Okulun Görünmeyen Gücü: İşbirliği

Hüseyin ÖZKAN

Okulun Görünmeyen Gücü: İşbirliği
(Bağlantısallık Bilimi Çerçevesinde Bir Değerlendirme)

Bir hücreyi hücre yapan şey atomların türü değildir; atomların arasındaki organizasyon biçimidir. Beyni anlamlı kılan da tek tek nöronlar değil, nöronların kurduğu bağlantılar ağıdır. Nörobilim bugün bize yaşamın özünde yalnızca madde değil, bağlantısallık olduğunu söylüyor.

Peki bu gerçeği okullara uyarladığımızda ne görüyoruz?

Bir okulun başarısını belirleyen şey yalnızca kaç öğretmeni olduğu, kaç öğrenciyi barındırdığı ya da fiziksel imkânlarının ne kadar gelişmiş olduğu değildir. Asıl sorular şunlardır: Öğretmenler birbirleriyle nasıl ilişki kuruyor? Yöneticiler öğretmenlerle nasıl iletişim kuruyor? Öğrenciler kendilerini okulun bir parçası olarak hissedebiliyor mu? Okulun parçaları arasında nasıl bir bağlantısallık var?

Çünkü okul da tıpkı beyin gibi bir ağdır.

Bir okulda çok yetenekli öğretmenler bulunabilir. Ancak bu öğretmenler birbirlerinden kopuk çalışıyorsa, deneyimlerini paylaşmıyor, ortak hedefler etrafında birleşmiyor ve birbirlerinin gelişimine katkı sunmuyorsa ortaya çıkan sonuç çoğu zaman beklenenin altında kalır. Buna karşılık sıradan görünen imkânlara sahip bir okul, güçlü ilişkiler ve iş birliği kültürü oluşturduğunda olağanüstü sonuçlar üretebilir.

Nörobilim bize beynin gücünün tek tek hücrelerden değil, hücreler arasındaki bağlantılardan doğduğunu gösteriyor. Aynı şekilde okulun gücü de bireylerden çok bireyler arasındaki ilişkilerden doğar.

Bugün eğitim sistemlerinde başarı çoğu zaman bireylere atfedilir. En başarılı öğretmenler, en başarılı yöneticiler, en başarılı öğrenciler ödüllendirilir. Oysa karmaşık sistemler üzerine yapılan çalışmalar bize göstermektedir ki sürdürülebilir başarı, bireylerin niteliğinden çok aralarındaki etkileşimin niteliğiyle ilişkilidir. Bir orkestranın başarısı yalnızca virtüöz müzisyenlerden değil, onların uyum içinde birlikte çalabilmelerinden kaynaklanır. Okullar için de durum farklı değildir.

Spinoza'nın Okula Söylediği

Spinoza'nın felsefesinde her varlık kendi varlığını sürdürmeye çalışır. Buna conatus denir. İnsan gelişmek, üretmek ve etkisini artırmak ister. Fakat Spinoza'nın önemli bir uyarısı vardır: İnsan tek başına güçlenmez. Gerçek güç, başka güçlerle birleştiğinde ortaya çıkar. Nitekim Spinoza bu düşüncesini Etika'da tek bir cümleyle özetler:

"Doğada insana insandan daha yararlı hiçbir şey yoktur."

Bu yalnızca felsefi bir gözlem değil, aynı zamanda kurumlar için de derin bir ilkedir.

Bir öğretmenin bireysel başarısı değerlidir; ancak okulun ortak başarısına dönüşmediği sürece etkisi sınırlıdır. Bir öğretmenin hazırladığı iyi bir materyalin yalnızca kendi sınıfında kalması yerine tüm zümreye yayılması, kurumsal hafızaya dönüşmesi çok daha büyük bir değerdir.

Bugün eğitim sistemlerinde sıkça rastlanan sorunlardan biri, bireysel kahramanlıkların kurumsal kapasitenin önüne geçmesidir. Bir öğretmen kendi sınıfında harikalar yaratır. Bir yönetici olağanüstü çaba gösterir. Bir öğrenci dikkat çekici başarılar elde eder. Ancak bu başarılar kişiyle birlikte ortadan kayboluyorsa okul büyümemiştir.

Çünkü bireysel değer ile kurumsal değer aynı şey değildir.

Bireysel değer kişinin sahip olduğu bilgi, beceri ve yetkinliklerden oluşur. Kurumsal değer ise bu bilgi ve becerilerin sistem içerisinde paylaşılması, yayılması ve kalıcı hâle gelmesiyle ortaya çıkar. Bir öğretmenin emekli olmasıyla yok olan bilgi, kurumsal değer değildir. Bir yöneticinin görevden ayrılmasıyla çöken sistem, kurumsallaşamamıştır. Gerçek başarı, kişiler değişse bile yaşamaya devam eden ortak akıl oluşturabilmektir.

