1. HABERLER

  2. MEB PERSONEL

  3. Türk Eğitim-Sen Yöneticileri Gaziantep ve Şanlıurfa'da
Türk Eğitim-Sen Yöneticileri Gaziantep ve Şanlıurfa'da

Türk Eğitim-Sen Yöneticileri Gaziantep ve Şanlıurfa'da

GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ, GAZİANTEP VE ŞANLIURFA’DAYDI

A+A-

Türk Eğitim-Sen Genel Merkez Yöneticileri, Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan, Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir 28.03.2015 tarihinde Gaziantep ve Şanlıurfa Şubelerinin düzenlediği il istişare toplantısına katıldı. Toplantıda Gaziantep Şube Başkanı Bekir Avan, Şanlıurfa Şube Başkanı Hikmet Karakuş, Şube Yönetim Kurulu üyeleri, Kadın Kolları Temsilcileri, İşyeri Temsilcileri katıldı.

Toplantıda bir konuşma yapan Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir şunları kaydetti. “Son yıllarda yaşanan sıkıntılar çok da göz ardı edilebilecek sıkıntılar değildir. Hukukun, adaletin, insan haklarının göz ardı edildiği, insanların bir kısmının ötekileştirildiği bir coğrafyada hayat sürüyoruz. Ülkemizde yaşanan sıkıntıları hep birlikte istişare ederek çözüm yolları bulmamız gerekir. Çünkü bu ülkenin varlığı bizlerin varlığıdır. Bir ferdi olmaktan gurur duyduğumuz yüce Türk milleti, mücadelenin her türlüsünde mertlikten ve doğruluktan yanadır.”

Türk Eğitim-Sen olarak her türlü mücadeleyi verdiklerini vurgulayan Özdemir, “ ‘Türkiye sevdamız ekmek için kavgamız’ derken onurlu  bir mücadele sürdürmekteyiz. Hiç bir üyemiz makam mevki uğruna bir yerlere gelmemiştir. Bizler bir şeyler yapmak zorunda olduğumuzun bilincinde olan insanlarız. 12 yıllık AKP iktidarı döneminde kamu çalışanlarına ve özellikle de Türkiye Kamu- Sen üyelerine çok baskı yapıldı. Bizler çok hükümetler, çok iktidarlar gördük. Ama sanmasınlar ki bu koltuklar insanlara baki kalacak. Her türlü hukuksuzluğun hukuk, adam kayırmanın adalet, suçların üstünü örtmenin büyük başarılı sayıldığı bir dönemi hayretle izliyoruz. Biz bütün bu yapılan haksızlıklara karşı daha fazla çalışmalıyız. Türk Eğitim-Sen olarak yapmış olduğumuz çalışmalarda dik durduk, mağdurların umudu olduk. Biz bu mücadelemizden asla taviz vermeyeceğiz.” dedi.

Kamu çalışanlarının iş güvencesinin tehdit altında olduğunu vurgulayan Özdemir, “Anayasa’nın 128’inci maddesinin ‘Devletin asli ve sürekli işleri çalışanlar eliyle yürütülür’ şeklinde değiştirilmesini istiyorlar. Bununla işçi ve memuru birleştirerek çalışanlar adı altında bir çalışma sistemi getirmek istiyorlar. Part time, taşeron çalışma modeli getirmek istiyorlar. Bu sayede bizi devletin memuru değil, hükümetin memuru yapmak istiyorlar. Anayasa’nın 128. Maddesi değiştirilirse, Tekel işçilerinin yaşadıklarını kamuda çalışan arkadaşlarımız yaşayacak. Çünkü Anayasanın 128. Maddesi, kamu çalışanlarının iş güvencesidir. Bakınız; ülkemizde taşeronlaşma aldı başını gidiyor. Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen tepki koymakla kalmıyor, meseleyi her platformda anlatmaya devam ediyor. 4 Nisan 2015 tarihinde Ankara’da büyük bir miting yapıyoruz. ‘ Ek zammımı unutma iş güvenceme dokunma!’ herkesi iş güvencemizin gitmemesi için Ankara’da haykırmaya bekliyoruz.” dedi.

Geleceğimiz için 7 Haziran 2015 seçimlerinin önemini belirten Özdemir; “Eğer Türk toplumunun geleceğini emanet edeceğimiz, yarınlarımızın bekçileri yavrularımızı gözümüz arkada kalmadan emanet etmek istiyorsak, 7 Haziran 2015 sandığa gidip, geleceğimizi oylayacağımız oyumuzu vermeliyiz.” dedi.

Toplantıda bir konuşma yapan  Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekteri M. Yaşar Şahindoğan da şunları kaydetti. “ 12 yıldır üzerimizde her türlü baskıyı oluşturan ve bu baskı ortamı içerisinde tamamen sindirme, yıldırma, her türlü haktan hukuktan mahrum etme politikasını bizlere uygulayan bir siyasi iktidar var. Hem ülkeyi çok ciddi sıkıntıya soktular, hem de kamu çalışanlarını. Ülkemiz gerçekten çok ciddi bir tehdit altındadır. Cumhuriyet tarihinde belki de ilk defa ülkemizin bölünme tehlikesi bu kadar açık ve yakın hale geldi. Bu bölünme tehlikesine tedbir alması gerekenler, tam tersine bölücü örgütle pazarlık masasına oturarak, ülkenin bölünmesine adeta çanak tutuyorlar. Türkiye Kamu-Sen, Türk Eğitim-Sen  olarak üyelerimizin ekonomik, sosyal ve özlük hakları noktasındaki hak ve çıkarlarını korumak, geliştirmek ve bunun mücadelesini ortaya koyma misyonumuzun yanında, ülkenin bölünmez bütünlüğü ile ilgili milli ve manevi değerlerimizle ilgili de bir misyonun temsilcisiyiz. Bizi sadece ücret pazarlığı yapan ya da mesleki haklarla ilgilenen, ülkenin sosyal sorunlarına duyarsız bir teşkilat olarak kimse düşünmesin. Başka Türkiye yok! Bu Türkiye bölünürse, zarar görürse, iç savaşa sürüklenirse bizim başkaları gibi gidebileceğimiz başka bir vatanımız yok. Bizim için tek yol kalır; mücadele etmek, savaşmak, tıpkı ecdadımız gibi gerekirse kanımızı dökmektir. Bununla birlikte bu ülkeyi bir ve bütün halde tutmaktır.”

