Hüseyin ÖZKAN

Hüseyin ÖZKAN

Takdir Bağımlılığı ve Görülme İhtiyacı

Takdir Bağımlılığı ve Görülme İhtiyacı
Okul İkliminde Sessizce Büyüyen Psikolojik Yorgunluk

Psikoloji literatüründe dışsal onay arayışı, onay ihtiyacı ve benlik değerinin dışsal geri bildirimlere bağlanmasıyla ilişkili kavramlar uzun süredir tartışılmaktadır. Özellikle Carl Rogers’ın benlik algısı çalışmaları, Albert Bandura’nın sosyal öğrenme yaklaşımı ve daha sonraki yıllarda geliştirilen “contingent self-worth” çalışmaları, bireyin kendi değerini çevresel geri bildirimlere bağlamasının psikolojik sonuçlarına dikkat çekmiştir. İnsan için takdir edilmek, fark edilmek ve anlaşılmak doğal psikolojik ihtiyaçlardır. Ancak birey zamanla kendi değerini yalnızca çevresinden gelen geri bildirimlerle ölçmeye başladığında, içsel denge zayıflamaya başlar. Kişi artık kendi emeğini kendi vicdanıyla değerlendirmek yerine, çevrenin ilgisiyle anlamlandırır hale gelir. Böylece özgün benlik giderek yerini, sürekli onay almaya ihtiyaç duyan bir sosyal kimliğe bırakabilir.

Bu durumun en görünür olduğu alanlardan biri okul ortamlarıdır. Çünkü eğitim kurumları yalnızca bilgi üretmez; aynı zamanda görünürlük, statü ve sosyal kabul de üretir. Öğretmenler, yöneticiler ve diğer okul çalışanları çoğu zaman yoğun emek verirler. Ancak günümüzde performans baskısının artması, sürekli proje ve çıktı beklentisi, sosyal medyanın mesleki alanlara taşınması ve görünürlüğün başarıyla eş tutulmaya başlanması, emek ile görünür olma arzusunu birbirine yaklaştırmıştır.

Bazı öğretmenlerin yaptığı her çalışmayı sürekli paylaşma ihtiyacı hissetmesi, her etkinliğin yönetim tarafından fark edilmesini beklemesi ve beklediği ilgiyi görmediğinde motivasyonunun hızla düşmesi bunun örneklerinden biridir. Sessizce üretmek yerine sürekli görünür olmayı tercih eden birey, zamanla yaptığı işin niteliğinden çok onun ne kadar ilgi gördüğüne odaklanmaya başlayabilir. Böyle durumlarda hazırlanan materyal ya da yürütülen proje konuşulmadığında, kişi bunu yalnızca mesleki bir geri bildirim eksikliği olarak değil, kişisel değersizlik hissi olarak yaşayabilir.

Benzer bir durum yöneticilerde de görülebilir. Bazı okul ortamlarında kurumsal gelişimden çok yöneticinin kişisel görünürlüğü öne çıkmaya başlayabilir. Yapılan her çalışmanın sürekli paylaşılması, küçük ölçekli faaliyetlerin büyük başarı hikâyeleri gibi sunulması ya da olağan çalışmaların yoğun takdir beklentisiyle dolaşıma sokulması zamanla dikkat çekici hale gelir. Burada mesele çoğu zaman yapılan işin gerçek niteliğinden çok, o çalışma üzerinden elde edilmek istenen psikolojik görünürlüktür.

Bu süreç bazen kişinin kendi üretimine karşı nesnel mesafesini kaybetmesine de neden olabilir. Heinz Kohut ve kırılgan narsisizm üzerine çalışan araştırmacılar, bireyin dışarıdan gelen onaya aşırı bağımlı hale geldiğinde benlik kırılganlığının arttığını belirtmektedir. Emsallerine göre olağan sayılabilecek bir çalışmanın sürekli abartılı biçimde sunulması, küçük çıktıların büyük başarı hikâyelerine dönüştürülmesi ya da sıradan uygulamaların özel takdir bekleyen bir başarı gibi aktarılması bunun örneklerindendir. Özellikle kişinin kendi emeğini sürekli yüceltirken benzer sessiz emekleri görmezden gelmesi, okul ikliminde güven kaybına ve sessiz bir rahatsızlığa yol açabilir.

Bazı çalışanlarda ise bu durum “anlaşılmama” duygusu üzerinden ortaya çıkar. Her toplantıda uzun açıklamalar yapma, kendini sürekli savunma ve sürekli yanlış anlaşıldığını düşünme hali, bazen yalnızca iletişim kurma isteği değildir. Kimi zaman bu davranışların altında güçlü bir fark edilme ve psikolojik olarak görülme ihtiyacı bulunabilir. “Ben bu okul için çok şey yapıyorum ama kimse görmüyor” cümlesi, yalnızca bir emek yorgunluğunu değil; aynı zamanda dış onaya bağımlı hale gelen bir benliğin huzursuzluğunu da yansıtabilir.

Nöropsikoloji alanındaki çalışmalar da sosyal onayın beynin ödül sistemiyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Özellikle Kent Berridge ve ödül mekanizmaları üzerine çalışan araştırmacılar, dopaminin yalnızca haz değil; beklenti, motivasyon ve ödül arayışıyla da ilişkili olduğunu vurgulamaktadır. Takdir edilmek, övülmek ve kabul görmek kısa süreli bir haz ve motivasyon hissi oluşturabilir. Ancak kişi sürekli dışarıdan gelecek takdiri beklemeye başladığında ve bu beklenti karşılanmadığında huzursuzluk, kırgınlık ve yoksunluk hissi yaşayabilir. Böylece yapılan işin amacı üretmekten çok görünür kalmaya dönüşebilir.

Sorun tam da burada derinleşir. Çünkü dış dünyanın onayı süreksizdir. Her çalışma alkış almaz, her emek fark edilmez, her insan sürekli anlaşılmaz. Kendi değerini bütünüyle dış geri bildirimlere bağlayan birey ise eleştiriye karşı aşırı hassas hale gelebilir. Yönetimin sessizliğini kişisel değersizleştirme olarak yorumlayabilir ya da başkasının takdir görmesini kendisine yönelik bir tehdit gibi algılayabilir. Bu durum zamanla okul içindeki iş birliğini zedeleyebilir ve görünürlük odaklı bir rekabet ortamı oluşturabilir.

Elbette bu tablo yalnızca bireysel psikolojiyle açıklanamaz. Eğitim sistemindeki performans baskısı, sürekli proje üretme beklentisi, ölçme-değerlendirme kültürü, sosyal medya görünürlüğünün mesleki prestije dönüşmesi ve kurumsal denetim mekanizmaları da bu davranışları besleyebilmektedir. Yani sorun yalnızca bireyin kişilik yapısında değil; aynı zamanda bireyi sürekli görünür olmaya zorlayan kurumsal iklimde de aranmalıdır.

Bu durumun eğitim kalitesine yansıması ise kaçınılmazdır. Öğrencinin gelişiminden çok öğrenciden gelecek hayranlığa odaklanan öğretmenler ya da kurumsal başarıyı kendi görünürlüğünün parçası haline getiren yöneticiler, zamanla okulun samimiyetini aşındırabilir. Sürekli dış onay arayan birey fark edilmediği anlarda içten içe tükenmeye başlar ve bu tükenmişlik sınıfa, öğrenciye ve çalışma ilişkilerine yansır.

Oysa psikolojik dayanıklılık, herkes tarafından sürekli onaylanmak değil; bazen görünmeden de değerli hissedebilmektir. Gerçek özgüven, yalnızca alkış varken değil, alkış sustuğunda da üretmeye devam edebilen bir içsel dengeye sahip olmaktır.

Bu nedenle okul ortamlarında yalnızca başarıyı görünür kılan değil, emeği ve süreci de değerli gören bir kültür geliştirilmelidir. Öğretmenlerin ve yöneticilerin yalnızca performans üzerinden değil, psikolojik dayanıklılık, öz farkındalık ve içsel motivasyon açısından da desteklenmesi gerekir. Çünkü insan yaptığı her şeyin fark edilmesini beklediğinde yorulur. Sürekli anlaşılmak isteyen biri ise zamanla kendini anlatırken kendi iç sesini kaybetmeye başlayabilir.

Unutulmamalıdır ki yalnızca dışarıdan gelen desteklerle ayakta duran bir benlik, sessizlikle karşılaştığında kolayca kırılabilir. İçsel dengesini kurabilen bireyler ise ışıklar üzerlerinde olmadığında da üretmeye, katkı sunmaya ve var olmaya devam edebilirler.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.