1. YAZARLAR

  2. Ahmet Turan ULUTAŞ

  3. Kudüs'ü Anlamak, Dünyayı Anlamaktır
Ahmet Turan ULUTAŞ

Ahmet Turan ULUTAŞ

Ahmet Turan ULUTAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Kudüs'ü Anlamak, Dünyayı Anlamaktır

A+A-

KUDÜS

Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde

Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu

Varıp eşiğine alnımı koydum

Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu.

Akif İnan’ın 4 Ekim 1979 tarihli “Akıncılar” dergisinde yayınlanan Mescid-i Aksa Şiirinden. Yayınlandığı tarihten günümüze çok zaman geçmesine rağmen hala: Mescid-i Aksa, Kudüs, Filistin ve buralara ilişkin sorunlar çözüme kavuşmuş değil.

İsrail’in keyfi uygulamaları, İslam âleminin dağınıklığı, devletlerin kendi iç meseleleri, Ortadoğu’da yaşananlar derken; çocukların, anaların, babaların ve kalbi onlarla birlikte olanların gözyaşları daha da dinmeyecek gibi.

Meselenin tam orta yerinde KUDÜS.

KUDÜS'Ü ANLAMAK DÜNYAYI ANLAMAKTIR.

Diyor.Yazar Simon Sebag Montefiore.

KUDÜS (Bir Şehrin Biyografisi) adlı eserinde. Devam ediyor Kudüs’le ilgili çarpıcı açıklamalara:

Kudüs… İçi akrep dolu altın bir kadeh… Evrensel bir şehir, iki halkın başkenti ve semavi dinlerin mabedi; imparatorlukların ganimeti, Kıyamet Günü’nün sahnesi ve bugünkü medeniyetler çatışmasının savaş alanı. İnanç, katliam, fanatizm ve bir arada var olma fikrinin iç içe geçtiği, Kral Davut’tan Barack Obama’ya, üç büyük dinin doğuşundan İsrail-Filistin çatışmasına uzanan 3000 yıllık epik bir öykü…

“Dünya’nın sığınağı Suriye’dir, Suriye’nin sığınağı Filistin’dir;
Filistin’in sığınağı Kudüs’tür, Kudüs’ün sığınağı Tapınak Dağı’dır;
(…)Tapınak Dağı’nın sığınağı ise Kubbetü’s Sahra’dır.”

Yazar Kudüs’ü anlatırken Suriye’ye atıfta bulununca belki birçoğumuzun duyduğu Rahmetli Necmettin Erbakan’a ait olan bu sözü de burada zikretmek gerekiyor.

Eğer bir gün mesele Suriye olursa bilin ki hedef Türkiye’dir.
 

Tüm bunların kaynağında yatan Siyonist İsrail’in Arz-ı Mev’ud inancı var. Yani kendilerine vaat edilmiş topraklar. Günümüz siyasi haritasında Mısır, Suriye, Irak, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi ülkelerin topraklarının bir kısmı Ürdün, Lübnan, Filistin topraklarının tamamı.

Arap baharı adı verilen ve muhtemelen Siyonist sermaye destekli Batı fitne hareketi bu ülkeleri bir hayli kurcaladı. Haritaya ve ismi zikredilen ülkelere bakınca en zoru Türkiye. Çünkü güçlü bir ülke. Uluslar arası siyasette ve bölgesinde etkin. Filistin, Suriye ve Irak’ta sahada var. Yeni sahalarda da olmaya devam ediyor.

Bunlardan da öte oynanmaya çalışılan oyunun farkında. Her hamlesi bunu bozmaya yönelik. Tavrı çok net. Anlayana da epeyce de mesaj veriyor.

Mesajı anlayanlar da eli kolu bağlı boş durmuyorlar.

Türkiye’ye ilk müdahale:

15 Temmuz darbe ve işgal girişimi.

İlk desteği veren yanımızda olduğunu beyan eden ülke can Azerbaycan. Bakıyorsunuz Ermeni kartı devrede. Ermeniler, Azeri topraklarına saldırıyor.

Katar her zaman yanımız da. Bakıyorsunuz diğer Arap ülkeleri Katar’a ambargo uygulama kararı alıyor. Şartlar sunuluyor Katar yönetimine. Bunlardan biri ve en dikkat çekici olan Katar’daki Türk askeri üssü. Ne alaka diyoruz.

Pakistan her zaman yanımızda olan dost bir devlet. Bakıyoruz bir müdahale de oraya. Pakistan anayasa mahkemesi mevcut yönetime el çektiriyor. Aynı Mısır’da olduğu gibi. Seçilmiş lider Mursi’yi devirip başa geçirilen Sisi gibi farklı bir tezgâh mı? Zamanla anlayacağız.

