Kamu mallarının gaspını nasıl engelleyeceğiz?

Kamu mallarının gaspını nasıl engelleyeceğiz?

Kur'an-ı Kerim'in her bir ayeti üzerinde kamu yönetiminde görev alanların ciddi bir şekilde düşünmesi gerekmektedir. Kimileri Kuranı Kerimin raflardan cenaze törenleri dışında inmemesi gerektiğini iddia etse de bizim için veya kamu görevlileri için...

Kur'an-ı Kerim'in her bir ayeti üzerinde kamu yönetiminde görev alanların ciddi bir şekilde düşünmesi gerekmektedir. Kimileri Kuranı Kerimin raflardan cenaze törenleri dışında inmemesi gerektiğini iddia etse de bizim için veya kamu görevlileri için her bir ayet adeta bir pusuladır. Yeter ki anlayarak okuyalım ve okuduğumuzla amel edelim. Bu çerçevede Bakara Suresi'nin 188'inci ayetinin kamu yönetiminde nelere dikkat çektiğini açıklamaya çalışacağız.

Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin

188'inci ayette; "Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin" kutlu emri görüyoruz. Bu ayet öyle derin anlamlar ifade etmektedir ki adeta bütün kötülükleri önleyecek derinlikler içermektedir.

Ayet hakkında Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Tefsirinde neler yer alıyor?

Ayette İslamiyet'in temel bir ilkesi ortaya konmaktadır. Buna göre -aksini mümkün kılan özel bir hüküm bulunmadıkça- hiçbir Müslüman kişi veya kurum, başka hiçbir kimsenin malını, rızası olmadan veya tam ve gerçek bir karşılığını vermeden alamaz, yiyemez; hakimin kararı da bu hükmü değiştiremez, haramı helal yapamaz. Bu genel bir hüküm olup aslında bu hükmün kapsamına giren rüşvet yasağı, önemi ve yaygınlık kazanmaya elverişli olması sebebiyle özellikle zikredilmiştir.

Ayetten hem kazanç hem de harcama faaliyetlerinin meşrü zeminde yürütülmesi şeklinde genel bir ilke çıkmakta; haksız menfaat sağlamak, maddi veya manevi bir karşılık elde etmek için işbaşındakilere mal (veya para) vermek yasaklanmaktadır. Bu şekilde çıkar elde etmek için yetkili kişilere menfaat sağlamaya rüşvet denir.

Helal ve meşrü yollardan kazanıp harcamayı emreden genel hükümlü başka birçok ayet ve hadis rüşvet yasağını da kapsamakla birlikte, bu ayette ve bazı hadislerde rüşvet özellikle söz konusu edilerek yasaklanmış, hatta hadislerde buna tevessül edenler lanetlenmiştir (bk. Tirmizi, "Ahkam", 9; Ebü Davüd "Akdıye", 4).

Rüşvet vermek ve almak haram olduğu gibi, rüşvet vererek temin edilen menfaat da haramdır. Rüşvet zaman zaman bazı toplumlarda son derece ciddi, yaygın ve yıkıcı bir hastalık halini alabilmektedir. Bu hastalıktan korunmayı veya tedavi etmeyi başaran toplumların uygulamasından anlaşıldığına göre bunun için başta eğitim olmak üzere din, ahlak, hukuk, iktisat, siyaset gibi sosyal disiplinlerin birlikte işletilmesi gerekmekte; bu illete karşı verilen mücadelenin başarılı olmasında, bir yandan toplumda sosyal adaletin geliştirilmesi bir yandan da hukuk düzeninin kurulması ve adalet mekanizmasının etkin biçimde çalıştırılması özel bir önem taşımaktadır.

Ayetten, "Gerçekte size ait olmayan bir malı elde etmek için haksız olduğunuzu bile bile onun kendi malınız olduğunu iddia etmeyiniz, bu şekilde haksız kazanma yollarına tevessül etmeyiniz, bunu dava konusu yapmayınız" anlamı da çıkmaktadır. Buna göre bir mal başka birinin hakkı olduğu halde bir kimsenin bunu bile bile kalkıp onun kendi malı olduğunu iddia etmesi, meseleyi mahkemeye taşıması, haksız olduğunu bildiği halde haklı çıkmak için hakim önünde dil dökmesi, avukat tutması, hele rüşvet vermesi kesinlikle haramdır. Hz. Peygamber bir hadisinde bazı insanların hitabet ve ikna kabiliyetlerinin başkalarına göre daha güçlü olduğunu, birinin bu kabiliyetini iyi kullanarak mahkemede başkasına ait bir malı kendisine hükmettirirse bu malın kıyamet gününde o kişi için bir ateş parçası olacağını ifade buyurmuştur (Müsned, VI, 203, 290-291, 307).

Elmalılı Hamdi Yazır'ın Hak Dini Kuran Dili Tefsirinde neler yer alıyor?

