YAPAY ZEKA ÇAĞINDA İNSAN BEYNİNİN AÇIĞI VE EĞİTİMİN YENİ SINAVI

Hüseyin ÖZKAN

YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA BEYNİN AÇIĞI VE EĞİTİMİN YENİ SINAVI

İnsan beyninin en büyük gücü, aynı zamanda en büyük zaaflarından birini de içinde barındırır. Beyin her karşılaştığı bilgiyi sıfırdan analiz etmek istemez. Doğası gereği zihinsel enerji kaynaklarını ekonomik kullanmak ister ve bu nedenle bilginin nasıl işlendiği, ne kadar tanıdık geldiği ve zihinsel olarak ne kadar kolay kavrandığı, o bilgiye ilişkin değerlendirmelerimizi sorgulamadan kabul yönünde etkileyebilir. Beyne zihinsel sorgulama araştırma süreçleri öğretilmezse araştırmaz şüpheci yaklaşmaz , sorgulamaz. Akıcı pürüzsüz bilgi akışını doğru olarak kabul eder. Psikolojide bilginin bilişsel çaba sarfetmeden hızlı bir şekilde edinme anlanıma gelen “işleme akıcılığı” (processing fluency) olarak adlandırılan bu olgu, kolay ve pürüzsüz işlenen bilgilerin daha tanıdık, daha güvenilir veya daha doğruymuş gibi algılanabilmesine yol açabilir. Sorun, akıcılığın doğruluğun kanıtı olmadığı hâlde zihnimizde zaman zaman doğruluğun işaretlerinden biri hâline gelmesidir.

Üretken yapay zekâ tam da bu noktada insan zihninin bilişsel zaaflarından biriyle karşılaşır. Yapay zekâ yalnızca bilgi üretmez; bilgiyi düzenler, sadeleştirir, neden-sonuç ilişkileri kurar ve çoğu zaman son derece akıcı, kendinden emin bir dille sunar. Yanlış bir bilgi bile dilbilgisi hatası olmadan, mantıksal bağlaçlarla örülmüş ve ikna edici bir paragrafın içine yerleştirilebilir. İnsan zihni açısından burada önemli olan, yanlış bilginin artık “yanlış gibi” görünmek zorunda olmamasıdır. Yapay zekânın ürettiği metnin akıcılığı ile içeriğinin doğruluğu birbirinden bağımsız olduğu hâlde, zihnimiz bu ikisini birbirine yaklaştırabilir.

Yapay zeka günümüzde yaygın kullanım alanı sunmaktadır. Özellikle okul çağı çocuklarının sıklıkla başvurdukları bir platform halinde gelmiştir. Bu durum eğitim sistemi açısından köklü bir paradigma değişimini zorunlu kılmaktadır. Geleneksel eğitim modeli bilgiye ulaşmayı, bilgiyi anlamayı ve aktarmayı merkeze alıyordu. İnternet bilgiye erişimin maliyetini büyük ölçüde düşürdü; üretken yapay zekâ ise yalnızca bilgiye erişimi değil, araştırma, özetleme, karşılaştırma ve açıklama süreçlerinin önemli bir bölümünü de saniyeler içinde gerçekleştirebilir hâle getirdi. Bir öğrenci artık karmaşık bir tarihsel olayın özetini, bir matematik probleminin çözümünü veya uzun bir makalenin ana fikrini birkaç saniye içerisinde elde edebiliyor. Fakat tam da burada yeni bir risk ortaya çıkıyor. Bilişsel dışsallaştırma. Bilgi edinme sürecini yapay zekaya havale ederek dışşallaştırma.

