Veli–Öğretmen İlişkileri ve Çocuğun Sosyal Duygusal Gelişimi

Vedat Ali İNAM

Öğretmenler odasında kimi zaman fısıltıyla başlayan bir cümle vardır:

“Bu öğrencinin velisi biraz zor…”

Peki, gerçekten zor olan veli midir?

Yoksa kaygının, rekabetin ve güvensizliğin sertleştirdiği bir eğitim iklimi mi?

İlkokul çağı, çocuğun yalnızca akademik değil; sosyal ve duygusal temellerinin de atıldığı kritik bir dönemdir. Bu yaşta çocuk; kuralları anlamayı, sabretmeyi, hata yaptığında ne olacağını ve yetişkin otoritesiyle nasıl iletişim kuracağını öğrenir. Ancak bu öğrenme yalnızca sınıfta gerçekleşmez. Aile ile okul arasındaki ilişkinin niteliği, çocuğun duygu dünyasını doğrudan şekillendirir.

Çocuğa Bir Proje Gibi Bakmamak

Çocuğu bir “performans projesi” olarak değil, onun bir insan olduğu gerçeğinden hareketle akademik olarak ilerlemesinin sosyal ve duygusal açıdan güçlenmesinin sürece bağlı olduğunu kabul etmek sağlıklı bir yaklaşımdır. Her çocuğun mizacı, öğrenme biçimi, duygusal eşiği ve gelişim hızı farklıdır.

Sürekli kıyaslanan bir çocuk özgüven değil, performans kaygısı geliştirir.

Her hatası büyütülen bir çocuk sorumluluk almak yerine kaçınmayı öğrenir.

İlkokul döneminde öncelik yalnızca akademik başarı değildir. Asıl mesele, çocuğun psikolojik dayanıklılığını ve sosyal uyum becerilerini güçlendirmektir.

“Zor” Veli mi, Kaygılı Ebeveyn mi?

“Zor veli” denildiğinde akla genellikle şu tablo gelir:

Sürekli sorgulayan, her uygulamayı denetleyen, mesai saati gözetmeyen, çocuğunu idealleştirilmiş bir zirveye yerleştiren ve çoğu zaman kendi kaygısını çocuğuna yansıtan ebeveyn…

Oysa bu davranışların arkasında çoğunlukla yoğun bir kaygı vardır:

“Ya geri kalırsa?”

“Ya eksik yetişirse?”

Rekabetçi sınav sistemi, belirsiz gelecek ve sosyal baskı veliyi sürekli tetikte tutar. Kaygı arttıkça kontrol ihtiyacı artar; kontrol arttıkça güven azalır.

Ancak bir gerçeği açıkça ifade etmek gerekir:

Kaygı, sınır ihlalini meşrulaştırmaz.

İlkokulun Asıl Kazanımı: Sosyal ve Duygusal Güç

İlkokul çağındaki bir çocuk için en kritik kazanımlar şunlardır:

Sabretmeyi öğrenmek

Duygularını fark etmek ve adlandırmak

Sıra beklemek ve kurallara uymak

Arkadaşının duygusunu fark edebilmek

Paylaşabilmek

Hata yaptığında çözüm aramak

Basit problem durumlarında alternatif üretebilmek

Kendi hakkını ve başkasının hakkını savunabilmek

Bu yaş grubundaki çocuklar somut işlemler dönemindedir. Soyut kavramlardan çok, gözlemlenebilir davranış kalıpları üzerinden öğrenirler. Bu nedenle empati; soyut bir öğreti olarak değil, günlük yaşamın somut deneyimleri üzerinden inşa edilmelidir.

Örneğin:

Karşısındakinin yüz ifadesini fark etmek,

Kantinde sırasını beklemek,

Servise binerken kurallara uymak,

Oyun sırasında kurallara sadık kalmak,

Kaybettiğinde sonucu kabullenmek,

Kazananı tebrik edebilmek…

Çocuğun psikolojik omurgası bu dönemde şekillenir. Sağlıklı sınırlar, tutarlılık ve saygı bu omurganın temel yapı taşlarıdır.

