Vedat Ali İNAM
Çocukların Çalınan Hayatları
Bir toplum çocuklarını kaybediyorsa, bu bir kriz değil bir çöküştür. Üstelik bu çöküş bir çoğumuzun fark edemeyeceği şekilde sessizce gelir. Bugün tam da böyle bir yıkımın içindeyiz. Her şey normalmiş gibi yapıyoruz. Çocuklar okula gidiyor, sınavlara giriyor, başarı listelerinde yer alıyor. Aileler rahat, sistem memnun. Ama kimse şu gerçeği yüksek sesle söylemiyor: Çocuklar var, fakat çocukluk yok.
Ekranların soğuk ışığı, anne yüzünün yerini aldı. Bir çocuğun ilk bağı artık insanla değil telefon, tablet ya da farklı bir cihazla kuruluyor. Bu yalnızca bir alışkanlık değişimi değildir; bu, insan doğasına karşı işlenen sessiz bir müdahaledir. Temasın yerini ekran, ilişkinin yerini algoritma aldığında ortaya çıkan şey birey değil, duygusal olarak eksik bırakılmış bir varlıktır.
Bugünün çocukları bilgiye erişebiliyor ama anlam kuramıyor. Çünkü anlam, hızla değil derinlikle oluşur. Biz ise çocukları hızın içine fırlatıyoruz. Kurslar, etütler, programlar… Çocuğun nefes alacak boşluğu yok. Merak öldü; yerine performans kondu. Keşif yok edildi; yerine sonuç dayatıldı. Bu, eğitim değil sistematik bir daraltmadır.
Daha vahimi, çocukları koruduğumuzu zannederken onları hayattan koparıyoruz. Düşmesine izin verilmeyen bir çocuk ayağa kalkmayı öğrenemez. Sıkılmasına tahammül edilmeyen bir çocuk düşünemez. Her ihtiyacı anında karşılanan bir çocuk, sabretmeyi ve mücadele etmeyi öğrenemez. Bu şefkat değil bir zayıflatma politikasıdır.
Öte yandan çocukluk artık mahrem değil, sergilenen bir nesne hâline geldi. Sosyal medyada teşhir edilen hayatlar, çocukların ruhsal sınırlarını yok ediyor. Bir çocuk henüz “ben” olamadan, başkalarının beğenisine sunuluyor. Bu, sadece ihmal değil açık bir istismardır.
Eğitim sistemine duyulan güvensizlik, öğretmenin itibarsızlaştırılması ve sürekli değişen beklentiler, çocukların zihninde derin bir anlam boşluğu yaratıyor. Güvenin olmadığı yerde ne öğrenme olur ne de gelişim.
Artık kendimize şu soruyu dürüstçe sormalıyız: Biz gerçekten bir gelecek mi inşa ediyoruz, yoksa bir nesli sistemli biçimde tüketiyor muyuz?
Çünkü gerçek şu: Duygusal olarak ihmal edilmiş, baskı altında büyütülmüş ve doğallığı elinden alınmış bir çocuk; geleceğin güçlü bireyi değil kırılgan bir yetişkini olacaktır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.