Vedat Ali İNAM

Vedat Ali İNAM

Emek, Vicdan ve İnsan Onuru Üzerine

Toplumların gerçek gücü; sahip oldukları sermayede, yüksek binalarda ya da teknolojik imkânlarda değil, hayatı omuzlayan insanların emeğinde saklıdır. Çünkü insanlık tarihi göstermiştir ki emeğin değersizleştirildiği, alın terinin görmezden gelindiği hiçbir düzen uzun süre ayakta kalamamıştır.

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü yalnızca bir kutlama günü değildir. Aynı zamanda vicdan muhasebesi yapma, insan onurunu yeniden hatırlama ve emeğin gerçek değerini teslim etme günüdür.

Bugün; yerin metrelerce altında ölümle yüz yüze çalışmak zorunda kalan madencilerin, ağır makinelerin gürültüsü arasında ömür tüketen fabrika işçilerinin, tekstil atölyelerinde uzun saatler boyunca göz nuru döken emekçilerin, deri ve ayakkabı imalathanelerinde sağlığını yitirme pahasına çalışan ustaların, güneşin altında alın teriyle toprağı bereketlendiren çiftçilerin, yük taşıyan şoförlerin, inşaatlarda hayatını riske atan işçilerin, güvencesiz ve sigortasız çalıştırılan milyonların sesine kulak verme günüdür.

Aynı zamanda gece gündüz demeden insanların yaşamına dokunan sağlık çalışanlarının, hastanelerde büyük bir özveriyle görev yapan sağlık emekçilerinin; yalnızca bilgi aktarmayan, aynı zamanda nesillerin karakterini, vicdanını ve geleceğini inşa etmeye çalışan öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının emeğini hatırlama günüdür. Çünkü insan hayatını ayakta tutan sadece beden gücü değil; şifa veren, yol gösteren ve insan yetiştiren emektir.

Aynı zamanda çoğu zaman emeği görünmeyen, yaptığı iş “zaten görevi” denilerek değersizleştirilen ev hanımlarının da günüdür. Çünkü bir evi ayakta tutmak, çocuk büyütmek, sofrayı kurmak, hayatın yükünü sessizce taşımak da büyük bir emektir. Üstelik bu emek çoğu zaman ne maaş bordrolarına yansır ne de toplumsal takdir görür. Oysa görünmeyen emek, toplumun en ağır yüklerinden biridir.

Ne yazık ki çağımızda insan, giderek yalnızca üretim kapasitesiyle değerlendiriliyor. Daha fazla çalışanın daha az kazandığı; emeğin değil sermayenin kutsandığı bir ekonomik anlayış yaygınlaşıyor. İnsan hayatını yalnızca performans tablolarına, üretim rakamlarına ve kâr hesaplarına indirgemek ise vicdanı da adaleti de zedeliyor.

Bugün birçok emekçi; insanca yaşamak için değil, yalnızca ayakta kalabilmek için çalışıyor. Kimi çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ikinci bir işte çalışmak zorunda kalıyor, kimi sigortasız şekilde emeğini satıyor, kimi yıllarca alın teri dökmesine rağmen yoksulluktan kurtulamıyor. Daha acısı ise bütün bunların giderek “normal” kabul edilmesidir.

Aynı işi yapan insanların yalnızca çalıştıkları kurumun niteliğine göre derin ücret uçurumlarıyla karşı karşıya bırakılması da toplumsal vicdanı yaralayan önemli bir adaletsizliktir. Kamu ile özel sektör arasında ya da aynı meslek grupları içinde oluşan ölçüsüz gelir farkları, zamanla insanların emeğe olan inancını ve aidiyet duygusunu zedelemektedir. Çünkü insan yalnızca geçinmek için değil, adil muamele görmek için de çalışır. Adalet duygusunun zayıfladığı yerde ise huzur da toplumsal barış da sessizce aşınmaya başlar. Bir toplumda emeğin değeri kişiye, kuruma ya da ekonomik güce göre değişiyorsa; orada yalnızca ücret dengesi değil, vicdan dengesi de bozulmuş demektir.

