Vedat Ali İNAM

Vedat Ali İNAM

Benim Çocuğum Yapmaz Ki!

Çocuğunun ağzından çıkan her kelimeyi mutlak hakikat, okul kapısından içeri girdiği andan itibaren karşılaştığı her kuralı ise çocuğuna kurulmuş bir komplo sayan anlayış, eğitim sistemini içten içe çürüten en tehlikeli yanılsamalardan biridir.

“Benim çocuğum yapmaz, benim çocuğum asla yalan söylemez!”

Bu cümle, çoğu zaman şefkatin değil, gerçekle yüzleşmekten kaçışın ifadesidir.

Her çocuk hata yapabilir. Kuralları çiğneyebilir, sınırları zorlayabilir; bazen korktuğu için gerçeği çarpıtabilir, bazen de yaşadığı bir olayı kendi dünyasında farklı yorumlayabilir. Çocuğun söylediği her şeyi sorgulamadan doğru kabul etmek ise onu korumak değil, gerçekle arasına bir duvar örmektir.

Asıl sorun, çocuğun yanılması değildir; yetişkinin bu yanılgıyı mutlak hakikat kabul ederek harekete geçmesidir.

Akşam evde dinlenen tek taraflı bir anlatının ertesi sabah okul kapısında hükme dönüşmesi, öğretmenin itibarı, emeği ve insanlık onuru üzerinde ağır sonuçlar doğurabilir.

Bir iddiayı araştırmadan, karşı tarafı dinlemeden suçlamak, adalet duygusunu değil, linç kültürünü besler.

Burada çocuğa verilen mesaj da son derece tehlikelidir:

“Sen ne söylersen söyle, doğru kabul edileceksin.”

Bu yaklaşım, çocukta güven duygusu oluşturmak yerine sorgulanamazlık ve sorumsuzluk anlayışını pekiştirir.

İftira Nerede Başlar, Şiddet Nerede Büyür?

Bir dedikodu, yanlış anlama veya doğrulanmamış bir iddia; okul koridorlarında hakarete, tehdide, fiziksel şiddete ve sonunda hukuki süreçlere dönüşebilir.

O noktada “Ben çocuğuma güvendim.” cümlesi, yapılanların gerekçesi olamaz. Kalabalıkta işlenen kabahatin tenhada özrü pek de kabul görmez.

Çocuğuna güvenmek başka, çocuğunun anlattığını araştırmadan doğru kabul etmek başkadır.

Bir öğretmene, eğitim çalışanına kulaktan dolma bir iddiayla saldırmak, yalnızca o öğretmenin, eğitim çalışanının itibarına zarar vermez. Çocuğa da şu anlayışı öğretir:

“Birini suçlamak için gerçeği bilmek şart değil.”

Oysa eğitim süreci içerisinde çocuklara şunu öğretebilmeliyiz:

Önce dinle, araştır, anlamaya çalış; sonra hüküm ver.

Sorumluluk Sadece Velide Değil

Bütün faturayı veliye çıkarmak kolaycılıktır.

Öğretmen de yönetici de kendi sorumluluğundan kaçamaz.

Öğretmenin görevi yalnızca ders anlatmak değildir. Sınıfta adaleti sağlamak, öğrenciler arasında ayrım yapmamak, iletişimi doğru kurmak ve hata yaptığında bunu kabul edebilmek de mesleğin ayrılmaz parçalarıdır.

Kendi hatasını gizleyen, öğrencisine dürüstlüğü anlatırken kendisiyle yüzleşmeyen, veliyle güç mücadelesine giren ya da velilerle arasında mesleki sınırları zedeleyebilecek ilişkiler oluşturan eğitimci, öğretmenlik mesleğine ve eğitim kurumuna duyulan güveni de zedeler.

Müdürün Görevi Taraf Tutmak Değil, Gerçeği Ortaya Çıkarmaktır

Okul içindeki en kritik aktör yöneticidir.

Okul müdürü ne velinin avukatıdır ne öğretmenin koruma kalkanıdır ne de öğrencinin koşulsuz sözcüsüdür.

Yöneticinin temel görevi, yalnızca bir tarafın iddiasını doğrulamak değil, gerçeği ortaya çıkarmak ve herkesin hakkını korumaktır.

Bunun tersi olan her tutum kurumu zayıflatır.

Velinin baskısından çekinerek öğretmeni yalnız bırakmak kadar öğretmeni korumak adına öğrencinin iddiasını araştırmamak da yanlıştır.

