Vedat Ali İNAM
Güvenlik, Konfor ve Görünürlük Üzerine Bir Okul Eleştirisi
Eğitim bilimlerinin merkeze alınmadığı, felsefesi olmayan eğitim-öğretim ortamlarında yönetim, öğrenmeyi çoğaltan bir alan olmaktan uzaklaşır; riskleri önceden bertaraf etmeyi hedefleyen, eğitim-öğretim bürokrasisinin talimatlarını sorgulamadan yerine getiren bir denetim mekanizmasına dönüşür. Bu dönüşüm yalnızca yöneticilerin tercihiyle değil; velilerin beklentileri ve merkezî bürokrasinin çizdiği dar çerçeveyle birlikte şekillenir. Böylece okul, çocukların geliştiği canlı bir ekosistem olmaktan çıkar; ölçülebilir çıktılarla güvence altına alınmış, sorun çıkmamasını başarı sanan bir organizasyona evrilir.
Bugün okullarımızın çoğunda sonuç odaklı başarı anlayışı, süreç odaklı eğitim anlayışının önüne geçmiştir. Bu dönüşümde eğitim paydaşlarının her birinin, yetkisi ve gücü nispetinde payı vardır. Standart testler, sayısal göstergeler ve raporlanabilir başarılar; öğrenmenin niteliğinden çok görünürlüğünü önemseyen bir sistemi beslemektedir. Bürokrasi, pedagojiyi sahaya bırakmak yerine onu talimatlarla sınırlandırmakta; öğretmeni ve yöneticiyi “inisiyatif alan eğitimci” olmaktan çıkarıp “yönerge uygulayıcısı”na dönüştürmektedir. Bu yapı içinde hata, öğrenmenin doğal bir parçası değil; raporlanması gereken bir risk olarak kodlanır.
Okul yöneticileri ise bu çerçevede pedagojik liderlikten giderek uzaklaşmaktadır. Birçok yönetici için öncelik, okulun eğitim öğretim iklimini güçlendirmek değil; okulun fiziki yapısını iyileştirmek, sorun çıkmayan, şikâyet üretmeyen, denetlenebilir ve sosyal medyada görünür bir düzen kurmaktır. Eleştirel yaklaşım sergileyen öğretmen, sorgulayan veli, itiraz eden öğrenci; gelişimin aktörleri olarak değil, yönetilmesi gereken risk unsurları olarak görülür. Yönetici, dönüşümü mümkün kılan bir lider olmaktan çıkar; mevcut düzenin sorunsuz işlemesini sağlayan bir güvenlik görevlisine dönüşür.
Bu tabloyu yalnızca yöneticilerle sınırlamak mümkün değildir. Veliler de bu sistemin baş aktörlerindendir. Velilerin önemli bir kısmı, eğitim-öğretim süreçlerinin içeriğinden çok çocuklarının görünürlüğüne odaklanmaktadır. Sosyal medyada paylaşılan etkinlik fotoğrafları ve yarışmalarda elde edilen dereceler, pedagojik değerin önüne geçmekte; okul, bir öğrenme mekânından çok bir vitrin olarak algılanmaktadır. Velilerin büyük bir çoğunluğu tarafından çocuğun zorlanması, hata yapması, sabretmeyi öğrenmesi ya da sorumluluk alması yerine; evde sağlanan konfor alanının okulda da aynen sürdürülmesi talep edilmektedir. Bu yaklaşım, öğretmeni pedagojik bir muhatap olmaktan çıkarıp “hizmet sağlayıcı” konumuna iter.
Öğretmenler ise bu çok katmanlı baskı altında çoğu zaman pedagojik iddiayı geri çekmek zorunda kalmaktadır. Yönetimden beklenti “sorun çıkarmamak”, veliden beklenti “itiraz etmemek”, sistemden beklenti ise “sonuç üretmek” olunca; öğretmen için en güvenli yol, sessiz, uyumlu ve görünürde başarılı bir sınıf oluşturmaktır. Böylece sorgulayan çocuk değil, talimatlara uyan çocuk makbul hâle gelir. Bu ortamda öğrenme derinleşmez; yalnızca düzen korunur.
Bu anlayış, sessizliği bir erdem olarak kodlar. Sessiz sınıflar, öğrenmenin niteliğine değil; denetimin etkinliğine işaret eder. Çocuk dinler ama katılmaz; öğretmen anlatır ama tartışmaz. Velinin talepleri, pedagojik bir diyalog zemininde değil, “şikâyete dönüşme ihtimali” üzerinden değerlendirilir. Bakanlık ise bu sessizliği “istikrar” olarak okur. Oysa sessizlik, çoğu zaman gelişimin değil; bastırılmış sorunların göstergesidir.
Pedagojinin olmadığı yerde düzen olabilir; ancak gelişim yoktur. Korku, konfor ve görünürlük üzerine kurulan sistemler kısa vadede sorunsuz görünebilir; fakat uzun vadede ne öğretmeni güçlendirir, ne çocuğu özne kılar ne de okulu dönüştürür. En nihayetinde bu yapılar, kendi ürettikleri uyumu “başarı” diye adlandırır.
Oysa gerçek eğitim; soruda, hatada, çatışmada, ilişkide ve dönüşümde filizlenir. Eğitim öğretimi merkeze almayan hiçbir sistem, ne kadar güvenli görünürse görünsün, çocuğun gelişim sürecine; sosyal-duygusal gelişimine ve akademik ilerleyişine gerçek anlamda eşlik edemez. Bu tür sistemler var olduğu sürece ideal toplumun ortaya çıkması pek de mümkün değildir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.