1. HABERLER

  2. MEB PERSONEL

  3. Türk Eğitim-Sen Yöneticileri Sakarya ve Bartın'da
Türk Eğitim-Sen Yöneticileri Sakarya ve Bartın'da

Türk Eğitim-Sen Yöneticileri Sakarya ve Bartın'da

SAKARYA VE BARTIN ŞUBELERİ İSTİŞARE TOPLANTISI YAPILDI

A+A-

 

Genel Sekreter Musa AKKAŞ ile Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz KOCAKAPLAN 12 Nisan 2013 tarihinde Sakarya Şubesinin düzenlediği istişare toplantısına katıldı. Şube Yönetim Kurulu üyeleri, İlçe Temsilcileri ve İşyeri temsilcilerinin katılımı ile gerçekleşen toplantıda Sakarya İl Milli Eğitim Müdürü Selim Yavuz SANDIKÇI da hazır bulundu.

        Genel Merkez Yöneticileri, 13 Nisan 2013 tarihinde ise Bartın Şubesinin düzenlediği istişare toplantısına katıldı. Toplantıda Yönetim, Denetim ve Disiplin Kurulu Üyeleri ile İşyeri Temsilcileri hazır bulundu.

        Toplantılarda Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri Genel Sekreter Musa AKKAŞ ve Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz KOCAKAPLAN birer konuşma yaptı.

        Cengiz KOCAKAPLAN konuşmasında “Türk Eğitim Sen kuruluş ilkeleri, çalışma yöntemleri ve sendikal mücadelesi ile çok büyük bir sendikadır. Büyük sendikanın çoğunluk olması mecburiyeti vardır. Bu mecburiyetten eğitim çalışanları karlı çıkar, ülkemiz ve milletimiz karlı çıkar” diyerek, yetkili sendika olmanın önemine dikkati çekti.

        TBMM’de yeni Anayasa yapımı ile ilgili yürütülen çalışmalar ve kamu çalışanlarını bekleyen tehlikeler ile ilgili açıklamalarda bulunan KOCAKAPLAN, “Yeni bir Anayasa yapımı ile ilgili TBMM’de bir uzlaşma komisyonu oluşturulmuş ve bu komisyona Meclis’te bulunan siyasi partiler temsilci vermiştir. Geçen hafta çalışmalarını bitirmesi beklenen komisyonun çalışma süresi uzatılmıştır. Ancak sürenin uzamasına rağmen komisyondan ortak bir metin çıkacağını zannetmiyoruz. Çünkü siyasi partilerin yeni Anayasa’dan çok farklı beklentileri var. Durum böyle olunca AKP istediği gibi bir metni Meclis gündemine getirecektir. AKP Hükümetinin devlet memurunun Cumhuriyet dönemindeki en büyük kazanımı olan iş güvencesinden rahatsız olduğunu biliyoruz.  Birçok çalıştay’da,  Başbakan ve Bakanların söylemlerinde bunun ipuçlarını görebiliyoruz. İş güvencemizin yok edilmesi için öncelikle Anayasa’nın 128. Maddesinin değiştirilmesi gerekmektedir. AKP’li bazı milletvekilleri tarafından Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na 128. Maddenin “Devletin işleri çalışanlar eliyle görülür” şeklinde değiştirilmesi için müracaat edildiğini biliyoruz. Başbakan’ın Başkan olabilmesi için Anayasada düzenlemeler yapılacaktır. Öte yandan başkanlık sistemi eyalet sistemini gerektirir. Eyalet sisteminde de bizim anladığımız anlamada iş güvencesi bulunan devlet memuru kavramı yoktur. Geleceğimizi tehdit eden bu düzenlemelere karşı daha güçlü mücadele edebilmemiz için, hala sendikamsı bazı yapılara destek veren eğitim çalışanlarının sendikalarını sorgulaması ve desteğini onlardan çekerek Türk Eğitim Sen’e vermeleri önemlidir, hayatidir” dedi.