Bu nedenle bireysel değer üretme çabasının sınırları vardır. İnsan tek başına ne kadar üretirse üretsin, ürettiklerini ortak bir yapıya dönüştüremiyorsa etkisi kendi ömrü kadar olur. Oysa kurumsal değer, bireylerin yaşam süresini aşan bir etki üretir. Kurum güçlendikçe içindeki herkes daha değerli hâle gelir. Bir okulun gelişmesi yalnızca okulu değil, o okuldaki öğretmeni, öğrenciyi ve yöneticiyi de güçlendirir.

Değer, Bağlamın İçinde Doğar

Bir nöron tek başına düşünemez. Bir nota tek başına senfoni oluşturamaz. Bir kelime tek başına roman yazamaz. Aynı şekilde bir öğretmen de tek başına okul olamaz.

Değer, ilişki içinde ortaya çıkar.

Aslında insanların değeri de çoğu zaman mutlak değil bağlamsaldır. Bir kişinin yeteneği, bilgisi veya deneyimi ancak uygun bir çevre içinde anlam kazanır. Aynı öğretmen bir okulda sıradan görülürken başka bir okulda dönüşümün öncüsü olabilir. Aynı öğrenci bir ortamda başarısız görünürken başka bir ortamda potansiyelini ortaya koyabilir.

Çünkü değer yalnızca kişinin içinde bulunan bir özellik değildir; kişinin içinde bulunduğu ağın ona sunduğu olanakların da ürünüdür.

Bir öğretmenin bilgisi başka öğretmenlerin bilgisiyle buluştuğunda, bir öğrencinin merakı başka öğrencilerin merakıyla birleştiğinde, bir yöneticinin vizyonu okulun ortak kültürüne dönüştüğünde gerçek kurumsal güç oluşur. Bu nedenle eğitimde asıl mesele "En iyi kim?" sorusu değildir. Asıl mesele "Birlikte ne kadar iyi çalışabiliyoruz?" sorusudur.

Kapsayıcı ve Bağlantısal Okul

Geleceğin okulları bireysel rekabet üzerine değil, bağlantısallık üzerine kurulacaktır. Bilginin paylaşıldığı, deneyimlerin dolaşıma girdiği, başarının kişilere değil sisteme yayıldığı, öğrenmenin ortaklaştığı kurumlar güçlü olacaktır.

Öğretmenler odasında kurulan bir fikir alışverişi, bir hizmet içi eğitimden daha etkili olabilir. Bir öğrencinin kendisini okul topluluğunun değerli bir üyesi olarak hissetmesi, akademik başarısını artırabilir. Bir yöneticinin güven iklimi oluşturması, onlarca prosedürden daha güçlü sonuçlar doğurabilir. Çünkü bağlantısallık yalnızca bilgi aktarmaz; anlam, aidiyet ve motivasyon da üretir.

Yaşamın temel yasası budur: Bir organizmayı güçlü yapan parçalarının mükemmelliği değil, parçalar arasındaki ilişkinin kalitesidir. Bir okulu da güçlü yapan öğretmenlerin, öğrencilerin ve yöneticilerin ayrı ayrı niteliği değil; aralarındaki güven, iş birliği ve anlam üretme kapasitesidir.

Spinoza'nın diliyle söylersek, okulun amacı bireysel parlamalar üretmek değil, ortak yaşam gücünü artırmaktır. Nörobilimin diliyle söylersek, okulun zekâsı bireylerin içinde değil, aralarındaki bağlantılardadır.

Bu yüzden eğitimde geleceğin en önemli sorusu şudur: Okulumuzda kimlerin olduğu değil, birbirimize ne kadar bağlı olduğumuzdur. Çünkü değer, tek başına bireylerin sahip olduğu özelliklerden değil, o özelliklerin hangi ilişkiler ağı içinde anlam kazandığından doğar. En parlak öğretmen bile kopuk bir sistem içinde etkisini sınırlı ölçüde gösterebilir; buna karşılık sıradan görünen bireyler, güçlü bir iş birliği kültürü içinde olağanüstü sonuçlar üretebilirler.

Tıpkı beynin zekâsının tek tek nöronlarda değil, onların kurduğu bağlantılarda ortaya çıkması gibi, okulun bilgeliği de bireylerinde değil, bireyleri birbirine bağlayan güven, paylaşım ve ortak amaç duygusunda ortaya çıkar.

Bir okul, müdürü kadar, öğretmenleri kadar, öğrencileri kadar değil; onların arasında kurulan ilişkilerin niteliği kadardır. Eğitimin gerçek sermayesi insan kaynağı değil, insanları birbirine bağlayan işbirliğine dayalı okul kültürüdür.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.