1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. KAMU PERSONELİ

  4. Kamu görevlisi veya siyasileri eleştirilere katlanmak zorundadır ama hakarete değil
Kamu görevlisi veya siyasileri eleştirilere katlanmak zorundadır ama hakarete değil

Kamu görevlisi veya siyasileri eleştirilere katlanmak zorundadır ama hakarete değil

Yargıtay Onaltıncı Ceza Dairesi kararında; "Demokratik toplumlarda siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmalıdırlar. Ancak hakarete hiçbir kimse katlanmak zorunda değildir

A+A-

Yargıtay Onaltıncı Ceza Dairesi kararında ; "Demokratik toplumlarda siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmalıdırlar. Ancak hakarete hiçbir kimse katlanmak zorunda değildir." açıklamasına yer vererek 'eleştiri' ve 'hakaret' arasındaki ayırıma vurgu yaptı.

Yargıtay kararında şu hususları vurguladı:

İfade hürriyeti bakımından eleştiri ve hakaret ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken kavramlardır.

Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilemez.

Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderleriyle özdeşleştirdiği, liderlerine yapılan ve kamuya yansıyan hakaretleri kendilerine yapılmış gibi algılayarak aşırı reaksiyon gösterdikleri, bu hakaretlerin toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, hakaret ve sövme fiillerinin, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralamalara sebebiyet verdiği gözetildiğinde, bu fiillerin orantılı bir yaptırıma bağlanmasının toplumsal barışın ve kamu düzeninin korunması bakımından da demokratik toplumda zorlayıcı bir ihtiyacın karşılanması kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

T.C. YARGITAY ONALTINCI CEZA DAİRESİ

Esas : 2020/1876

Karar : 2020/3519

Tarih : 03.07.2020

ÖZET

Somut olay değerlendirildiğinde, paylaşımların bireyin kendini gerçekleştirmesine ya da toplumun gelişmesine katkı sunması beklenen bir değer içermemesi, söylendiği yer ortam ve zaman itibariyle toplumsal barışı ve kamu düzenini bozma riski barındırması ve özellikle eleştiri sınırlarını aşarak açıkça Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığına saldırı mahiyetinde olması nedeniyle ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilemez.

TALEP;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.02.2020 tarih ve 2020/17969 sayılı yazısı ile; Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık ... hakkında yapılan yargılama neticesinde, sanığın beraatine dair Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 08/03/2018 tarihli ve 2017/541 esas, 2018/179 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.

Dosya kapsamına göre, Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesince atılı suçun yasal unsurları oluşmadığından bahisle sanığın beraatine karar verilmiş ise de, sanığa isnat edilen eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturduğu, bu suçun kovuşturulmasının ise aynı maddenin 3. fıkrası gereğince Adalet Bakanının iznine tabi olduğu, bahse konu suçla ilgili olarak şikayet veya başkaca bir soruşturma veya kovuşturma şartının aranmadığı, Adalet Bakanlığının 12/06/2017 tarihli "Olur"u ile de sanığın kendisine ait twitter isimli internet sitesinde 10 Ocak tarihinde ''Sevgili ... bu hareketiyle gönüllerde taht kurdu, tüm trollere tam saplama yetkisi var şu an aq kuduzunun'' , 03/02/2015 tarihinde ''...-Cemaat-Işid ya da islam adı altındaki askeri, siyasi, ekonomik her türlü oluşum, ortadoğunun hatta dünyanın baş belası. Hepsi yok olsun'', 16/11/2015 tarihinde ''Afsfsfada yancı ...'', 25/12/2015 tarihinde ''Bebek katili ... Terör Örgütü'', 18/02/2016 tarihinde ''Bu oçun skk politikaları yüzünden yakınlarıdan birine bişiy olsa, cinnet geçirip alsan silahı vurmaya çalışsan koruma ordusundan ulaşamazsın'' şeklindeki paylaşımlarının Cumhurbaşkanına hakaret eylemi olarak değerlendirilerek Türk Ceza Kanunu'nun 299/3. maddesi uyarınca kovuşturma izni verildiği, benzer bir olayla ilgili olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 09/07/2018 tarihli ve 2018/1460 esas, 2018/2321 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere sanığın Cumhurbaşkanına yönelik, bahse konu sözleri sarf ederek üzerine atılı bulunan suçu işlediği anlaşılmakla, mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 03/02/2020 gün ve 94660652-105-59-19648-2019-Kyb sayılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir.