        Başbakan’ın Türkiye’nin dünyanın 17. büyük ekonomisi olduğu şeklindeki dair açıklamalarını da eleştiren KOCAKAPLAN, “Başbakan birçok konuşmasında ekonominin iyiye gittiğini ve Türkiye’nin ekonomisinin dünyanın 17. büyük ekonomisi olduğunu söylüyor. 2011 rakamlarına göre 18. sıraya gerilemişiz ama çok önemli değil. Başbakan nedense BM İnsani Gelişme Endeksinden hiç bahsetmiyor.  BM İnsani Gelişme Endeksi dünya'daki ülkeler için yaşam uzunluğu, okur-yazar oranı, eğitim ve yaşam düzeyi doğrultusunda hazırlanan bir ölçümdür. Bu endeks, bir ülkenin gelişmiş, gelişmekte olan ya da gelişmemiş olduğunu belirler; bunun yanı sıra ekonomisinin yaşam niteliğini ne düzeyde etkilediğini gösterir. BM 2011 yılı İnsani Gelişme Endeksi raporlarına göre; Türkiye, 187 ülke arasında 92. sırada yer almaktadır. İki rakam arasındaki uçurum tam bir tezattır. Buradan şu sonucu çıkarmak yanlış olmaz: Siz adil değilsiniz. Ülke imkânlarını adil dağıtmıyorsunuz. Bir kişiye dokuz pul, dokuz kişiye bir pul veriyorsunuz. Zaten istatistiklerde bunu anlatıyor. Milli gelirden kamu çalışanlarını aldığı  pay son 11 yılda yüzde 8.83’den yüzde 5.6’ya gerilemiştir.”              

        Daha sonra kürsüye gelen Genel Sekreter Musa Akkaş, İmralı görüşmeleri ile başlayan süreç hakkında önemli açıklamalar yaptı. Akkaş milletimizin huzuru, devletimizin bekası için şehit olanların yok sayıldığını söyledi. Başbakan’ın terör ile ilgili daha önceden yaptığı açıklamaları sıralayan Akkaş, “Şimdi ne oldu da PKK ile masaya oturuluyor?” diye sordu. Akkaş şöyle konuştu: “Trablusgarp Savaşı’nda, Balkan Savaşı’nda, Arıburnu Muharebelerinde, Anafartalar Muharebesinde, İnönü ve Sakarya Savaşı’nda, Büyük Taarruz’da verdiğimiz binlerce şehidimiz var. Terör belası nedeniyle 10 bin Mehmetçiğimiz, polislerimiz, öğretmenlerimiz şehit oldu, 35 bin sivil insanımız katledildi. Ülkemizde terörün sona ermemesi nedeniyle ocaklara ateş düşmüş, yüreğimiz kanamış, yetim kalan çocukların gözyaşı henüz kurumamıştır. Ülkeyi yönetenler terör karşısında yetersiz kalmıştır. Şimdi terörü sözüm ona bitirmek için bir yol bulmuşlar, adına barış diyorlar. Peki ama kiminle barış? Acımasızca insanlarımızı Türk, Kürt, Alevi demeden öldürenlerle mi barış yapacağız? Ankara Ulus’ta ve Kumrular Caddesinde bomba koyarak, sivil vatandaşlarımızı öldürenlerle mi barışı tesis edeceğiz? Teröristbaşı bu ülkede umut haline getirildi. Dün Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ve iktidar milletvekilleri teröristlere meydan okuyordu. Bugün uzlaşmadan, müzakereden söz ediliyor.

        Teröristlerle kucaklaşan BDP milletvekiline, Başbakan, ‘Siyasetçi olmaktan çıktılar. Gidip teröristle kucaklaşana ben nasıl siyasetçi diyeyim? Ben ona şimdi siyasetçi gözüyle bakamam ki. Bizim buradaki tek şeyimiz şu anda fezlekeler ile başlayan süreçteki ne yazık ki 14. maddeden de haklarında birçok dava olanlar var. Terörün çok açık, net müdafaasını yapanlar var. Ama o günkü 9 milletvekilinin o gösterdiği tablo, yenilir yutulur bir tablo değildir. Biz böyle bir milletvekili tanımıyoruz. O dokuz milletvekilini, vatandaşım, milletim -ama tehdit altında ama tacizle- parlamentoya gönderdikleri için kabullenmek zorunda kalıyoruz. Yoksa bunlar milletimin gönderdiği vekillerdir diye bakamam’ demiştir. Başbakan yine açıklamalarında ‘Son olarak eş bakanlarından birinin 400 km PKK'nın kontrolü altındadır açıklaması bu ülkede herkesin ciğerini dağladı. Bu ifade yalan. Sen kimden yanasın. Terörden yana mısın, terörü yok etmek isteyenlerden yana mısın? Anadolu’da bir laf var ‘domuzdan yana mısın bizden yana mısın? Kürt meselesi diye artık bir mesele ben kabul etmiyorum. Türkiye'de artık Kürt meselesi kalmamıştır, bu iş aşılmıştır. Şu anda Türkiye'de bir terör sorunu vardır, Türkiye'de şu anda PKK sorunu vardır, Türkiye'de şu anda siyasal Kürtçülük vardır’ şeklinde konuşmuştur.

        Başbakan 27.12.2012 tarihinde ASO’da yapılan toplantıda PKK’yı silah bırakmaya çağırarak, ‘Biz sizi inlerinizde bulacağız. Şu İşin lamı cimi yok’ demiştir.

        Başbakan, Irak Başbakanı Nuri El Maliki’ye, Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari aracılığıyla PKK konusunda sert bir mesaj da göndermişti. Başbakan mesajında şunları söylemişti: ‘Bu topraklar sizin topraklarınız. Kontrolü siz sağlamalısınız. Bu topraklarda temizlik yapmaya mecbursunuz. Eğer siz temizlemezseniz biz temizleriz. Biz temizlediğimiz zaman da hayıflanmayın, üzülmeyin, zorlanmayın. Bu konuda gereğini yapın ve Kuzey Irak’ta PKK’yı bitirin. Biz bitirmek için sonuna kadar kararlıyız”  

        Başbakan Hakkari Çukurca’da 24 askerin şehit edilmesinin ardından da Her kim ki teröre açık ve gizli destek veriyorsa, her kim ki terörü kolluyorsa, kim ki teröre müsamaha gösteriyor, terörün kanlı yüzünü örtmek, terör örgütünün saldırılarını görmezden gelmek gibi bir gafletin içinde bulunuyorsa, tamamı bilsinler ki, T.C.’nin nefesi her daim enselerinde olacaktır’ diye konuşmuştu.

        Buna benzer Başbakanın çok açıklaması vardır. Peki buradan soruyorum: Şimdi ne oldu da PKK ile masaya oturuluyor?”

        Akil İnsanlar Heyeti ile ilgili açıklamalar da yapan Akkaş, bu heyetin milliyetçi ve muhafazakar kesimi ikna etmek için çalıştığını söyledi. Akkaş, “63 akil insan tayin edildi. Akil insanlar il il dolaşıyor. Akil İnsanlar heyetinde Memur-Sen ve KESK’in genel başkanları da var. Düne kadar birbirlerine söylemedikleri lafı kalmayanlar, bugün aynı masa etrafında buluşmuş. Memur-Sen’in söylemleriyle KESK’in söylemleri birbirinden farkı değil. Memur-Sen adına çözüm süreci dediği konuda 36 maddelik bir rapor hazırlamış. Raporda yer alan maddelerinden bir tanesi öğrenci Andının kaldırılmasına yöneliktir. ‘Türk’üm, doğruyum, çalışkanım’ demenin nesi suç? Bu ifadeler sizi niye rahatsız ediyor, nerenizi incitiyor? Türk bayrağının adı ‘devlet bayrağı’ olsun diyorlar. Bu akillerin içinde ‘Türk’ ifadesinden rahatsızlık duyanlar var. Dolayısıyla ben de Türk’e düşman olanları, Türklüğü reddedenleri adam yerine koymuyorum. Bunlar adam olamazlar. Andımızın kaldırılmasını isteyen sendikanın üyelerine de sesleniyorum: Bakın sendikanız neler yapıyor? Lütfen tepkinizi gösterin. Eğitim çalışanlarının dertleriyle dertlenmeyenler, onların hakkını, hukukunu gözetmeyenler, çalışanlar için yollara düşmeyenler şmdi adına ‘çözüm süreci’ dedikleri bir konuda milletimizi ikna turlarına başladı. Bu il ziyaretlerinin amacı, milliyetçi, muhafazakar kesimi ‘İKNA’ turlarıdır” dedi.

