Eğitim kurumlarında öğretmenlerin motivasyonunu kıran ve okul barışını bozan yönetimsel baskılar artık yargı engeline takılıyor. Yargıtay'ın emsal niteliğindeki kararları, bazı okul müdürlerinin "yönetim yetkisi" olarak gördüğü pek çok uygulamanın aslında mobbing suçu oluşturduğunu ortaya koydu. Bu davranışlar, idarecilerin görevden alınmasına kadar varabilecek süreçleri tetikleyebiliyor.
Peki bir okul müdürünü hukuken zor duruma düşüren, koltuğunu riske atan davranışlar neler? İşte Yargıtay kriterlerine göre öne çıkan başlıklar.
1. Ders programıyla psikolojik yıldırma
Okul yönetiminin en temel görevlerinden biri olan ders programı hazırlama, kimi zaman bir cezalandırma aracına dönüşüyor. Yargıtay kararlarına göre; öğretmenin sağlık durumu veya süt izni gibi yasal hakları göz ardı edilerek derslerin kasıtlı biçimde günün ilk ve son saatlerine yayılması, aradaki boşlukların bilerek açılması mesleki onura saldırı sayılıyor.
Aynı şekilde kıdemli öğretmenlere uzmanlık alanı dışında sürekli angarya iş yüklenmesi ya da tam tersine hiçbir sınıf, kulüp veya rehberlik görevi verilmeyerek öğretmenin okulda tamamen pasifize edilmesi de bu kapsamda değerlendiriliyor.
2. Sürekli soruşturma ve "disiplin sopası" baskısı
Mevzuatın öğretmen üzerinde bir tehdit unsuruna dönüştürülmesi, en sık görülen idari suistimallerden biri. Ortada somut bir disiplin suçu yokken "Dosyanı yakarım" ya da "Hakkında tutanak tutarım" gibi ifadelerle öğretmen üzerinde sürekli bir korku iklimi oluşturmak doğrudan mobbing sayılıyor.
Bunun yanında; zümre toplantıları ya da öğretmenler odası gibi ortamlarda asılsız iddialarla öğretmenin mesleki yeterliliğinin sorgulanması, hak edilen ek ders ücretlerinin sisteme girilmemesiyle tehdit edilmesi veya mevzuata aykırı biçimde fazladan nöbet yazılması da idareciyi hukuken suçlu duruma düşürüyor.
3. Dijital dışlama ve WhatsApp grubundan çıkarma
Psikolojik taciz yöntemleri teknolojiyle birlikte dijital bir boyut da kazandı. Okul içindeki resmi bilgi akışını kesmek net bir hak ihlali olarak tanımlanıyor. Öğretmenin, kurumsal duyuruların yapıldığı resmi WhatsApp ve bilgilendirme gruplarından keyfi biçimde çıkarılması bu durumun en somut örneği.
Ayrıca öğretmenin verdiği dilekçelerin işleme konmaması, randevu taleplerinin sürekli reddedilmesi, sınav takvimi gibi resmi evrakların gizlenmesi ve diğer personele baskı yapılarak hedef seçilen öğretmenle iletişimin engellenmesi de ağır kusur niteliği taşıyor.
4. Kişilik haklarının çiğnenmesi ve özel hayat ihlali
Öğretmenin saygınlığını zedeleyen en tehlikeli uygulamaların başında, veli ve öğrencilerin önünde yaşanan sözlü şiddet geliyor. Sınıf ortasında ya da veli toplantısında öğretmenin itibarını sarsacak şekilde azarlanması, doğrudan kişilik haklarına saldırı olarak nitelendiriliyor.
Bununla birlikte öğretmenin akşam saatlerinde veya hafta sonlarında sürekli aranarak işle ilgisi olmayan konularda rahatsız edilmesi de özel hayatın gizliliğini ihlal eden ve mobbingi tescilleyen davranışlar arasında sayılıyor.
Baskıya maruz kalan öğretmen ne yapmalı?
Anayasa'nın 128. maddesi ve ilgili genelgeyle hakları koruma altında olan öğretmenler, uğradıkları baskıyı belgelemek için birkaç önemli adım izleyebilir.
Öncelikle bir süreç günlüğü tutulması öneriliyor; yaşanan tüm olumsuz olaylar gün, saat ve davranış detayıyla yazılı olarak not edilmeli. İkinci olarak deliller güvenceye alınmalı; WhatsApp mesajları, resmi yazışmalar, e-postalar ve dijital çıktılar mutlaka saklanmalı.
Son aşamada ise resmi başvuru kanalları işletilmeli. Öğretmenler, varsa tanık ifadeleriyle birlikte İlçe veya İl Milli Eğitim Müdürlüklerine, Kamu Denetçiliği Kurumu'na ya da CİMER'e başvurabiliyor. Süreç boyunca Alo 170 çağrı merkezinden de destek alınabiliyor.