Bir şikâyeti dinlemeden hüküm vermek, tarafları kalabalık içinde karşı karşıya getirmek, söylentiyi bilgi yerine koymak, makam veya kişisel ilişkilerden etkilenmek, öğretmenin hatasını kurumun itibarı adına örtmek ya da velinin hakaret ve tehdidine sessiz kalmak yöneticilik değil, sorunu ertelemektir.

Doğru yönetici refleksi ise aslında basittir:

Önce dinle.

Sonra araştır.

Tarafları ayrı ayrı dinle.

Somut bilgi ve kayıtları değerlendir.

Kim haklı olursa olsun, gerçeğin yanında dur.

Öğretmen hata yaptıysa bunu gizleme.

Veli haksızsa bunu açıkça söyle.

Öğrenci yanıldıysa onu aşağılamadan gerçeği öğret.

Yönetici herkesi memnun etmek zorunda değildir; adil olmak zorundadır.

Çünkü okulun ve öğretmenin itibarı, sorunları örtmekle değil, sorunlar karşısında adil davranmakla korunur.

“Benim Çocuğum Yapmaz Ki!” Yerine Bir Soru

Belki de işe, iletişim kurarken kullandığımız ilk cümleyi değiştirmekle başlamalıyız. “Benim çocuğum yapmaz, benim çocuğum asla yalan söylemez.” Diyerek cümleye başlamak yerine “Çocuğumun anlattığı olayın doğruluğunu birlikte öğrenme imkânımız var mı?” diye sormak, çok daha sağlıklı ve doğru bir iletişim yönetiminin başlangıcı olabilir.

Çünkü bu cümlede ne çocuğa güvensizlik vardır ne öğretmeni peşinen suçlama ne de yöneticiden taraf olmasını bekleme.

Burada yalnızca gerçeği öğrenme iradesi vardır.

Aslında çocuğumuza verebileceğimiz en değerli mesaj da budur:

“Seni dinliyorum, sana inanmak istiyorum; ama gerçeği birlikte bulacağız.”

Bu yaklaşım çocuğu küçültmez. Aksine ona gerçeğin, sevginin bile üzerinde bir değer taşıdığını öğretir.

Çocuğuna güvenmek, onun her söylediğini doğru kabul etmek değildir.

Bazen çocuğuna duyulan gerçek güven, onun yanılabileceğini kabul edebilmektir.

Yüzleşme Zamanı

Veliler:

Çocuğunuzu sevin ama onu sorgulanamaz bir otoriteye dönüştürmeyin. Onu korumak, her söylediğini doğru kabul etmek değil, gerektiğinde yanıldığını görebilmesini sağlamaktır.

Okula öfkeyle değil, gerçeği öğrenme iradesiyle gidin.

Öğretmenler:

Mesleki itibarı savunmanın yolu her iddiayı reddetmek değil, şeffaf ve adil olmaktır. Hatanız varsa kabul edin. Çünkü dürüstlük, öğrenciden istenmeden önce yetişkin tarafından gösterilmelidir.

Yöneticiler:

Makamınızın gücünü taraflardan birini susturmak için değil, herkesin hakkını korumak için kullanın. Velinin baskısından da öğretmenin hatasını örtme arzusundan da uzak durun.

Her olayda ilk sorunuz

“Kimin tarafındayım?”değil,

“Gerçekte ne oldu?”olsun.

Hakikatin peşinde olun…

Çocuklar hata yapar.

Bazen yalan söyler, bazen abartır, bazen yanlış anlar, bazen de yaşadığı bir olayı kendi dünyasının penceresinden anlatır.

Ama yetişkinlerin görevi, o hatanın üzerine başka insanların hayatını yıkmak değildir.

Eğitim, çocuğa her durumda haklı olduğunu öğretmek değil, yanıldığında bunu kabul edebilecek ahlaki cesareti kazandırmaktır.

Bir okulda veli, öğretmen ve yönetici bu sorumluluğu yerine getirdiğinde çocuk yalnızca ders öğrenmez.

Adaleti öğrenir.

Gerçeğin öfkeden daha değerli olduğunu öğrenir.

Hakikatin ne denli önemli olduğunun da farkına varır.

Bir iddianın hüküm vermek için değil, araştırmak için başlangıç olduğunu öğrenir.

Bugün yapılması gereken, çocuklarımızı her durumda haklı çıkarmak değil, gerçeğin yanında durabilecek, hakikatin peşinde olacak kadar dürüst yetiştirmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.