1. HABERLER

  2. MEB PERSONEL

  3. DİLİMİZ, KİMLİĞİMİZ VE BAĞIMSIZLIĞIMIZIN SİMGESİDİR
DİLİMİZ, KİMLİĞİMİZ VE BAĞIMSIZLIĞIMIZIN SİMGESİDİR

DİLİMİZ, KİMLİĞİMİZ VE BAĞIMSIZLIĞIMIZIN SİMGESİDİR

DİLİMİZ, KİMLİĞİMİZ VE BAĞIMSIZLIĞIMIZIN SİMGESİDİR

A+A-

Eğitim-İş tarafından yapılan açıklama;

Dil, insanların ve ulusların kendilerini gerçekleştirdikleri, ortak bir geçmiş yaratmalarındaki en önemli iletişim aracıdır. Düşünce dünyamızın anahtarı olan dil, onu nasıl kullandığımızla anlam kazanır ve kimliğimizin de belirleyicisi olur. Böylelikle biçimlendirdiğimiz dil üzerinde etki yaratırız ve bir kuşaktan sonraki kuşaklara geçen bir etkinlik olarak varlığını sürdürmesine katkı sağlarız.

Öğrenmede ve öğretimde de bir aktarıcı rolü üstlenen dil, bir ulusun düşünceleriyle ve tarihi ile özgünlük kazanır. Dilin gücü düşünceyi yaratmasından ileri gelir ve dil gelişmezse düşünce de gelişme olanağı bulamaz. İnsanın insan olması, kendi kimliğini bulması, kendinin bilincine varması da dile bağlıdır ve kullandığımız dilimiz aynı zamanda kimliğimizdir. Bir toplumun düşünce alanında gelişmesi, öncelikle dilinin yetkinliğine, zenginliğine bağlıdır.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, Türkçenin yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarılması amacıyla 12 Temmuz 1932 tarihinde, Türk Dil Kurumu’nun kurdurttu. Bu kurumun yaptığı çalışmalar sonucunda 26 Eylül 1932’de düzenlenen Türk Dil Kurultayı ile yaşama geçen Dil Devrimi, Türkiye Cumhuriyeti'nde uluslaşma sürecini tamamlayan en önemli kazanımlardan biridir. Buna ilişkin olarak Mustafa Kemal Atatürk, “Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır” diyerek, dilin bir ulus açısından ne kadar önemli olduğuna vurgu yapmıştır.

12 Eylül karanlığında, pek çok ilerici kuruluşun yanı sıra, Türk Tarih Kurumu’nun ve Türk Dil Kurumu’nun da kapısına kilit vuruldu. Darbe yasasıyla bu iki kurumun yapısı tümden değiştirildi. Ölümünden kısa bir süre önce yazdığı vasiyetname ile malvarlığının bir bölümünü bu iki kuruma bırakmış olan Atatürk’ün vasiyetnamesi çiğnendi ve yarım yüzyıllık özerk kurumlar, Başbakanlık’ta oluşturulan bir devlet dairesine bağlandı. Ayrıca malvarlıklarına, yayınlarına ve gelir kaynaklarına el kondu. Şimdi yapılması gereken bu iki kurumu devlet dairesi olmaktan çıkarıp, özgür çalışma koşullarına kavuşturabilmektir.

Yazık ki bugün Türkçemiz, yabancı dillerden devşirme sözcüklerin etkisinde kalmış ve ulusal kimliğimizin simgesi olan dilimiz, günümüz aydınlarının bile gereken özeni göstermemesi nedeniyle, ilerlemeden ve gelişmeden alıkonmuştur. Özellikle 1950’li yıllardan itibaren ABD ile başlayan ve AB ülkeleriyle devam eden yabancılaşma, her alanda olduğu gibi dilimiz ve kültürümüz üzerinde de etkili olmuş, hem sözlü ifadelerde, hem yazılı kullanımlarda yabancı özenticiliğini egemen kılmıştır. Özellikle akademik kaynaklarda sıklıkla yabancı kaynaklara başvurulması, Türkçede nitelikli yayınların yer almadığı gibi bir izlenime yol açmaktadır. Bu yanlış algıyı ortadan kaldırmaya yönelik olarak, Türkçede yüksek nitelikli yayınlar oluşturacak politikalar geliştirilmeli, hedef kitleyi bilinçlendirecek anlaşılır ve etkin bir dil kullanılmalıdır.

Eğitim-İş ve cumhuriyet devrimlerinin savunucusu eğitim işgörenleri olarak tüm ulusumuzu, yöneticilerimizi ve aydınlarımızı dilimize, kültürümüze sahip çıkmaya, özgün bir düşünce ortamı yaratmak için dilimizi özenli kullanmaya, yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmaya çağırıyor, Dil Bayramımızı kutluyoruz.

MERKEZ YÖNETİM KURULU
 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.