Çok üzücü olaylar yaşadık, yüreğimiz yandı, kayıplarımız, yaralılarımız ve psikolojik travma yaşayanlarımız oldu. Öğretmen, öğrenci ve veliler tedirgin. Çok boyutlu bir problemle karşı karsıyayız. Ancak üzülerek görüyoruz ki okul ve öğretmen yine unutuldu ve yaşanan elim olaylar üzerinden eski kavgalar görülüyor, siyasi hesaplaşmalar yapılıyor, sinirler geriliyor, savunmaya geçiliyor.
Konuyu dağıtmaya gerek yok, dünya âlem biliyor ki yaşadığımızın özeti şudur:
● Dijital ortamlar kontrolsüz, sapkın inanışları yayıyor, suça teşvik ediyor, sanal ile gerçeği ayıracak yaşta olmayan çocuklarımızı suça teşvik ediyor, zombiye dönüştürüyor ve cinayetler işletiyor.
● Çocuğun üzerinde aile ve toplum denetimi kalmamış; veliler büyük oranda bilinçsiz, saygısız, saldırgan, şımartılmış, öğretmene ve okula ceza kesmeye meyilli ve tiktok videoları izleyerek hepsi birer pedagog kesilmiş durumdalar.
● Öğretmen; saygınlığı aşınmış, savunmasız, şikâyet ve şiddet kıskacına hapsolmuş, her şeye rağmen idealizmini ve mesleğe olan saygısını koruyarak, tarihi işlevini yapabilme mücadelesi veriyor.
● İdareci, yetkisi ve imkânları elinden alınmış, angaryaya boğulmuş, mesaisinin büyük bir kısmını okuluna maddi kaynak oluşturmaya ayırmış, mevzuat-müfettiş-problem üçgeninde kendisine, “beceremiyorsan bırak git, koltuğa oturacak elli kişi bekliyor.” denilen sıradan bir çalışan durumuna düşürülmüş.
●Okul, proje çöplüğüne dönüşmüş, devlet kurumları dahil aklı esenin proje geliştirdiği, kulüp kurup kariyer devşirdiği, eğitilmiş profesyonel güvenlik personeli ve temizlik görevlisi olmayan, yerel imkanları merkezileştirilmiş, zorluklarla boğuşan, giderek iş yükü artan bir duruma gelmiş.
● Acımasız sınavlarla yarışmacı, öğrencinin sosyal ve duygusal gelişimini göz ardı eden, yeteneği keşfedip zamanında yönlendirmeyen on iki yıllık zorunlu eğitim sistemi, ne yazık ki yukarıda sıralanan her biri devasa problemin üzerine oturmuş ve nesillerimizi harcamaya devam ediyor.
● Okul idaresinin “tehdit ediliyoruz” ihbarını kale almayan ancak sorumsuz bir velinin verdiği dilekçe ile öğretmen ve okul müdürünü okuldan uzaklaştırabilen adli merciler; okulda dakikalar süren silahlı eyleme, veli ve kantin görevlisinden sonra müdahale edebilen kolluk; okul söz konusu olunca kör ve sağır olduğu ayyuka çıkan siber suçları takip merkezi.
● Olumsuz haberleri yapmaktan haz duyan, dizilerde öğretmeni aşağılayan, şiddet ve kanlı sahnelerle gençlerin duygu dünyasını bozan, uyuşturucu ve şiddet haberlerini veriş biçimi sıkıntılı medyamız.
● İğne çuvaldız ilkesiyle sendikalar tarafına bakacak olursak, bu süreçte; olaylardan önce “okulda polis istemiyoruz” deyip olay sonrası “bakanlığı polisle koruyorsunuz, okulda neden polis yok.” diyebilen;
Sendikalarında LGBT komisyonları kurup Maraş’ta olayı gerçekleştiren erkek çocuğun mini etek giyerek internette boy göstermesini teşvik eden, sapkınlıkların yayılması için onur yürüyüşü yapan;
Mecliste on beş yaş altı sosyal medya düzenlemesine karşı çıkıp meydanlarda masum pozlarına bürünen;
Teröre destek olup okuldaki ölümlü olaylarda sahte gözyaşı döken, fetöcülüğü açık sendika kurup oradan siyasete geçip meydanlarda provakasyon yapanlarla, aynı anda “iş bırakma” eylem kararı almak zorunda kalışımız, kaderin bir cilvesi mi yaşadığımız vahim olaylardan kaynaklanan talihsizlik mi anlamaya çalışıyorum.
Yaşanan olaylardan muhalefet yapmak adına ilkesizce nemalanmakla, bütün gayretlerimize rağmen engel olunamayan olayların bir daha olmaması için çözümler üretmek, çalıştaylar yapmak, raporlar yazmak arasındaki fark ile önümüze bakacağız.
Bize göre olaylar okulda olmuştur ancak sebepleri çok daha derinlerde saklı, çözüm için birçok kurumun birlikte çalışmasını gerektiren komplike bir durum yaşıyoruz. Eğitimcilerin hazırladığı ve her kuruma rollerin eğitimciler tarafından verildiği kapsamlı bir eylem planına ihtiyaç vardır.
Sınıfta cep telefonunu yasaklayan, velilere randevu sistemi kuran, sınıf geçme, devamsızlık vb. gibi önlemler alan, sınıf anneliğini kaldıran, ”Öğretmen Bilgi Servisi” ve “Okul Veli Asistanı” gibi uygulamalar kuran bakanlığın, yaşanan bu elim olaylardan sonra; zorunlu eğitimden rehberlik ve disiplin yönetmeliğine, okulların personel eksikliklerinden öğretmenlik mesleğinin statüsüne kadar hem kendi yetkisinde olan hem de devletin diğer kurumlarını ilgilendiren birçok alanda elinin güçlü olacağını, kadrolu provokatörlerin bütün saldırılarına rağmen problemin çözümünde önemli mesafe alacağımızı görüyorum.
Katkı sunacağız, çocuklarımızı, okullarımızı, geleceğimizi sahipsiz bırakmayacağız. Acımızı içimize gömüp yeniden yollara düşeceğiz. Unutursak daha üzücü olaylar yaşarız, kavgayı ve alınganlığı bırakın gelin çalışalım.
Talat YAVUZ
Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri