1. HABERLER

  2. MEB PERSONEL

  3. TES Yöneticileri Hatay 1 No'lu Şube ve Kilis'te
TES Yöneticileri Hatay 1 No'lu Şube ve Kilis'te

TES Yöneticileri Hatay 1 No'lu Şube ve Kilis'te

GENEL MERKEZ YÖNETİMİ, HATAY 1 NO’LU ŞUBE VE KİLİS’DE İL İŞTİŞARE TOPLANTISI YAPTI

A+A-

Türk Eğitim-Sen Genel Merkez Yöneticileri İl ziyaretlerine devam ediyor. Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ve Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir; 25-26 Mart 2015 tarihlerinde Hatay 1 No’lu Şube  ve Kilis Şube,Yönetim Kurulu Üyeleri, İlçe Temsilcileri, İşyeri Temsilcileri ve Kadın Komisyonu Üyelerinin hazır bulunduğu il istişare toplantılarına katıldı. Hatay 1 No’lu  Şube Başkanı Recep Tuncay ve Kilis  Şube Başkanı Osman Boybeyi, şubenin çalışmaları ile ilgili olarak katılımcılara bilgi verdiler.

Toplantılarda konuşma yapan Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, “ Türkiye Kamu-Sen’e mevcut hükümetin bakış açısı malumdur. Bizlere bakarken bir terör örgütüne veya bu ülkenin dibine dinamit koyanlarla ve ya Atatürk’ün kurmuş olduğu bu ülkeyi yok etmeye çalışanlara bakışıyla bize bakışları çok farklıdır. Onlarla asla bir olamayız. Biliyorlar ki, Türkiye Kamu-Sen üyeleri bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunuyor. Sendikamız bunların yaptığı yanlışları, haksızlıkları bir Osmanlı tokadı gibi yüzlerine vuruyor. Biz makam, mevki koltuk için ülkemizi, milletimizi satmıyoruz. ‘Bizim ilkemiz önce ülkemiz’ diyen kitleye karşı düşmanca bir tavır içerisindeler.” dedi.

Türk Eğitim-Sen’in etkili bir sendika olduğunu ancak sayısal anlamda da güçlü olması gerektiğini bildiren Özdemir, “Türk Eğitim-Sen etkili bir sendikadır. Türkiye’de sendikacılık denildiği an akla Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen gelir. Bu nedenle etkili olduğumuz gibi yetkili de olmak zorundayız. Yetkili sendikaların belirlenmesi noktasında önümüzde az bir süre kaldı. Bu süreyi iyi değerlendirmeliyiz. Eğitim çalışanları bilmelidir ki; yetkili sendika olmadığımız takdirde geçen yıl toplu sözleşmelerde yaşanan olaylar tekrarlanacaktır, memur yine masada satılacaktır. Bizim bu ülkeye, bu ülkenin de bize ihtiyacı vardır” dedi.

Özdemir ‘12 yıllık AKP iktidarı döneminde kamu çalışanlarına çok baskı yapıldı. Bazı kamu çalışanları da 6 aylık ya da 1 yıllık görevlendirme ya da ikbal uğruna kendi sendikalarından vazgeçti. Biz buna rağmen her yıl net 25 bin üye yapıyoruz. 2014 yılında da hedefimiz 250 bin üyedir. Dik durduğumuz, doğrunun ve haklının yolunda olduğumuz sürece kazanırız” dedi.

Milli ve manevi değerlere sahip çıkılması gerektiğini kaydeden Özdemir, “Değerlerimize sahip çıkmaz isek, yarın çocuklarımıza anlatacak bir şeyimiz olmaz” dedi. Ülkemizin güvenliği açısından zor günler yaşadığımızı kaydeden Özdemir, “Bir vatandaşımızın bile burnunun kanamasını istemeyiz ama mesele memleket ise mücadele etmek gerekir. Ülkemizin bölünmez bütünlüğünden, milletimizin birliğinden asla taviz vermemeliyiz. Sizler, milli ve manevi değerlerimizi benimseyen, adam gibi sendikanın adam gibi üyeleri olarak mücadele ediyorsunuz. Bu nedenle sizlere teşekkür ediyoruz.