Her şeye rağmen Tatar Ramazan filmlerinden hatırladığımız bir çıkış:

Ben bu oyunu bozarım, misali. Akabinde:

Fırat kalkanı hareketi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan; her defasında  Fırat’ın batısında PYD/PKK gibi terörist yapılanma istemiyoruz, diyor ya. İşte Fırat’ın Batısı dediğimiz yer Arz-ı Mevud’un doğu sınırı. Yani Büyük İsrail devletini kurmak istedikleri ve kendilerinin olduğunu iddia ettikleri yerler de sahadayız. Saha da direk karşımıza çıkamadıkları için piyonlarıyla PKK,PYD vs iş görmeye çalışıyorlar. Yoksa Amerika’nın tırlar dolusu silah yardımı zannedilmesin ki Kürt sevdasından kaynaklanıyor. Bu coğrafyada kullanacakları tek kullanımlık şırıngalar misali “kullan at” bir onlar kaldı. Çünkü İŞİD ve DAİŞ’i Suriye ve ırak’ı karıştırmak için kullandı. Onlar görevini tamamladı. Artık onlarla işi bitti.

Görüldüğü üzere Kudüs ile başlayan her söylem çok farklı. Temelinde kendisi olan ama görünürde hiç de alakası olmayan olaylar bile yine kendisiyle alakalı.

Evet.

Kudüs’ü anlamak dünyayı anlamak gibi.

İsrail yönetiminin Mescid-i Aksa’ya ibadetlerini yapmak üzere gelen Müslümanlara yönelik uygulamaları, iskan politikaları, zaman zaman uygulanan ambargolar ve diğerleri.

İsrail’in bölgenin, dolayısıyla da dünyanın barışını bozacak bu tür uygulamaları ne ilk. Ne de son olacak gibi.

Eğer soruna mantıklı bir çözüm yolu bulunamazsa.

Türkiye ve İslam birliği ülkeleri sorunun çözümüne ilişkin top yekûn hareket etseler dahi çözümün kalıcı yolu uluslar arası siyasette yanımızda olacak figüranlar bulunamazsa dahi olmayacak gibi.

Türkiye ve diğer ülkelerde olayı kınayan basın açıklamaları, gösteriler ve açık hava toplantıları ve mitingler yapıldı. Burada İHH’nın hakkını da teslim etmek lazım.

Bunlar güzel şeyler. Sorunun çözümüne etki eder mi?

Sorunun bir tarafı İsrail olduğuna göre bu tür etkinlikler sorunu çözmek için tek başına yeter şeyler değil.

Peki, yapılmasın mı?

Elbette yapılsın.

Ülkemizde ve diğer İslam coğrafyalarında farkındalık artar. Farkındalığın artmasını en başta İsrail istemez.

Filistin’de yaşayan, mücadele eden kardeşlerimizin moral ve motivasyonları artar. Kendilerini yalnız hissetmezler. Bunu da İsrail istemez elbet.

Kudüs, vahye dayanan üç dinde kutsal sayılan bir şehirdir. Tarihte Kudüs’e sahip olmak için nice savaşlar yapılmış bu kutsal şehir çok defa el değiştirmiştir.

Yahudi inancına göre “adalet şehri” olan Kudüs en adaletli yönetimini Osmanlılar zamanında yaşamıştır. Bizim elimizden çıkmasıyla birlikte burada yaşayan Müslüman halk zulüm görmeye başlamıştır.

Geçmişte gördüğümüz haçlı seferleri gibi din savaşlarının temeli Kudüs’e egemen olmaktır. Geçmişte olduğu gibi yeniden din savaşlarının başlamasını hiç kimse istemez.

O halde Kudüs’ü bir dinin mensuplarına teslim etmemek lazım. Üç dinin mensuplarının da rahatça yaşabilecekleri, ibadetlerini yapabilecekleri bir yönetim biçimini burada uygulamaya koymak gerekir. Yönetiminin üç dine mensup insanlarca gerçekleştirileceği ve hiçbir devletin egemen olmadığı ayrı bir devlet statüsü gibi bir yönetimin olabileceği bir teklif üzerinde durulmalıdır.

Bu çıkış güçlü bir söylemle dile getirilirse dünya siyasetinde de taraftar bulacaktır. Taraftar buldukça da İsrail’in eli sıkışacaktır.

Yani Kudüs’ün yönetimini uluslar arası bir çizgiye taşıyabilmek, bunu özellikle de uluslar arası siyasette dile getirmek önemli.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.