Vedat Ali İNAM

Vedat Ali İNAM

Sınır mı, Özgürlük mü?

MÖ 335 yılında Aristoteles şöyle diyor:

“Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar. Yetişkinlere karşı saygısızlar. Anne babalarına karşı çıkıyorlar ve öğretmenlerini sinirlendiriyorlar.”

Aristoteles bu konuda ne kendinden önce ne de sonra yalnız kalır. MÖ 800’de Hesiodos da benzer bir serzenişte bulunur:

“Günümüz gençleri öyle umursamaz ki ileride ülke yönetimini ele alacaklarını düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bize büyüklere karşı saygılı olmayı, ağırbaşlı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler kuralları önemsemiyor. Duyarsızlar ve beklemeyi bilmiyorlar.”

Binlerce yıl geçse de döngü değişmiyor.

Bugün de yetişkinlerin dilinde aynı şikâyetler var:

“Bu çocuklar saygısız.” “Bu çocuklar söz dinlemiyor.” “Bu çocuklar tahammülsüz.” “Sorumluluk almıyorlar.”

Hayır.

Sorun çocuklar değil.

Sorun, çocuğu hem vitrine koyup hem hizaya sokmak isteyen iki yüzlü anlayış.

“Geleceğimiz” diye kutsadığımız çocuğa bugün söz hakkı tanımıyoruz. Onu kürsülerde alkışlıyor; evde ve okulda susturuyoruz. Haklardan söz ederken itaat talep ediyor, özgürlük derken kontrolü artırıyoruz. Fanusun içinde büyüttüğümüz çocuklardan mucize bekliyoruz.

Bu bir pedagojik eksiklik değil kontrol refleksi.

Özgürlük Söylemi, İtaat Beklentisi

Çocuklara “özgür ol” diyoruz; ama bizim çizdiğimiz sınırlar içinde.

“Sorgula” diyoruz; ama sistemi değil, kendini.

“Farklı düşün” diyoruz; ama bizimle aynı sonuca varmasını bekliyoruz.

Eğitim sistemi yaratıcı düşünceden söz ediyor; ölçme sistemi hâlâ ezberi ödüllendiriyor. Okul uyumlu olanı parlatıyor, itiraz edeni “problemli” diye etiketliyor. Evde özgürlük nutukları atılıyor, okulda disiplin dayatılıyor, kamusal alanda itaat bekleniyor.

Sonra gençlerin çelişkili olduğunu söylüyoruz.

Çelişki gençte değil.

Çelişki, özgürlük söylemiyle itaat pratiğini aynı anda yürütmeye çalışan düzende.

Başarı Endüstrisi: Çocuğun Metalaşması

Bugün çocuk yetiştirmek, karakter inşa etmekten çok performans üretmek anlamına geliyor. Notlar, sertifikalar, projeler, kurslar… Çocuk bir özne değil; yatırım aracına dönüşüyor. Bazen de yetişkinlerin yarım kalmış hayallerinin taşıyıcısına.

Takvimi dolu.

Ruhu yorgun.

Aileler çocuk adına karar veriyor, öğretmenler sistem adına baskı kuruyor. Çocuk, sonuç listesinde bir satıra indirgeniyor.

Sonra soruyoruz:

“Neden sorumluluk almıyor?”

Çünkü risk almasına izin vermiyoruz.

Hata yapmasına tahammül etmiyoruz.

Başarıyı kutsayıp süreci değersizleştiriyoruz.

Bağımsız birey istiyor; kontrolü bırakmıyoruz. Dayanıklı genç bekliyor; her düşüşü engelleyerek kırılganlık üretiyoruz.

Bu bir eğitim sorunu değil.

Konforunu korumak isteyen yetişkin kültürünün sonucu.

Geç Kalan Otorite

Çocuk küçükken sınır koymaktan kaçınan yetişkin, ergenlikte otoriteyi hatırlıyor. Bir anda yasaklar başlıyor. “Ben senin annenim”, “Ben senin babanım” cümleleri yükseliyor.

Bu saygı talebi değil.

Güç kaybı korkusu.

Erken yaşta kurulmamış denge, ergenlikte kriz olarak patlıyor. Biz buna “ergenlik sorunu” diyoruz.

Oysa bu, yetişkinin sorumluluğu ertelemesidir.

Sistem Kimi Koruyor?

Toplum olarak dirençli genç istiyoruz; ama eleştirel düşünceyi tehdit görüyoruz.

Özgüvenli birey diyoruz; ama farklı fikri risk sayıyoruz.

Demokrasi diyoruz; evde ve okulda söz hakkını tek elde topluyoruz.

Gerçek şu:

Biz çocuk yetiştirmiyoruz.

Düzeni sarsmayacak bireyler yetiştiriyoruz.

Yeni kuşak bu çelişkiyi görüyor ve itiraz ediyor. İtirazı “saygısızlık” diye yaftalamak kolay; kendi iktidar alışkanlıklarımızla yüzleşmek zor.

Başkalarının yanlışlarına söz söylemek kolaydır.

Kendi yanlışlarımızla yüzleşmek zor.

Asıl Kriz: Yetişkin Cesaretsizliği

Sınır koymak cesaret ister.

Tutarlılık emek ister.

Çocuğa gerçek anlamda alan açmak risk ister.

Biz ise risk almak istemiyoruz. Hem kontrol etmek hem sevilmek hem otorite kurmak hem de modern görünmek istiyoruz.

Bu yüzden kavramlara sığınıyoruz:

“Özgürlük.”

“Disiplin.”

“Psikolojik sağlamlık.”

Kelimeler güçlü.

Pratikler zayıf.

Sonuç

Mesele gençlerin karakter zafiyeti değil.

Mesele yetişkinlerin ilkesizliği.

Mesele çocukların saygısızlığı değil; özgürlük konuşup itaat isteyen düzen.

Çocuklar değişmedi.

Artık susmuyorlar.

Asıl soru şu:

Onları bastırmaya devam mı edeceğiz?

Yoksa kendi çelişkilerimizle yüzleşecek cesareti mi göstereceğiz?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.