Kamu çalışanlarının iş güvencesinin tehdit altında olduğunu bir kez daha vurgulayan Özdemir, “ Kamu çalışanlarına son üç yıldır mevcut hükümet ve özellikle şimdiki Cumhurbaşkanı kamu çalışanları hakkındaki uygulamak için de 400 Milletvekili istiyor. Burada bizim için en önemli konu iş güvencesidir. Anayasa’nın 128’inci maddesinin ‘Devletin asli ve sürekli işleri çalışanlar eliyle yürütülür’ şeklinde değiştirilmesini istiyorlar. Anayasa’nın 128. Maddesi değiştirilirse, Tekel işçilerinin yaşadıklarını kamuda çalışan arkadaşlarımız yaşayacak. Çünkü Anayasanın 128. Maddesi, kamu çalışanlarının iş güvencesidir. Bakınız; ülkemizde taşeronlaşma aldı başını gidiyor. Düşünün ki, ülkemizin hassas noktalarında görev yapan insanlar sözleşmeli ya da taşeron firma elemanlarından oluşursa, güvenliğimiz ne olacak? “ diye konuştu.

Türkiye Kamu-Sen’in 4 Nisan 2015’de yapılacak mitinginin kamu çalışanları için önemini vurgulayan Özdemir; “Şimdi 7 Haziran 2015 seçimlerini bekliyorlar. Toplu sözleşme masalarında nasıl pazarlandığını ve enflasyon farkının altında zam verilmesinin vebalini nasıl ödeyecekler? Bu süreci tersine çevirmek istiyorsak mutlaka bunun gereğini yapmalıyız. Biz Türkiye Kamu-Sen olarak iş güvencemize sahip çıkmak amacıyla 4 Nisan da Ankara ‘da çok büyük yürüyüş ve miting yapacağız.” dedi.

15 Mayıs yetki sürecine de değinen Özdemir; “ Bütün teşkilatlarımızdan 15 Mayıs 2015 ve sonrasında da il temsilcilerimizden daha fazla üye kazanmasını istiyorum çünkü 2015-2016 yılını da heba etmeyelim. Daha önceki yıllarda masada satıldık bu yıl da devlet memurları aynı kaderi yaşasın istemiyoruz. Kamu çalışanlarının Türkiye Kamu-Sen’e ihtiyacı var. Biz bu ülkenin aydınlarıyız, görevimiz yanlışlar karşısında milletimizi uyarmak, onlara yol göstermektir. Bunun amacı da Toplu Sözleşme masasında yetkiyi almak istiyoruz.” dedi.

Gündemdeki çözüm sürecini de değerlendiren Özdemir; “ Bu çözüm süreci analar ağlamasın diye yapılıyor. Diyorlar ki, terör olaylarında şehit gelmiyor, analar ağlamıyor. Tabi ağlamasın. Elbette evlatlarımızın can vermesini biz de istemeyiz; ama bu 253 bin şehidimizin anası yok muydu? Analarımız ağlamasın diye, Çanakkale’de o şehitlerimiz vatanı uğruna canını ortaya koymasaydı ne olurdu? Bir insanın vatanı yoksa şerefi de yoktur. Allah kimseyi vatansız koymasın” dedi.

Toplantıda bir konuşma yapan  Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekteri M. Yaşar Şahindoğan da şunları kaydetti. “Bugün Kobaniye yardım adı altında, aslında PKK’ ya yardım ediliyor. Sözde çözüm süreci yürüten bir hükümet, bu ihaneti görmediği gibi, bu ihanete açıkça prim veriyor. Terör örgütüyle doğrudan ya da dolaylı olarak pazarlık masasına oturuyor. Terörle müzakere edilmez. Terörle ancak mücadele edilir. Müzakere edenler onların gerçekleştirmek istedikleri amaç ne ise, onu er veya geç kabul etmek zorunda kalırlar. Ülke olarak çok ciddi anlamda milli birlik bütünlüğümüzü korumak için mücadele veriyoruz. Milli bütünlüğümüz, hiç bu kadar tehdit altında olmamıştı.” dedi.

