“Sözleşmeli Öğretmenlik” Kölelik Değildir

Adil Gülmez

Türkiye’de eğitim sorunları öğretmen üzerinde mi odaklanıyor? Öğretmen vicdanına sahip meslektaşlarımız böyle bir soru karşısında üzerlerinde kalması muhtemel sorumluluktan kaçmayarak “hayır, bizimle ne alakası var” demeyeceklerini sanıyorum. Zaten yetişecek yeni nesiller üzerinde eğitimcilerin müessir olacağına inanmak da bunu iktiza ediyor. Soruna, eğitimin diğer sacayakları veli ve öğrencileri de unutmayarak kısmen evet diyebilirsiniz.

Evet dediğimizi farz ederek bu yazımızda öğretmen üzerinde biraz kafa yoralım.

***

Sözleşmeli öğretmenlik, devlet kadrolarına öğretmen almak için en iyi usul müdür, tartışılır. Ancak, yöntemlerden bir yöntemdir. Sözleşmeli öğretmenlik kavramının hangi şartlardan dolayı zuhur ettiğini, içinin ne tür bir özlük hakları ile doldurulacağını dinlemeden-anlamadan sözleşmeli öğretmenlik usulünü bu bir kölelik diye yaftalamak ne kadar doğru bir tanımdır, vicdanlara bırakıyorum.

 Siyasi arenadaki bazı müzmin muhalifleri kale almayalım. Eğitimin meselelerini eğitimciler konuşsun, siyasiler bu sorunlara bodoslama yapacaklarsa eğitimcilere sorsunlar, öyle değil mi?

Şahsen bana sorulsa şöyle derim: “Öğretmen adayı kardeşim gel. Görev yapacağın okul veya bölge burası. Seni falanca tecrübeli öğretmenin yanına “mubassır” olarak veriyorum. Onun gözetiminde iki yıl mubassır olarak çalışacaksın. Bu esnada sözleşmeli olacaksın. İki yılın bitiminde sana müzahir olan tecrübeli öğretmen mubassırlık vazifenden dolayı sana “başarılı” notu verirse, hazırlayacağın bir projeye göre seni istihdam edeceğim.”

***

Bir insanın üniversiteyi bitirmesi onu herhangi bir konuda ehil ya da yeterli kılmaz. Diplomanız sizi sadece üniversiteli yapar. Ehliyet sahibi olmanız demek yapacağınız işin bi hakkın üstesinden gelmeniz demektir. Bunu anlamanın yolu denenmekten geçer. Kimse sınanmadığı bir işin galibi veya mağlubu olamayacağına göre tecrübe edilmek zorunlu tek yoldur.

Sözleşmeli öğretmenlik hakkında çok söz söylenebilir. Nitekim söyleniyor da. Özellikle devlet düşmanlığını, hükümet karşıtlığını böylece nüksettirenlere dikkat edilmeli.

***

 

Biliyorum ki bu yazıyı okuyacak, öğretmen adayı arkadaşların en azından bir kısmı kültürlü ve öğretmenlik konusunda da çok iyiler. Ancak, bazıları da kpss sorularında "kızıl gezegen" sorusunu dahi cevaplayamıyorlar. Sözleşmeli olarak bir köyde çalışırken "çocuklar kokuyor" diye istifa etmiş öğretmen adayları var.

Bu durumdaki bir arkadaşa çocuklarınızı emanet etmek ister misiniz?

Diyelim ki öğretmenlik değil de, marangozluk bölümünü bitirdiniz, ya da mühendis oldunuz, şirketlerin hemen size kadro açtığını mı sanıyorsunuz. Hayır. Özel sektörde çalışacak biri kendisini ispatlamak, işini yeterli düzeyde yapabildiğini kanıtlamak zorunda.

Bazı adaylarda da devletin sözleşmeyle aldığı öğretmen adayını başarısız bulduğu takdirde işine son vereceği endişesi var. Bu ihtimale birileri "en doğal hakkı olan kadro" geyiği ile karşı çıkıyorlar. Kim uyduruyor bunları anlamıyorum.

Ya hu yasalarda, kanunlarda ne bileyim, tercih kılavuzunda "öğretmenlik eğitimi alanların tamamı atanır" gibi bir kanun, bir madde falan mı var da habire "kadro hakkımız" geyiği dönüyor. 

Neyse, sonuç olarak çok sevdiğim bir şey değildir, bir insanın "bu işi yapabilir mi, yeterli mi" diye ölçülüp biçilmesi. Ancak zaruretler bizi böyle davranmaya icbar ediyorsa, yapılabilecek başka bir şey yok demektir.

Bir soru ile bitirelim:

Çocuklarınızı "herhangi" bir öğretmene mi yoksa "en azından bir süre denenmiş" ve başarısını ispatlamış bir öğretmene mi emanet etmek istersiniz?

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.