İnsan düşünürken bazı zihinsel işlemleri dış araçlara devredebilir. Bu yeni bir durum değildir. Yazı hafızanın, hesap makinesi hesaplamanın, harita yön bulmanın bir bölümünü dışsallaştırdı. Yapay zekâ ise çok daha ileri bir noktaya geçerek özetleme, karşılaştırma, sınıflandırma, açıklama ve fikir üretme gibi bilişsel süreçlerin de dışarıya aktarılmasına imkân veriyor. Bu durum insanı daha güçlü kılabilir; ancak bir şartla! İnsan, dışarıya aktardığı düşünme sürecinin sorumluluğunu bütünüyle terk etmemelidir. İradesini yapay zekaya teslim etmemelidir.

Çünkü bilmek ile bir açıklamayı okumak aynı şey değildir. Öğrenci bir sorunun cevabını yapay zekâdan alabilir; fakat cevabın neden doğru olduğunu anlamıyorsa o bilgiyi öğrenmiş sayılmayacaktır. Yapay zekâ bir metin yazabilir; fakat öğrenci metindeki iddiaların kaynaklarını ve kanıtlarını sınamıyorsa şüphesi yaklaşmıyor araştırmıyorsa ortaya çıkan metin onun bilgisi değil, yalnızca onun adına üretilmiş bir içerik olur. Yapay zekâ bir probleme on farklı çözüm önerebilir; fakat eğitimin asıl görevi öğrencinin henüz sorulmamış on birinci soruyu sorabilmesini sağlamaktır.

Bu nedenle geleceğin eğitim sistemi çocuklara yalnızca yapay zekâyı nasıl kullanacaklarını öğretmemelidir. Daha önemli görev, yapay zekâ kullanırken düşünme yetilerini ve iradesini nasıl koruyacaklarını öğretmektir. Öğrenci yapay zekâdan cevap almalı, fakat cevabı sorgulamalıdır. Kaynak istemeli, karşılaştırmalı, çelişkileri aramalı ve gerektiğinde “Bu doğru olmayabilir” diyebilmelidir. Çünkü yapay zekâ çağında kritik düşünme, bilgiye ulaşmaktan çok daha değerli bir beceri hâline gelmektedir.

Burada eğitimin önündeki mesele teknolojiyi sınıfa sokup sokmamak değildir. Asıl mesele, yapay zekânın sınıfa girdiği bir dünyada öğrencinin zihinsel sorumluluğunu nasıl koruyacağımızdır. Öğrenciyi yapay zekâdan uzak tutmak artık gerçekçi bir eğitim politikası değildir. Yapılması gereken, öğrenciyi yapay zekânın karşısında edilgen bir kullanıcı olmaktan çıkarıp onun ürettiği bilgiyle tartışabilen, onu sınayabilen ve gerektiğinde reddedebilen bir özne hâline getirmektir. İradesine sahip çıkmayı öğretmektir.

Yapay zekâ çağında eğitim artık yalnızca “ne biliyorsun?” sorusunu sormak zorunda değildir. “Bildiğini nereden biliyorsun?” sorusunu da sormak zorundadır. Hatta geleceğin eğitiminde en önemli soru şudur: “Bir makine sana bir cevap verdiğinde, onun doğru olup olmadığına nasıl karar veriyorsun?” Öğretmenin istemesi gereken cevabın kanıtlanması olmalıdır.

Çünkü yapay zekâ çağında özgürlük, bilgiye erişebilmekten daha fazlasıdır. Özgürlük, eriştiğimiz bilgi karşısında kendi hükmümüzü verebilmektir. Başarı ise her soruya hızlı bir cevap bulmak değil, hangi cevabın güvenilir olduğunu ayırt edebilmektir.

Eğitimin yeni sınavı burada başlıyor. Çocuğa yapay zekâyı kullanmayı öğretmek yetmez; yapay zekâ kullanırken düşünmeyi bırakmamasını da öğretmek gerekir. Bunun için kazandırılması gereken zihinsel disiplin basittir ama geleceğin eğitimini belirleyecek kadar önemlidir:

Önce düşün, sonra sor.
Önce sorgula, sonra kabul et.
Önce kanıtı ara, bul, sonra inan.
İradene sahip çık.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.