklıkla rastlanmaktadır. Yine suiistimal edileceği düşüncesiyle görevleri sırasında kamu görevlilerinin ticaret veya bir başka işle uğraşmaları da yasaklanmıştır. Çünkü, kamu görevlisince yapılan ticarette devletin alınıp satılacağı onun zamanında tespit edilmiştir.

HALK GÜNLERİNİN İLK ÖRNEĞİ ONUN ZAMANINDA BAŞLAMIŞTIR

Her yıl mutat bir şekilde hac mevsiminde halkla idarecileri yüzleştirir ve sorunları bizzat yerinde çözerek önemli bir denetim ilkesini hayata geçirmiştir. Bizzat halkın karşısında hesap vereceğini bilen idareciler bu bilinçle davranış sergilerdi. Valilerinden de aynı tutumu istemiş ve halkla aralarına mesafe koymamalarını özellikle hatırlatmıştır. Siz isterseniz buna şeffaf yönetim ya da günışığında yönetim de diyebilirsiniz. Zaman zaman yaptırdığı yerinde soruşturmaların yanında kurduğu hafiye teşkilatıyla da muhtemel suiistimalleri önlemeye çalışmıştır.

Bir valinin hastaları ziyaret etmediğini güçsüz ve yoksulları kabul etmediğini öğrenirse derhal görevden alırdı. Yani tayin edilen valilerin halkın içinde ve halkın sorunlarıyla hemhal olmasını arzu ederdi. Ben memurlarımı halka eziyet etmeleri, onların yüzüne vurmaları, namuslarına sövmeleri ve mallarını almaları için tayin etmedim sözü de önemli bir hatırlatması olup, yönetim görevinin önemli bir emanet olduğu her uygulamasına yansımıştır.

ONUN YÖNETİMDE ORTAK AKIL MERKEZE ALINMIŞTIR


Onun döneminde ortak akılla alınan kararların yönetimdeki etkisi açıkça görülmektedir. Yalakalığı sevmediği için çevresinde de yalaka insanların barınma imkanı yoktu. Dolayısıyla da objektif bir şekilde konular istişare edilir ve neticede kendi kararlarının aksine de olsa istişare sonucunda çıkan karar uygulanırdı. Uyguladığı yöntem Kur'an ve sünnete uygun olduğu için Hz. Ömer'in aksi bir davranış sergilemesi zaten beklenemezdi.

Onun istişare ekibinde ashabın önde gelenleri arasında bulunan Hz. Ali, Hz. Peygamber'in (SAV) amcası Abbas, Abbas'ın oğlu Abdullah, Hz. Osman, Zeyd b. Sabit, Abdurrahman b. Avf, Üseyd b. Hudayr gibi isimler vardı ve ekibe ihtiyaca göre başka üyelerde eklenirdi. Hatta gerektiğinde Müslüman olmayanların görüşlerine de başvurulduğu belirtilmektedir. İstişarelerde taraflar, fikirlerini özgürce dile getirirler ve Hz. Ömer onlara "Ben de sizlerden biriyim. Sizden benim karar ve görüşlerime uymanızı beklemiyorum. Elinizde hakkı söyleyen bir kitap var. Ben ne söylediysem bu kitaba göre söylemeye çalıştım. Siz de hak olan görüşü seçin ve onu tercih edin." ifadelerini kullanırdı.

KAMU GÖREVİNDEN KAYNAKLANAN HEDİYELER KARŞISINDAKİ TUTUMU

Kendisine gönderilen hediyeleri kamu malı olarak değerlendirmiş ve hazineye irat kaydettirmiştir. Hz. Peygamber'in (SAV) zekat memurunu aldığı hediyeler karşında uyardığına şahit olan bir kişinin yapması gereken en tabii davranış buydu. Bu haliyle kamu görevlilerinin gönderilen hediyeler karşısındaki tutumunun temelleri atılmıştır.

"Kamu görevlilerinin hediye ile imtihanında son durum" başlıklı yazımızda günümüz yöneticilerinin hali pür melali detaylarıyla açıklanmıştı. Rabbim kamu yönetiminde Ömer'in izinden giden yönetici sayısını arttırsın.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

GÜNDEM Haberleri