Vedat Ali İNAM

Vedat Ali İNAM

En Masum Yerimizden Vurulduk

Bazen bir toplumun yarası, en görünmeyen yerinde açılır. Sessizdir, derindir ve çoğu zaman fark edildiğinde artık çok geçtir. Bugünlerde yaşadığımız acılar da tam olarak bu türden... Siverek’ten Kahramanmaraş’a kadar yüreğimizi yakan o haberler bize tek bir acı gerçeği hatırlatıyor: Biz; en korumasız, en savunmasız, en masum yerimizden vurulduk.

Çocuklarımız vuruldu; bir öğretmenimiz daha şehit oldu.

Oysa bir çocuğun adı geçtiğinde hayatın durması gerekirdi. Gürültülerin susması, dünyanın yavaşlaması... Çünkü çocuk, insanlığın en saf hali ve bizlere emanet edilen en kıymetli varlıktır. Ancak artık çocuk isimleri; neşeyle ve umutla değil, korkuyla, şiddetle, ölümle ve ihmalin ağır gölgesiyle anılıyor. Bu sadece bir güvenlik meselesi değil; toplumun ruhunda açılmış derin, kangrenleşmiş bir yaranın işaretidir.

Her seferinde vicdanımızı rahatlatmak için aynı cümleye sığınıyoruz:
“Münferit bir olay.”

Belki de lügatimizdeki en tehlikeli cümle budur. Çünkü bu ifade, bizi sorumluluktan uzaklaştırırken gerçeğin üzerini örter. Bir çocuk öldü demek kolay; peki ya ölen sizin çocuğunuz olsaydı?

Hiçbir şiddet, hiçbir cinayet durduk yere ortaya çıkmaz. Her öfke patlamasının, her kontrolsüz davranışın temelinde; görülmemiş duygular, duyulmamış çığlıklar ve zamanında fark edilmemiş işaretler yatar. Şimdi kendimize şu zor ama kaçınılmaz soruları sormak zorundayız:

Biz o an neredeydik?
Bir çocuğun içine kapandığı o sessiz anı fark edebildik mi?
Bir öğrencinin davranış problemlerini çözmek adına üzerimize düşeni yaptık mı?
Bir gencin dilsiz yardım çağrısını duyabildik mi?
Yoksa çoğumuz; “Geçer”, “Büyüyor”, “Abartıyorsun” ya da “Bu benim görevim mi?” diyerek sorumluluk almaktan imtina mı ettik?

Kalabalıklaştıkça sorumluluğun azaldığı bir dünyada yaşıyoruz. Herkes bir başkasının müdahale etmesini beklerken, aslında her geçen gün biraz daha geri çekiliyoruz. Ve tam da o boşlukta, en büyük kayıplarımızı veriyoruz.

Unutmayalım: Hiçbir büyük trajedi bir anda ortaya çıkmaz.
Her acı olayın arkasında, vaktiyle önemsenmemiş küçük ihmaller zinciri vardır. Bu yüzden mesele sadece bugünün acısı değildir; mesele, yarın nasıl bir toplum olacağımızdır. Aileler olarak çocuklarımızın yalnızca fiziksel ihtiyaçlarını değil, ruhsal dünyalarını da görmeliyiz. Okullarımız sadece bilgi yüklenen binalar değil; çocukların kendilerini güvende, değerli ve ferah hissettiği alanlar olmalıdır. Yöneticiler ise yalnızca kriz anlarında değil, o krizleri doğuran şartları ortadan kaldırmak için de taşın altına elini koymalıdır.

Çünkü bir çocuk kendini yalnız hissediyorsa, bu sadece onun yalnızlığı değildir; bu hepimizin ortak eksikliğidir. Bugün yaşadığımız her acı bize aynı şeyi fısıldıyor:
“Bakın, geç kalıyorsunuz.”
Ve biliyoruz ki bazı şeyler vardır; geç kalındığında telafisi imkânsızdır. Bazı yaralar zamanla iyileşmez, aksine derinleşir. Artık susma ya da başkasını suçlama zamanı değil. Şimdi kendimize dönüp o hayati soruyu sorma vaktidir: “Ben ne yapabilirim?”
Gerçek değişim, işte tam bu soruyla başlar.

Unutmayalım ki; geç kalınmışlık, gidenleri geri getirmez!
Kendi canını öğrencileri için siper eden, cenneti en çok hak eden o kahraman öğretmenimize; şehit edilen öğrencilerimize ve tüm eğitim şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.
Aziz ruhları şad olsun...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.