Bu ayet, çok büyük bir hukuki ve sosyal esası içine almaktadır. Bu öyle bir sosyal hayat tesisinin başlangıcıdır ki buna riayet eden insanlar, mahkumluk bağından kendilerini kurtararak mutlulukla yaşarlar, zalimlerin zulüm pençesine düşmezler. Şöyle ki: Ey müminler! Yiyin, fakat birbirinizin mallarını aranızda batıl bir şekilde (meşru bir sebep olmaksızın) yemeyin. Bir malın haram olması, ya kendisindeki bir manadan veya kazanma şeklinden dolayıdır.

Düşününüz, Ramazan günleri, lezzetlerinden ve kendi öz malını bile yemekten Allah'ın emrine uyarak nefsini yasaklayan insanlar, sonra başkalarının malını haksız olarak nasıl yerler? Elin malına nasıl göz dikerler? Elbette bunlara yaraşan daima helal yemektir. Sakın haksız mal yemeyin.

Yiyip de insanların mallarından bir kısmını günahla, günahkarlıkla yiyesiniz diye, mallarınızla hakimlere, hükümetlere düşmeyin. Halkın mallarından yemek için hakimlere, hükümetlere bağlanmayın, rüşvet vermeyin, yani bunları bile bile yapmayın.

Muamelelerinizde birbirinizin malına ve hukukuna iyi riayet ederseniz, yaptığınız anlaşma ve sözleşmelerde haksızlıktan, tartışmaya sebep olacak ve işi mahkemelere düşürecek bozuk şartlardan sakınırsanız; hakimlere, hükümetlere boyun eğmekten kurtulursunuz. Her nasılsa mahkemeye düştüğünüz zaman, gerek hakimi ve gerek birbirinizi yalan dolan, şarlatanlık ve rüşvet gibi batıl sebeplerle ikna ve bağlamaya uğraşmazsanız; hakimlerinizi bozmamış, zulme meydan vermemiş, haksız yere birbirinizin malını yememiş, yedirmemiş olursunuz. Hatta mahkemede lehinize hüküm verilmiş olsa bile sırf bundan dolayı kendinizi haklı sanmamalısınız, hakkın aslını gözetmelisiniz. Nihayet hüküm ve hükümeti, yeme yeri sayarak halkın malını yemek için hükümeti vasıta edip bağlanmaktan sakınırsanız; hükümetiniz yükselir, hakimiyetiniz artar. Vazifeler hakkıyla görülür. Allah'ın kullarının işi hakkıyla düzeltilir, haksızlığa sed çekilir, bunun sonucunda siz mutlu bir hayat yaşarsınız.

Haksız yere mal yemeye kalkışmak bütün kötülüklerin başıdır. Bundan sakınmanın, dini terbiyenin istenen en büyük neticesi olduğu, bu ayetin, oruç ayetlerini takib etmesinden anlaşılır. İki hasım, Peygamberimiz'in huzuruna muhakeme olmaya gelmişlerdi. "Resulullah buyurdu ki: "Ben de sizin gibi bir insanım, siz ise bana muhakeme için geliyorsunuz. Olabilir ki bir kısmınız delilini diğerinden eksik ifade eder. Ben de dinlediğime göre hüküm veririm. Bundan dolayı her kimin lehine, kardeşinin hakkından bir şeye hüküm verirsem, ona bir ateş parçasını hüküm vermiş olurum. Bunun üzerine taraflardan ikisi de ağladılar ve her biri: 'Benim hakkım arkadaşımın olsun' dedi. Resulullah da: 'Haydi bakınız, araştırınız, sonra kur'a atınız, ondan sonra da birbirinizle helalleşiniz' buyurdu." (Müslim, Akdıye, 4,5; Buhari, Mezalim, 16, Ahkam, 20, 29, 31)

Fahreddin Razi Tefsiri Kebir'inde rüşveti sarkma olarak tarif ediyor ve rüşvetin, ihtiyaç ipi demek olduğunu, nasıl ki ip vasıtasıyla su ile dolu olan kova uzaktan yakına ulaşıyorsa, bunun gibi rüşvet sebebiyle de gerçekleşmesi güç olan gayelerin tahakkuk ettiğini izah ediyor. Sonuç olarak bu ayeti gerçek manasıyla anlayıp uygulayan hiçbir Müslüman başkasının malına doğrudan veya dolaylı olarak asla el uzatamaz. Hele hele milyonlarca insanın malı haline gelen "Kamu Malına" asla dokunamaz. Acaba komşusunun bir elmasına dahi dokunmayanların kamu malına sarkmalarını nasıl açıklayacağız. Ya da bunca kamu malının adeta fırsat bulanlarca yağmalanmalarını neyle izah edeceğiz. Bu ayetin hükmüyle amel eden hiçbir kamu görevlisi yanlış işe tevessül edemez vesselam.

Ahmet Ünlü - YeniŞafak

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.