Kamu çalışanları olarak da zor günler yaşadığını ve toplumda ötekileştirmenin gittikçe arttığını vurgulayan Şahindoğan, “12 yıldır bu iktidar var olduğu sürece, hep zor günler yaşadık. Her yıl bir önceki yılı daha fazla arar şekilde işler, hep kötüye gitti. Üzerimizdeki baskılar ve zulümler gün geçtikçe daha çok arttı. Kamu çalışanları adeta ekonomik bir soykırıma tabi tutuldu. Kamu çalışanları arasında liyakat, eşitlik ve adalet kalmadı. Kamu çalışanları arasında yandaş olanlar el üstünde tutuldu. Bir makama mevkiye insanlar getirilirken tek ölçü, yandaşlık ölçüsü oldu. İnsanların liyakati, gördüğü eğitim, yaptığı işteki başarısı zerre kadar bunların nazarında bir şey ifade etmiyor. Bunlar için tek değerli olan şey, kendilerine biat etmek, emirleri altına girmektir. Böyle davrananları el üstünde tutuyorlar ve onları her türlü makama mevkiye getiriyorlar. Ama bunlara karşı direnenleri, mücadele edenleri asla sevmiyorlar. Eğer bunlara biat etmediysen ötekileştiriliyorsun. Ötekileştirilme toplumumuzun en büyük problemi haline geldi. Bunu hükümet yetkilileri de en yüksek ağızdan kabul ediyorlar. Evet yüzde 50 bize oy veriyor ama diğer yüzde 50’ de bize resmen düşman oldu. Bu düşmanlığı 12 yıllık süre içerisinde siyasi iktidar yaratmıştır. Yaptığı uygulamalarla en temel insan haklarını bile yok sayarak, hukuku, adaleti yok sayan siyasi iktidarın tablosudur. Hz. Peygamber Efendimiz liyakatli olduğu için Kabe’nin anahtarını bir gayrimüslime teslim etmiştir. Peygamberimizin hayatı bizim için en güzel örnek değil midir? İşi ehline vermek lazım, bu kişi gayrimüslim olsa dahi. Bunlar için hak adalet, demokrasi varılacak hedefte kullanılacak bir araçtır. O hedefe vardıklarında demokrasi diye bir şey kalmaz. Bunların çıkardıkları kanunlara, icraatlara bakarsanız; gün geçtikçe Türkiye’nin demokratik bir ülke olmaktan uzaklaştığını, bir dikta hükümeti haline geldiğini görürsünüz. Adeta bir baas rejimi oluşturulmaya çalışılıyor. Baas rejimlerinde sistem şöyle işler; Devletin bütün memurları bir baas partisinin taraftarıdır, o partiden olmayanlara devlette hiçbir kadro imkânı yoktur. Devletin tüm imkânları da o partinin taraftarlarına tahsis edilir. Türkiye’ deki sistemde git gide buna dönüştürülmek isteniyor. Ama Türkiye Kamu-Sen olarak yüklenmiş olduğumuz misyonun farkındayız. Biz sadece kamu çalışanlarının hakkını, hukukunu savunan bir sendikacılık yapmanın ötesinde, ülkemizin geleceğine yönelik her türlü tehlikeyi bertaraf etmeyi görev sayıyoruz. Sadece maaş pazarlığı yapan ve onun ötesinde hiçbir şey yapmayan bir sendika değiliz. Bizim kamu çalışanlarına, evlatlarımıza, gelecek nesillere karşı sorumluklarımız var.” dedi.

Haksızlıktan, hukuksuzluktan bahsettik, liyakatsiz insanların sırf yandaş olduğu için bunlara biat ettiği için makamlara mevkilere getirildiğini biliyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir yönetici atama süreci yaşadık. Çıkarılan bir MEB yasasıyla yıllarını eğitime vermiş, eğitimde kalitenin artmasına ve Türk milli eğitiminin belli bir noktaya gelmesine gayret göstermiş, hizmet etmiş insanlar, çıkarılan bir yasayla bir gece de yöneticilik görevinden alındılar. Dünyanın hiçbir yerinde demokratik, insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğünü benimsemiş hiçbir ülkesinde böyle bir uygulama yoktur. Dünyada hiçbir demokrasi de sırf sandıktan kendi üstün çıktığı için her türlü hakkı kendinde gören bir iktidar da olmamıştır. Bunlar biz sandıktan çıktık, kanun da çıkarırız, insanların kazanılmış haklarını da ellerinden alırız diyorlar. Böyle bir demokrasi anlayışı olmaz. Böyle bir kafa asla demokratik bir kafa değildir. İşte bu antidemokratik kafa çıkardığı bir kanunla bütün yöneticileri görevden aldı. Güya değerlendirmeye tabi tuttu. Başarısız bulduklarını görev süresini uzattılar, ama başarılı bulduklarına göreve devam demediler. Yaşanılan süreci en iyi sizler biliyorsunuz. Gerçekten objektif bir değerlendirme yapıldı mı? Başarısız insanlar yöneticilikten uzaklaştırılıp, başarılı insanların yöneticiliğe devam edeceği bir süreç işledi mi? Kesinlikle işlemedi. İnsanların başarısına bakılmadı. Sadece hangi sendikaya üye olduklarına bakıldı. Yandaş sendikaya üye olanlara, yani bunlara biat edenlere yol verilmedi, bunlara biat etmeyenlere farklı sendikaya üye olanlara yol verildi, sen bu makamdan gitmelisin, denildi. Böyle insanlık dışı bir anlayışı biz şiddetle reddediyoruz. Gün gelir devran döner, Türk Eğitim-Sen Milli Eğitim’de etkili bir sendika konumuna geldiğinde tüm olanlara rağmen şunun sözünü veriyoruz. Biz adaletli olacağız,  asla bunların yaptığı haksızlığı hiçbir insanımıza yapmayacağız. Bize yapılanların hesabını sormak başka insanlar arasında adaletsizlik ve haksızlık yapmayı bir zihniyet olarak benimsemek başka. Biz öyle bir zihniyetin sahibi değiliz. Ancak arkadaşlarımıza yapılan her türlü haksızlığın hesabını da sonuna kadar sorarız. Bundan hiçbir arkadaşımızın şüphesi olmasın.

Bugün yürüttüğümüz yönetici atama ile ilgili hukuki süreçte istediğimiz cevapları alamasak bile, hukukun da, siyasi iktidarın emrine girdiği bir dönemde hukuktan istediğimiz karşılığı alamasak bile yapılan haksızlıkları not ettik. Gün gelip devran döndüğünde bu haksızlıkların hesabını haksızlık yapanlardan teker teker soracağız, burunlarından fitil fitil getireceğiz. Hiçbir arkadaşımızın hakkını, hiç kimsede bırakmayacağız. Yönetici atama sürecindeki haksızlıklarla ve hukuksuzluklarla ilgili mücadelemiz sürüyor, hem Anayasa mahkemesi boyutunda sürüyor, hem Danıştay nezdinde açtığımız yönetici görevlendirme yönetmeliğinin iptali noktasında hukuki mücadelemiz sürüyor. Hem de illerde yapılan sözde değerlendirmelerin iptali için idari yargı nezdinde yaptığımız işlemler devam ediyor. İdari yargıdan birçok ilimizde olumlu sonuçlar aldık. İdari yargı arkadaşlarımıza haksızlık yapıldığını objektif bir değerlendirme yapılmadığını kabul etti. Mahkeme kararlarıyla ortaya koydu, tabi karşımızda hukuk tanımaz insanlar olduğu için hukukun arkasından dolanmayı adet haline getirmiş insanlar olduğu için yargı kararlarını uygulanması gerektiği gibi uygulamadılar. Yargı kararının uygulanması,  yeniden değerlendirme sürecinin tamamen iptal edilmesi arkadaşımızın eski görevine döndürülmesi daha sonra da yargı kararının içeriğine uygun olarak yeni bir değerlendirmenin yapılması daha somut belgelere dayalı bir değerlendirmenin yapılması şeklinde olmalıydı. Ancak böyle bir uygulama yapılmadı. Sözde mahkeme kararı uygulanırmış gibi yapıldı ancak yapılan yeni değerlendirme de yine objektiflikten uzak oldu. İnsanların eski puanlarına birkaç puan ekleyerek gene düşük puan verdiler ve bu şekilde güya mahkeme kararlarını uyguladılar. Bu süreç mahkeme kararını uygulamamaktır. Görevi kötüye kullanma suçunun oluşmasıdır. Mahkeme kararını bu şekilde uygulayanlar görevi kötüye kullanma suçunu işlemektedirler. Bunlarla ilgili haklarında karar çıkmış arkadaşlarım mutlaka suç duyurusunda bulunmalıdırlar. Yapılan yeni değerlendirmeyi de idare mahkemesine ve yargıya taşımalıdırlar.  Anayasa mahkemesi ve Danıştay süreciyle daha üst mahkemelerden yargı kararları çıktığında bu hukuksuzluklar son bulacak ve bu hukuksuzlukları yapanların yanına kalmayacaktır. Sendikamız bu konuda her türlü mücadeleyi yürütüyor, bundan sonra da yürütecektir.