İslam adı altında hareket ettiklerini söyleyip, adaletten yoksun davrandıklarını vurgulayan Şahindoğan,  “İslam adalet dinidir. Hem Müslümanlar arasında adaletli olmayı emreden, hem de Müslümanla gayrimüslim arasında da adaletli olmayı emreden bir dindir. İşi ehline verin, işin ehli değilse ona vermeyin. Yabancı bile olsa işini iyi yapıyorsa, emaneti ona verin.” dedi.

Yaşadığımız sürece baktığımızda, 12 yıldır hiç adalet üzerine hareket edilmediğini belirten Şahindoğan, “Hiçbir zaman liyakat ön planda tutuldu mu? Sadece yandaşını kayırmayı, liyakatsiz bile olsa yandaşlarına makam mevki ve rant dağıtmayı öncelikli ilke hailine getirmiş, isminde adalet olan bir iktidardır.”

Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü,   “Bir yönetici atama süreci yaşadık. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, demokrasiyi zihinlerine kazımış ve benimsemiş siyasi iktidarlar sadece kanun gücüyle ülkeyi yönetmezler. Kanun çıkarma gücüne sahipsiniz diye, kanun çıkararak insanların kazanılmış haklarını ellerinden almazsınız. Ama bu siyasi iktidarın zihniyeti budur; ben kanun çıkarma gücüne sahibim, ben sandıktan çıktım, o zaman bu ülkede her şeyi yaparım demektedirler. Böyle bir kafa yapısı demokratik bir kafa yapısı olmadığı gibi, doğru bir mantık da değildir. Demokrasilerde her tür toplum kesiminin hakları, çıkarları devletin koruması altındadır. Sadece yandaşların haklarını koruyan, diğerlerini ötekileştiren, onların haklarını yok sayan bir anlayış demokrasilerde yoktur. Bu antidemokratik kafa yapısına sahip iktidar, kanun çıkarma gücünü kullanarak çıkardığı bir MEB yasasıyla bir gecede insanların kazanılmış yöneticilik haklarını ellerinden aldılar. Güya insanları yeniden değerlendirmeye tabi tuttular. Yeniden değerlendirilen yönetici değerlendirilmesinde maksat nedir? Amaç; Daha iyi ve layık olanı, okulları, kurumları daha iyi yönetecek olanı seçmek ve onları görevlendirmektir. Ancak bunlar öyle yapmadılar. Önce sendikal kimliklerine baktılar. Siyasi iktidar karşısında dik ve omurgalı duran, bunlara ve bunların yandaşı sendikaya biat etmeyen insanları bir kalemde sildiler. Başarıları, liyakatleri ne olursa olsun yok saydılar. Onun yerine başarısız olanları müdür yaptılar. Var mı burada bir adalet? Bunları  yapan  bir siyasi iktidarın adaletten, haktan,  hukuktan bahsetmeye hakkı  var mı! Elbette ki yoktur.” dedi.

 Siyasi iktidarın kamu çalışanlarını sevmediğini kaydeden Şahindoğan,”İktidar devlet memuru tanımını sevmiyor. Devlete saygısı olan, devlet adamı niteliği taşıyan insanlardan oluşan siyasi bir iktidar olmadığı için, devleti sadece imkânlarından yararlanılabilen bir aygıt olarak görüyorlar. Bu nedenle, devlet memuru tanımından da rahatsızlar. Devlet memuru istemiyorlar. Kendilerine biat eden, hükümet memuru olan, hatta hükümetin kulu kölesi olan,  hükümet partisinin, il başkanının ilçe başkanının elini eteğini öpen, sürekli onlardan icazet ve talimat alan bir memur yapısı istiyorlar. Bunun için de devlette memurların iş güvencelerini kendi önlerinde bir engel olarak görüyorlar. Mutlaka biz bu iş güvencesini kaldırmalıyız, yoksa bu dik duran insanlar bu onurlu duran insanlar bize biat etmezler. Biz siyasi iktidarız yüzde elli oy almışız, böyle bir çoğunlukla iktidara gelmişiz devlet memuru kim oluyor, bizim her dediğimizi hukuka uygun olsa da, mevzuata uygun olsa da, olmasa da yapmak zorunda diye düşünüyorlar. Biz sandıktan çıktık, biz her şeyi yaparız, bizim emrimizdeki herkes de her istediğimizi yapmak zorundalar. İş güvencesini bu anlayışlarının önünde engel olarak gördükleri için gözlerini önümüzdeki seçimlerde iş güvencemize diktiler. Şimdi 7 Haziran seçimlerini bekliyorlar. Bu süreci tersine çevirmek istiyorsak mutlaka bunun gereğini yapmalıyız. Biz Türkiye Kamu-Sen olarak iş güvencemize sahip çıkmak amacıyla 4 Nisan’da Ankara ‘da çok büyük yürüyüş ve miting yapacağız.” diye konuştu.

 

 

 

 

 

 

                
 

                


 

 

 

 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.