Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, sosyal medya hesabından yaptığı uzun paylaşımda 15 Mayıs tarihinin sendikalar açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek, bu tarihin bir yıllık sendikal performansın en net şekilde görüldüğü eşik olduğunu savundu.
Yavuz, “Pazartesi’den Pazartesi’ye” başlığıyla paylaştığı değerlendirmesinde, sendikalar için 15 Mayıs’ın yalnızca bir takvim günü olmadığını, aynı zamanda üye sayılarındaki artış ve düşüş üzerinden bir yıllık çalışmanın muhasebesinin yapıldığı tarih olduğunu ifade etti. Paylaşımında, siyasi partiler için seçim sonuçları ne anlam taşıyorsa, sendikalar için de 15 Mayıs’ın benzer bir anlam taşıdığını vurguladı. Bu çerçevede üye sayılarının sendikaların sahadaki karşılığını ortaya koyduğunu savundu.
“15 Mayıs sendikaların performans aynası”
Talat Yavuz paylaşımında, bazı sendikaların 15 Mayıs yaklaşırken “anlamsız çırpınışlar” içine girdiğini öne sürdü. Kendi ifadelerine göre, bir yıl boyunca ortaya koydukları çalışmalarla üyelerinin karşısına çıkmakta zorlanan yapılar, rakip sendikaların ürettiği hizmetleri değersiz göstermeye çalışıyor. Yavuz, bu yaklaşımın sendikal rekabetten çok bir savunma refleksini yansıttığını iddia etti.
Yazısında geçmiş yıllardaki sendikal tartışmalara da dönen Yavuz, özellikle serbest kıyafet eylemleri, sınav hazırlık destekleri, yöneticilik süreçleri ve sendikal kazanımlar üzerinden rakip sendikalara sert eleştiriler yöneltti. Kendi değerlendirmesine göre Eğitim-Bir-Sen’in attığı birçok adım önce küçümsendi, ardından ise benzer biçimde sahiplenilmeye çalışıldı. Bu söylemle Yavuz, sendikal alandaki rekabetin yalnızca eleştiri düzeyinde değil, “hizmet üretme kapasitesi” üzerinden okunması gerektiği mesajını verdi.
Rakip sendikalara “özgünlük” eleştirisi
Yavuz’un paylaşımında en dikkat çeken bölümlerden biri, bazı sendikaların kendi gündemini oluşturmak yerine başkalarının ortaya koyduğu başlıklar üzerinden siyaset yaptığını savunduğu kısım oldu. Özellikle sendikal hediyeler, sınav hazırlıkları, liyakat tartışmaları ve yöneticilik süreçleri üzerinden rakiplerini hedef alan Yavuz, özgün fikir ve hizmet üretilemediğini öne sürdü. Bu ifadeler, yaklaşan yetki süreci öncesinde sendikalar arası polemiğin daha da sertleşebileceğine işaret ediyor.
Paylaşımda, Eğitim-Bir-Sen’in üyelerine sunduğu çalışmaların küçümsendiğini ancak buna rağmen sahada karşılık bulduğunu savunan Yavuz, sendikal mücadelenin yalnızca eleştiriyle değil somut katkı ve kazanımlarla yürütülmesi gerektiğini belirtti. Eğitim-Bir-Sen’in son dönemde toplu sözleşme ve eğitim çalışanlarının mali-sosyal haklarıyla ilgili aktif açıklamalar yaptığı da sendikanın resmi içeriklerinde görülüyor.
“Üye iradesine saygılı sendikacılık” vurgusu
Talat Yavuz, açıklamasının son bölümünde rakip sendikalara doğrudan tavsiyelerde bulunarak, üye iradesine saygılı, kendi kararlarını alabilen, seçimleri şeffaf biçimde yürüten ve sürekli hizmet üretmeye çalışan bir sendika modeli önerdi. Bu ifadeler, sadece eleştiri değil aynı zamanda sendikal kimlik ve yöntem tartışması olarak da öne çıktı. Yavuz, “gerçek sendikacılık” vurgusunu özellikle öne çıkararak, üyeye temas eden hizmetlerin sendikal meşruiyetin ana kaynağı olduğunu ima etti.
15 Mayıs sürecinin kamu görevlileri sendikaları açısından her yıl yetki tartışmalarının merkezinde yer aldığı biliniyor. Bu nedenle Yavuz’un paylaşımı, sıradan bir değerlendirme metninden çok, yaklaşan üye sayımı öncesi sendikal pozisyon alma mesajı olarak da okunuyor. Eğitim-Bir-Sen cephesinden gelen bu sert çıkış, önümüzdeki haftalarda sendikalar arasında açıklama ve karşı açıklamaların artabileceğinin sinyalini veriyor.
15 Mayıs neden kritik?
Kamu görevlileri sendikacılığında 15 Mayıs tarihi, yetkili sendikanın belirlenmesi ve üye sayılarının netleşmesi bakımından sembolik olduğu kadar pratik sonuçlar da doğuran bir tarih olarak görülüyor. Yavuz’un yazısında bu tarihin altını kalın biçimde çizmesi, yalnızca üyelik sayılarıyla ilgili teknik bir süreci değil, aynı zamanda bir yıllık performansın kamuoyu önündeki sınanmasını da işaret ediyor. Bu nedenle paylaşım, yaklaşan sendikal sayım sürecine dönük güçlü bir siyasi ve örgütsel mesaj niteliği taşıyor.