İş güvencesi bizim için çok önemlidir. Biz iş güvencesini her zaman kırmızı çizgimiz olarak değerlendirdiklerini belirten Şahindoğan, “İş güvencesini kaybettiğimizde artık bizi koruyacak hiçbir şeyimiz kalmaz. Bu tıpkı insanlar için vatan neyse bir kamu çalışanı için de bir memur için de iş güvencesi o. İnsan vatanını kaybettiğinde hiçbir şeyini koruyabilir mi? yani vatanını kaybeden bir insanın malı olur mu? Mülkü olur mu? Namusu olur mu? Dini olur mu? Hiç birisi olmaz değil mi? Bugün Reyhanlı da, Suriye’den gelenleri gördük, vatanlarını kaybetmişler mallarını, mülklerini kaybetmişler. Yani vatan bu kadar önemli. İşte devlet memurları için iş güvencesi de böyle bir şey. İş güvencemiz bizim elimizden alındığında artık bizi işverene karşı hükümete karşı, idareye karşı koruyacak hiçbir argüman kalmıyor.

Bir zamanlar sözleşmeli öğretmenlik uygulaması vardı biliyorsunuz. Normal kadrolu devlet memurlarının dışında sözleşmeli öğretmenler çalıştırılıyor. Onların bizim bildiğimiz anlamda iş güvencesi yoktu. Her yıl sözleşme yapıyorlardı. Bu sözleşmelerin yenileceği dönemlerde o arkadaşlarımızda acaba sözleşmemiz yenilenecek mi korkusu hâkim olurdu ve bu korkuyla adım atmaya korkarlardı. Sendikalara üye olmaya korkarlardı. Çünkü iş güvenceleri yoktu. Bizim mücadelemizle onlar kadroya geçirildi. Şimdi tüm devlet memurlarını dünkü sözleşmeli öğretmenler gibi yapmak istiyorlar. Biz Türkiye Kamu-Sen olarak buna asla izin vermeyeceğiz. Bunu engellemek için her türlü mücadeleyi ortaya koyacağız. Bizi devletin memuru olmaktan çıkarıp hükümetin memuru, hükümetin kölesi haline getirmek isteyenlere dur demek için de 4 Nisan 2015’de Ankara da bir miting yapıyoruz. Bu mitinge katılmamız ve bu mitingle iş güvencemize sahip çıktığımızı göstermemiz çok önemlidir. Onun için tüm illerimizde olduğu gibi Hatay’dan da Ankara’daki mitinge arkadaşlarımızın katılımını ve ilgisini bekliyoruz. Orada ne kadar güçlü olursak, ne kadar iyi bir görüntü verirsek iş güvencemizi elimizden almak isteyenlerin karşısında o kadar etkili bir politika ortaya koyacağız.” dedi.

7 Haziran 2015 seçiminin önemine vurgu yapan Şahindoğan, “Yaşanılan sıkıntıların hepsinin çözüm anahtarı 7 Haziran 2015 seçimlerindedir. Aslında 7 Haziran 2015’ de bizlere bu zulmü bu adaletsizliği reva görenleri sandığa gömersek bütün problemlerimiz çözülüyor. 7 Haziran’da sandıkta yapacağımız tercihi normal bir seçim gibi değerlendirmeyin. 7 Haziran’da sandıkta aslında biz iş güvencemizi oylayacağız. İş güvencemiz kalsın mı? yoksa elimizden alınsın mı? Bunu oylayacağız. Yine 7 Haziran’da başka bir şeyi daha oylayacağız, biliyorsunuz bu hükümet çözüm süreci yürütüyor. Bölücü terör örgütüyle onların uzantılarıyla çözüm süreci adı altında ülkenin bütünlüğü üzerinde pazarlık yapıyor. Bu süreç bir ihanet sürecidir. Bu ihanet sürecini devam ettirsinler mi, bu ihanet sürecine dur mu diyeceğiz bunların oylamasını yapacağız. Onun için 7 Haziran 2015 seçimlerine de mutlaka gereken önemi verelim. Çevremizdeki insanları Türkiye’deki gelişmelerden habersiz bırakmayalım ve insanları mutlaka uyaralım. Sandıkta bizlere bu zulmü reva görenlere öyle bir ders verelim ki bir daha geri dönmemek üzere tarihin çöplüğüne bunları gönderelim.” dedi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

                      

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.