Evde öğretmenin değersizleştirildiği bir atmosfer, çocuğun içsel güvenliğini zedeler. Çünkü çocuk için güvenli bağın iki ayağı vardır: aile ve öğretmen. Bu iki figür arasındaki çatışma, çocuğun zihninde otoriteye dair karmaşa oluşturur.

Performans Dili Yerine Gelişim Dili

Veli–öğretmen ilişkisi bir denetim mekanizması değil, pedagojik bir ortaklık olmalıdır.

Kıyas yerine gelişim:

“Sınıfta kaçıncı?” yerine,

“Geçen aya göre hangi konuda ilerledi?”

Duygu farkındalığı:

“Bugün seni en çok ne mutlu etti?”

“Zorlandığın bir an oldu mu? Ne yaptın?”

Hata kültürü:

“Yanlış yapmamalısın.” yerine,

“Yanlış yaptığında ne öğrendin?”

Hata korkusu, öğrenmenin en büyük engellerinden biridir.

Net sınırlar da bu ilişkinin vazgeçilmezidir. Öğretmenin mesai saatleri, iletişim kanalları ve pedagojik karar alanı korunmalıdır. Kurumsal sınırlar belirsizleştiğinde ilişki sağlıklı kalamaz.

Sorun dili çatışma üretir; çözüm dili iş birliği sağlar.

“Bu böyle olmaz.” yerine,

“Bu durumu çocuğun yararına nasıl iyileştirebiliriz?” sorusu daha yapıcıdır.

Ebeveynin Duygusal Olgunluğu

Çocuğun davranışları çoğu zaman ebeveynin sabrını ve tutarlılığını sınar. Ancak çocuk söyleneni değil, gördüğünü öğrenir.

Kaygılı bir ebeveyn kaygıyı; sakin ve tutarlı bir ebeveyn ise güveni öğretir.

Yarış Parkuru mu, Karakter İnşası mı?

Sorun yalnızca bireysel iletişim teknikleri değildir. Eğitim sistemi başarıyı dar ölçütlere indirgedikçe veli baskısı artacaktır. Her çocuğun “en iyi” olması gerektiği fikri yaygınlaştıkça öğretmen doğal olarak hedef hâline gelir.

Oysa ilkokul dönemi bir yarış parkuru değil, karakter inşa sürecidir.

Veli eğitimi olmadan öğretmenlerin yükü hafiflemez. Sosyal ve duygusal gelişim odaklı ebeveyn çalışmaları sistematik hâle getirilmedikçe iş birliği söylemde kalır.

Kamusal Alan ve Eşitlik

Mesleki unvanını, ekonomik gücünü ya da sosyal statüsünü bir baskı aracına dönüştüren veli profili yalnızca bireysel bir iletişim sorunu değildir; kamusal eşitlik ilkesine yönelmiş bir müdahaledir.

“Benim çocuğum ayrıcalıklı olmalı” anlayışı, sınıf içi adalet duygusunu zedeler. Çocuk çok erken yaşta şu mesajı alır:

“Haklı olmak değil, güçlü olmak kazandırır.”

Eğitim kurumu bir statü gösterisi alanı değildir. Kamusal eğitim alanında herkes eşittir ve öğretmen, bu alanın pedagojik öznesidir.

Sonuç

Okul bir hizmet sektörü değildir.

Eğitim, müşteri memnuniyeti süreci de değildir.

Öğretmen, sadece performans raporuyla, standart form ve çizelgelerle ya da birkaç saatlik gözlemle değerlendirilebilecek sıradan bir memur hiç değildir.

Eğitim üç ayaklı bir yapıdır: öğrenci, öğretmen ve veli. Bu ayaklardan biri diğerini sürekli denetlediğinde denge bozulur.

Karşılıklı güven, net sınırlar ve gelişim odaklı bir yaklaşım benimsendiğinde “zor” olarak tanımlanan profil, kaygılı ama iş birliğine açık bir ebeveyne dönüşebilir.

Asıl mesele kimin zor olduğu değil; çocuğun sosyal ve duygusal gelişimini birlikte nasıl güçlendirebileceğimizdir.

Çünkü ilkokulda kazanılan en büyük başarı, akademik ilerlemeden önce sağlam ve sağlıklı bir sosyal-duygusal gelişimdir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.