Vedat Ali İNAM
Öğretmen Rotasyonu ve Öğretmenlerin Görmezden Gelinen Yorgunluğu
Eğitim sisteminde yıllardır aynı şeyleri konuşuyoruz. Müfredat değişiyor, yönetmelikler yenileniyor, sınav sistemleri altüst ediliyor. Değişmeyen tek şey ise öğretmenin yorgunluğu; daha doğrusu, bu yorgunluğun sistematik biçimde görmezden gelinmesi.
Öğretmen rotasyonunun bir türlü çözüme kavuşturulamaması da tam olarak bu körlüğün bir ürünüdür. Kâğıt üzerinde var, yönetmelikte yer alıyor; ancak her gündeme geldiğinde “zamanı değil”, “tepkiler olur”, “siyasi maliyeti yüksek” denilerek öteleniyor. Oysa rotasyon, idari bir takıntı değil; pedagojik bir zorunluluktur.
Uzun yıllar aynı okulda, aynı çevrede, aynı ilişkiler ağı içinde kalan öğretmenlerin motivasyon kaybı yaşaması bir ihtimal değil, kaçınılmaz bir sonuçtur. Mesleki tükenmişlik, gruplaşma, alışkanlıkların mesleki reflekslerin önüne geçmesi ve zihinsel daralma… Birbiriyle konuşmayan, selamlaşmayan, bölünmüş öğretmenler odalarından kaynaklanan inceleme ve soruşturma süreçleri… Bunlar bazı öğretmenlerin kişisel zaafları kadar sistemin de ürettiği sonuçlardır. Buna rağmen sorun, hâlâ “öğretmen isteksizliği” ya da “performans düşüklüğü” başlıkları altında ele alınmakta; görmezden gelinerek çözümsüzlük girdabına bırakılmaktadır.
Rotasyonun bir ceza gibi algılanmasının sorumlusu da öğretmenler değil, bu politikayı anlatamayan ve uygulayamayan yönetim anlayışıdır. Öğretmeni yerinden etmekle pedagojik dolaşımı birbirine karıştıran bir bakış açısı, elbette direnç üretir. Oysa mesele, öğretmeni cezalandırmak değil; durağanlaşmış yapıyı hareketlendirmektir.
Bugün bazı okullar, pedagojik deneyimin ve mesleki birikimin adeta “mülk” hâline geldiği alanlara dönüşmüş durumdadır. Bazı okullar ise sürekli öğretmen sirkülasyonu nedeniyle kronik bir istikrarsızlık yaşamaktadır. Bu adaletsiz tabloyu düzeltmenin yolu, rotasyonu tamamen rafa kaldırmak değil; hakkaniyetli ve planlı bir biçimde hayata geçirmektir.
Ancak burada asıl sorun, uygulama iradesidir. Rotasyon, bir gecede alınan kararlarla öğretmenin hayatını altüst edecek biçimde dayatılamaz. Bölgesel koşulları, ulaşım imkânlarını ve sosyoekonomik gerçeklikleri yok sayan bir rotasyon pedagojik değil, bürokratiktir. Eşitlik söylemi altında adaletsizlik üreten her uygulama, eğitimi daha da kırılgan hâle getirir.
Aile birliği ve sağlık gibi temel insani konuların görmezden gelinmesi ise kabul edilebilir değildir. Öğretmeni sosyal olarak güvencesizleştiren bir sistemin eğitimde kalite üretmesi mümkün değildir. İnsanı yok sayan hiçbir reform, gerçek bir reform değildir.
Bir diğer büyük eksik ise teşvik mekanizmalarının yetersizliğidir. Öğretmenden fedakârlık bekleyen ancak karşılığında hiçbir mesleki avantaj sunmayan bir anlayış, rotasyonu daha baştan sabote etmektedir. Hizmet puanı, mesleki gelişim olanakları ve kariyer basamaklarında somut kazanımlar olmadan bu sürecin sağlıklı işlemesi beklenemez.
Ayrıca okul iklimi ve kurumsal hafıza meselesi de ciddiyetle ele alınmalıdır. Her okulun bir hafızası vardır ve bu hafıza plansız uygulamalarla yok edilemez. Geçiş süreçleri planlanmadan yapılan her rotasyon, kazanımdan çok hasar üretir.
En çarpıcı olan ise şudur: Rotasyonun etkilerine dair neredeyse hiçbir düzenli izleme ve değerlendirme sistemi yoktur. Öğretmen motivasyonu düşmüş mü? Öğrenci başarısı nasıl etkilenmiş? Okul iklimi ne yönde değişmiş?
Bu soruların cevabı ne yazık ki veriye değil, kanaate dayalıdır. Oysa eğitim politikası tahminle değil, veriyle yapılır.
Sonuç açıktır: Öğretmen rotasyonu ertelendikçe sorun çözülmemekte, aksine derinleşmektedir. Bu uygulamayı ya pedagojik, insani ve adil bir çerçevede hayata geçireceğiz ya da tükenmişlik duygusu yaşayan öğretmenlerle nitelikli eğitim için beklemeye devam edeceğiz.
Eğitimde kalite, konfor alanlarını koruyarak değil; cesaretle ve adaletle alınan kararlarla yükselir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.