Üstün Çocuk! Zeka, Gayret ve Etik Üzerine

Hüseyin ÖZKAN

“Üstünlerin” eğitimi değil, yetenek gelişimi… 

Seçkinci eğitim değil, toplumsal eğitim…

Bencil kişilik gelişimi değil, sosyal gelişim…” 

Hüseyin Özkan

 

“Üstün çocuk” kavramı içinde kendine özgü iticiliği de barındıran bir kavram. Doğa ve insan üstü diğer kavramları da akla getiren bir kavram aynı zamanda. Bunun yanında, üstün etiketi yapıştırılmış çocuktan beklentiler de fazla.  Ya bu beklentilere cevap vermeye, hata yapmamaya çalışır. Ya da tümüyle kopar ve vazgeçme eğilimi gösterir.

Farkında olmadan zihnin arka kısımlarında “üstün çocuktan” büyüdüğünde “üstün insan” olması beklenir. Üstün etiketinden dolayı, doğal olarak ebeveynin beklentisi bu yönde gelişir. Üstün insan ise tanrı ile insan arasında bir yerde mi konumlandırılır, beklenti bu yönde midir? Bu kadar olmasa da özel bir misyonla geldiğine inananlar da var mıdır? O kadarını bilemem..

Çocuğun şahsına “verilmiş” bir lütufmuş gibi algılanmak istenir üstünlük… Böyle olunca da özel davranılması gerektiği düşünülen, olağan dışı insanlar gibi görülmeye başlanır. Öyle ki eğer varsa diğer kardeşleri bile artık kendini “üstün çocuğun” yanında değersiz hissetmektedir. Aile durumun farkındadır ve diğer kardeşe de bir “üstünlük” kapısı aralamak için mevcut durumu zorlamaya başlar. Bir etiket de o alsın, ezilmesin diye yavrucak.. Çeşitli yerlerde IQ testlerine tabi tutar. Ta ki teste aşina olup belirli “puanın” üstüne çıkana kadar…

Sonra ne olur? Üstün çocuk büyür. Hayat doğal mecrasında ilerlemektedir. Ancak beklendiği gibi “üstün çocuk” “üstün insan” olamamıştır. Diğer insanlar gibi bir meslek sahibi olur. Doktor olur, avukat olur, öğretmen olur veya “üstün” çocuk okulu terk eder okul hayatı biter iş adamı iş kadını olur, ya da işçi olur.. Hayat başarısı ise üstünlüğüne değil, gayretine bağlıdır artık. Normale dönmüştür…

“Üstün Çocukluk” dönemi ise dönemsel bir aile obsesyonu olarak gerilerde kalmıştır…

Bu kısa hikayede çocuğun duygusal gelişimi hırpalanmış, aile ise bundan dolayı sıkıntılar yaşamıştır. O halde aileye düşen görev bu “dönemsel” durumu çocuklara zarar vermeden gerçekler üzerinden değerlendirerek ve daha sağlıklı bir şekilde atlatmaktır…

Ekonomik ve duygusal kayıpları sağlıklı bir şekilde değerlendiremediğimiz her güzelliği ve “üstünlüğü” layık gördüğümüz çocuklarımızın geleceği için ciddi bir dönemdir bu dönem…

Zeka, Gayret ve Etik Üzerine

Ünlü ressam Nicholas Paussin başarısının sırrını “yaptığın her işi en iyi şekilde yapmaya gayret etmelisin.” sözleriyle gayretin önemini açıklar. İtalyan ressama şöhreti nasıl yakaladığı sorulduğunda ise şöyle der; “Ben yapılması gereken hiç bir şeyi ihmal etmedim.”

Michelangeelo başarısının altında yatan nedeni açıklarken, “İnsanlar, benim ustalığımı elde etmek için ne kadar sıkı çalıştığımı bilseler, onun o kadar hayret edilecek bir şey olmadığını anlarlardı.” der.

Ayrıca, çok çarpıcı bir ifadeyle;  “Sıkı bir çalışmanın yerini hiç bir şey alamaz. Deha; yüzde bir ilham ve yüzde doksan dokuz terdir.” der Thomas A. Edison.

Mozart’ın  başarıya ulaşma yolundaki çalışma koşullarını anlatan biyografisi, okuyanları bir bakıma dehşete düşürmektedir.                                     

 Dünyaca tanınmış bir çok dahinin sözleri, yaşam tarzları ve çalışma yaklaşımları aslında başarıya nasıl ulaştıklarını anlatıyor. Öyle ki bu sözlerin bize verdiği rahatlıkla “zeka her ne kadar önemli olsa da önemli olan gayrettir” diyebiliriz. Çok zeki olup, ancak hayatta başaramamış bir çok insan tanırsınız. Aslında bu bize, “üstün zekalı çocuk” kavramını belirli bir tanımın içine yerleştirmemizin mümkün olmadığını gösterir. Bu kavram tanımlanıp sınırlandırılmamalı, belirli bir kalıba yerleştirmeye çalışılmamalıdır. Yani “şöyle olurlar”, “böyle olurlar”, “hayal güçleri yüksek olur”, “aşırı yaratıcıdırlar”, “adalet duyguları yüksektir” vb gibi…

Oysa tarih, adalet duygusunu bırakın, temel insani değerleri bile olmayan bir çok üstün zekalı şahsiyete tanıklık etmiştir.

Üstün zekalı tanımının içine yerleştirilen çocuklarda, üstün zekalı tanısı (etiketi) almış çocukların büyük oranında atalet yaklaşımının geliştiği de görülmüştür. Aile yaklaşımıyla da beslenen, “Ben nasılsa üstün zekalıyım çalışmasam da yapabilirim” duygusu, gayretin yerini alan hakim bir düşünce olarak gelişebilmektedir.

Oysa asıl olan zekayı besleyen gayret ve zekadan etkilenen üründür.

Ayrıca zeka göstergesi olarak örneklendirilen bazı kavramlar birbirine karıştırılmaktadır. Açıkgözlülük, uyanıklılık, kurnazlık “üstün zeka” göstergeleri değildir. Örneğin fındığı Türkiye’den alıp paketleyip, üstüne fahiş fiyat etiketi yapıştırarak, daha fazla fiyata farklı ülkelere hatta tekrar geri bize satıyor olmaları “üstün zeka” göstergesi değil; açıkgözlülük, daha da ötesi “ticaret” adıyla meşrulaştırılmış global ahlaksızlıktır…

İnsan zekasını, tarihsel gelişim sürecinden ve insanın insan olma süreci içinde değerlendirmeyip, mekanik bir değere, bir skora indirgemek bu çağda cehalet olsa gerek. Hele bu alanı bir ticari rant alanı olarak görmenin tarifi ise hiç bir kavramla mümkün değildir.

Ancak tüm bunları söylerken kimsenin “benim çocuğum üstün zekalı” duygusal doyumuna engel olmak da istemem tabii.. Önemli olan hayatta mutlu olmak değil mi zaten? Desek de; hiç kimsenin kendi mutluluğunu çocuklarının mutsuzluğu üzerine inşa etme hakkı da olmasa gerekir…

Hüseyin Özkan  

Eğitimci- Yazar

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.