Oysa hiçbir şirket, hiçbir fabrika, hiçbir kurum, hiçbir ekonomik düzen emek olmadan ayakta kalamaz. Hayatı taşıyan; görünmeyen ama vazgeçilmez olan emektir.

İslam medeniyeti de emeği yalnızca ekonomik bir unsur olarak değil, ahlaki ve insani bir sorumluluk olarak görmüştür. Peygamber Efendimiz (sav) bu konuda çok net bir ölçü koymuştur:
“İşçinin ücretini, alın teri kurumadan veriniz.”
Bu hadis-i şerif yalnızca ücretin zamanında verilmesini değil; emeğe saygıyı, insan onurunu korumayı ve adaleti emretmektedir. Çünkü alın terini değersizleştiren bir anlayış; insanı da değersizleştirir.

Kur’an-ı Kerim’de de emeğin ve çalışmanın değeri açık şekilde vurgulanmaktadır:
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”
(Necm Suresi, 39. Ayet)

“Çalışın! Allah da Resûlü de müminler de yaptıklarınızı görecektir.”
(Tevbe Suresi, 105. Ayet)

Ne gariptir ki; insan haklarını, vicdanı ve adaleti savunduğunu söyleyen kimi anlayışlar, çoğu zaman emeğin sömürülmesini sıradan bir ekonomik gerçeklik gibi görebilmektedir. Aynı şekilde; dilinden dini söylemleri, dini değerleri, ahlakı, hakkı, hukuku, kul hakkını düşürmeyen bazı sermaye sahipleri ve girişimciler de çalışanının emeğini eksilterek, alın terini değersizleştirerek büyük bir çelişkinin içinde yaşamaktadır.

Çünkü emeğin hakkını vermemek yalnızca ekonomik bir mesele değildir; insanın hayatından, zamanından ve onurundan eksiltmektir. Hukuken meşru görünen her şey vicdanen adil değildir. İnsan bazen bir başkasının hakkını kaba kuvvetle değil; sistemin, sözleşmelerin ve ekonomik güç dengesinin arkasına saklanarak da gasp edebilir. İşte modern dünyanın en büyük ahlaki krizlerinden biri de budur: Adaletsizliğin, çoğu zaman “normal” ve “yasal” görünmesidir.

Oysa insanı yaşatmadan büyüyen hiçbir servet, gerçek anlamda bereket taşımaz. Çünkü emeğin ahı; yalnızca yoksulluğu değil, toplumsal vicdanı da çürütür.

Bugün dünyanın en büyük sorunlarından biri; emeğin görünmez hâle gelmesidir. İnsanların ne kadar yorulduğu değil, ne kadar kazandırdığı konuşulmaktadır. Oysa bir toplumun gerçek medeniyeti; en zayıfını, en yoksulunu ve en çok çalışanını nasıl yaşattığıyla ölçülür.

1 Mayıs bize bir gerçeği yeniden hatırlatmalıdır:
Hiçbir insan emeğinin karşılığını alamadığı bir düzende kendisini değerli hissedemez. Ve hiçbir toplum, emekçisinin onurunu korumadan gerçek anlamda huzura ulaşamaz.

Dileğimiz; hiçbir emekçinin yoksullukla sınanmadığı, hiçbir çocuğun anne-babasının geçim kaygısıyla ezilmediği, hiçbir çalışanın sigortasız ve güvencesiz bırakılmadığı, kadın emeğinin görünmez sayılmadığı, sağlık emekçilerinin ve eğitim çalışanlarının değersizleştirilmediği, alın terinin sömürülmediği daha adil bir gelecektir.

Çünkü emek; yalnızca ekonomik bir değer değil, insan onurunun en gerçek yansımasıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle; hayatı omuzlayan, üreten, sabreden, görünmese de dünyayı ayakta tutan bütün emekçilerin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyorum.

Yaşasın emek, yaşasın dayanışma, yaşasın insan onuru!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.