OLAY ;

Sanıkça kullanıldığı belirtilerek sosyal medya hesabında yer alan paylaşımların ekran görüntülerinin sunulması sureti ile yapılan ihbara istinaden, PKK terör örgütünün propagandasını yapma, Cumhurbaşkanına hakaret, Halkın bir kesimini sosyal sınıf din mezhep cinsiyet, bölge farklılığına dayanarak alanen aşağılama suçlarından hakkında başlatılan soruşturma kapsamında verilen tefrik kararı sonrasında alınan kovuşturma iznine müteakip, süreçte hesabın kendisine ait olduğunu ancak çalınması nedeni ile bir dönem kullanımında olmadığından paylaşımları yapmadığını beyan eden ve tefrik edilen soruşturma kapsamında ki başkaca suçtan tutuklanmasına karar verilen sanık hakkında, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının 10.07.2017 tarih 2017/1223 numaralı iddianamesi ile Cumhurbaşkanına hakaret suçundan cezalandırılması istemi ile Çorlu 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/541 esasına kayden açılan ve suçtan zarar görenin katılma talebinde bulunmadığı kamu davasında yapılan kovuşturmada, sanığın ve mazeret dilekçesi ibraz eden müdafiinin yokluğunda 08.03.2018 tarihinde yapılan duruşma açıklanan hükümle suçun unsurları oluşmadığından CMK.nun 223/2-a maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir.

Hükümde "Cumhurbaşkanına hakaret suçundan eylemlerine uyan TCK.nun 291/1,2 maddesi uyarınca cezalandırılması talebiyle mahkememizde kamu davası açılmış ise de, sanığa atılı suçun unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakla sanığın müsnet suçtan CMK.nun 223/2-a maddesi gereğince beraatine" denilmek sureti ile sevk maddesinin yazıldığı görülmüştür.

Kesinleşen beraat kararının gerekçesi, belirtildiği şekilde özetle şöyledir;

"...sanığın aşamalarda alınan savunmasında atılı suçlamayı kabul etmediği, atılı eylemin sanık tarafından işlendiğinin kabul edilmesi halinde dahi sanığın atılı eylemde hakaret kastı ile hareket etmediği Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 20/06/2017 tarih, 2015/35894 esas, 2017/8117 karar sayılı ilamı dikkate alındığında; "sanığın, politikacı olan katılana yönelik sosyal medya ortamında yaptığı paylaşımlarının, mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek, somut bir fiil veya olgu isnadı ya da sövme niteliğinde olmadığı ve ağır eleştiri niteliği taşıdığı gözetilmeden, mahkumiyet hükmü kurulmasını " yasaya aykırı bulmuştur. Hakaret suçunun konusu, kişilerin onur, şeref ve saygınlıkları olup, şahıslara somut bir fiil veya olgu isnat etme veyahut da sövme suretiyle kişilerin onur, şeref ve saygınlığına saldırma eylemi hakaret suçunu oluşturmaktadır.

Hakaret eyleminin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici tüm sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, hakaret suçunu oluşturacak sözlerin açıkça onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veyahut da sövmek fiilini içermesi gerekmektedir." (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/3-436 Esas ve 2016/134 Karar sayılı ilamı) Bu belirleme çerçevesinde somut olay, sözlerin söylendiği bağlam ve mağdurun politikacı olması dikkate alınarak irdelendiğinde; sanığın mağdur Cumhurbaşkanına yönelik arz edilen paylaşımının, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek bir saldırı olarak kabul edilemeyeceği ve ağır eleştiri niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından, sanığın beraatine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur."

Vekaletname ibraz eden müdafiinin hukuki yardımından yararlanan sanığın adresine gönderilerek Tebligat Kanunu 21.maddesine göre tebliğ, 23.03.2018 tarihinde de Cumhuriyet savcısınca "görüldü" işlemi yapılan gerekçeli karar, istinaf edilmediğinden 18.04.2018 tarihinde kesinleşmesi yapılmıştır.

Süreçte davaya katılma talebinin olmayan mağdur vekilince suçun unsurlarının oluşması nedeni ile kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, kesin kararın Kanun yararına bozulmasının ihbarı üzerine Cumhuriyet Başsavcılığının görüşünün alınmasına müteakip Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 03.02.2020 tarihli yazısı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından kesin kararın Kanun yararına bozulması istenildiğinden dosya Dairemize gönderilmiştir.

KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:

Yapılan yargılama sonunda CMK 223/2-a maddesi gereğince beraatine karar verilen sanığa atılı eylemin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına yönelik uyuşmazlık bulunmaktadır.

HUKUKSAL DEĞERLENDİRME;

Yasal düzenleme şöyledir;

5237 sayılı TCK'nun;

Cumhurbaşkanına hakaret

Madde 299- (1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) (Değişik: 29/6/2005 - 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi halinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.

(3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır şeklindedir.

Kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, inceleme karar tarihindeki mevzuat hükümlerine göre yapılmıştır.

TC Anayasasına göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına Hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, Devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.

Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer Devletin siyasal iktidar yapısıdır. (Özek, Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10)

Ceza himayesinin konusu Devlet kuvvetlerinin korunmasıdır. (Faruk Erem, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 1991/1, Manzini V trattato di diritto penale İtaliano, IV (Torino,1926 s. 198)

Suçun faili herkes olabilir. Cumhurbaşkanlığı sıfatı seçimle değil ant içmekle başlar. Suçun görevin devamı sırasında işlenmesi gerekli olduğu gibi görevden kaynaklanması şart değildir. (CGK 02.04.1990 tarih 84/106 sy karar)

Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır.

Serbest hareketli suç olup, sözler, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir.

Manevi unsur genel kasttır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur. (Erem. age)

Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. İfade hürriyeti, basın özgürlüğü, haber verme ve eleştiri hakkı gibi bir hakkın kullanmasına ilişkin hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise hukuk düzeni tarafından kişi cezalandırılmayacaktır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı, ifade veya yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilmeyecek eylem hukuka aykırı olacaktır.

Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok Uluslararası belgeye, Anayasa ve yasalara konu olmuştur. Bu cümleden olarak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1.maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde teminat altına alınmıştır.

Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir. (Tezcan, Erdem Sancaktar, Türkiye'nin İnsan Hakları sorunu 2. baskı sy 462)Ancak mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa belli şartlarda sınırlandırılabileceği de aynı metinlerde yer bulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2 maddesine göre; görev ve sorumluluklar da yükleyen bu hakkın kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda başkalarının şöhret ve haklarının korunması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. Anayasanın 26/2. maddesine göre de: "Bu hürriyetlerin kullanılması... başkalarının şöhret veya haklarının... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir."

İfade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükarda hakkın özünü zedelemeyecek ölçüde yapılması gerekmektedir.

İftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır.

Bu doğrultuda Cumhurbaşkanına Hakaret suçları TCK 299. maddede yaptırıma bağlanmıştır. Suçun koruduğu hukuki yarar yukarıda da izah edildiği üzere Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığıdır. Bu suçun oluşumu için "Onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun düşünce veya duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibari ihlal edici olduğu, toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunun tayininde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir. Bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez" (Erman, hakaret ve sövme suçları sy 80 vd)

Demokratik toplumlarda siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmalıdırlar. Ancak hakarete hiçbir kimse katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ve hakaret ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken kavramlardır. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilemez. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderleriyle özdeşleştirdiği, liderlerine yapılan ve kamuya yansıyan hakaretleri kendilerine yapılmış gibi algılayarak aşırı reaksiyon gösterdikleri, bu hakaretlerin toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, hakaret ve sövme fiillerinin, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralamalara sebebiyet verdiği gözetildiğinde, bu fiillerin orantılı bir yaptırıma bağlanmasının toplumsal barışın ve kamu düzeninin korunması bakımından da demokratik toplumda zorlayıcı bir ihtiyacın karşılanması kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, paylaşımların bireyin kendini gerçekleştirmesine ya da toplumun gelişmesine katkı sunması beklenen bir değer içermemesi, söylendiği yer ortam ve zaman itibariyle toplumsal barışı ve kamu düzenini bozma riski barındırması ve özellikle eleştiri sınırlarını aşarak açıkça Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığına saldırı mahiyetinde olması nedeniyle ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceğinden sübut bulan müsnet suçtan orantılı bir ceza ile cezalandırılması gerekirken hukuki olmayan gerekçe ile beraatine karar verilmesinde isabet görülmemekle, anılan kararın kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.03.2018 tarihli ve 2017/541 esas, 2018/179 sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309/4-c. maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek ve yeniden yargılanmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE 03.07.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.