        Anayasa çalışmalarına da değinen Akkaş, siyasi erkin başkanlık sistemini getirmek istediğini belirtti. Akkaş şunları söyledi: “Çözüm süreci dedikleri bu süreçte Anayasa değişiklik çalışmalarından da söz ediliyor. Anayasa’da Türk milletini bir ve beraber yapan maddelerin değiştirilmesi hedefleniyor. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi adı altında başkanlık sisteminin getirilmesi, yani ülkemizin üniter yapısının bozularak yerine federatif bir yapının oluşturulması isteniyor.”

        Akkaş sözlerini şöyle sürdürdü: “ ‘657 sayılı DMK yetersiz. Memurlar görevlerini yapmıyor, iş üretemiyorlar’ diyerek, kamu çalışanlarının elinden iş güvencesini almak istiyorlar. Tüm bunlara karşı tepki gösteren Türkiye Kamu-Sen var, Türk Eğitim-Sen var. Memurlar olarak haklarımıza sahip çıkmak zorundayız. Aksi takdirde yarın çok geç olabilir.”

        Yönetici Atama Yönetmeliğini eleştiren Musa Akkaş, yönetmeliği ucube olarak niteledi. Akkaş, 2009 yılında yayınlanan yönetmeliğin herkes tarafından mutabık kalınan bir yönetmelik olduğunu söyleyerek, “2009 yılında yayınlanan yönetmeliğin uygulanmasını istiyoruz” dedi.

Öğrencilere getirilen kılık-kıyafet serbestliğinin şimdiden birçok soruna neden olduğunu belirten Genel Sekreter Akkaş, “Milli Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı’nın, Sivas’ta bir okulda veli kararı ile serbest kıyafetten vazgeçildiğini örnek göstererek yaptığı açıklamada okullarda serbest kıyafet uygulamasının zorunlu tutulamayacağını, veli kararı ile formaya devam edilebileceğini ve mevcut yönetmelikte bu konuda bir yasak olmadığını ifade etmişti. Ancak tek tip kıyafet belirleyebilme hakkı sadece ve sadece özel okullara tanınmıştır. Devlet okulları için böyle bir inisiyatif verilmemiş, tam aksine okul idaresinin öğrencilerin tek tip kıyafet giymesi doğrultusunda bir uygulama yapması kesin bir dille engellenmiştir. Dolayısıyla özel okullara tanınan tercihin devlet okullarına da tanınması için yönetmelikte gerekli değişikliği yapılması gerekmektedir” diye konuştu.

Kamusal alanda belli ahlaki çizgiler çerçevesinde kılık-kıyafet serbestliği getirilmesini desteklediklerini belirten Akkaş, “Başörtüsü sorunu kılık-kıyafet yönetmeliği ile çözülebilir. Bu sorunun çözümü Anayasa değişikliğine bırakılmamalıdır. Bu nedenle iktidar ivedi olarak kılık-kıyafet yönetmeliğini değiştirerek, kamusal alanda başörtüsü serbestliği getirmelidir” dedi.

        Akkaş sözlerini şöyle tamamladı: “Sizlerle gurur duyuyoruz. Sizler, kamu çalışanlarına sendikacılığın nasıl yapıldığını gösterdiniz. Hep birlikte inancımızın gereği nerede haksız, hukuksuz uygulama varsa üzerine gidiyoruz. Kamu çalışanlarının daha iyi haklara sahip olması için büyük çaba sarfediyoruz. Bu çalışmalarımızı herkes görüyor ve takdir ediyor. Günümüzde insanların değer yargılarının değiştiği bir süreci yaşıyoruz. Çalışanlardan bazılarına üzülüyorum. Şube müdürlüğü için sendika değiştirenler var. Topluma bakar mısınız ne hale geldi? Bizim dinimiz insanlara doğru olmayı, hukuksuzluklara karşı birlikte mücadele etmeyi emrediyor. Hz. Ali, ‘Haksızlık karşısında eğilmeyiniz. Aksi takdirde hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz’ diyor. Bizler haksızlık karşısında diz çökmedik, eğilmedik. Doğru bildiğimiz yolda devam ediyoruz. Bunun içinde istikrarlı büyümemizi devam ettiriyoruz.”

        Toplantıların sonunda sorulan sorular Genel Merkez Yöneticileri ve Şube başkanları tarafından cevaplandırıldı.

 

 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.