Vedat Ali İNAM

Vedat Ali İNAM

Konuşmayı Unutan İnsanlık

İnsanlık tarih boyunca büyük ilerlemeler kaydetti.

Daha hızlı makineler yaptı, daha güçlü bilgisayarlar geliştirdi.

Dünyanın bir ucundaki insanla saniyeler içinde konuşabileceği teknolojiler üretti.

Ama bütün bu ilerlemelerin ortasında fark edilmeden kaybolan bir şey oldu:

“İnsanlar konuşmayı unuttu.”

Bugün kalabalıkların içinde yaşıyoruz ama yalnızız.

Her an bağlantı hâlindeyiz ama birbirimize ulaşamıyoruz.

Oysa insanlık yalnızca icatlarla değil sohbetlerle de büyümüştür.

Bir öğretmenin öğrencisine söylediği bir cümle…

Bir babanın oğluyla yaptığı kısa bir konuşma…

Bir dostun başka bir dostun kalbine bıraktığı birkaç samimi söz…

Nice hayatın yönü böyle değişmiştir.

İnsan denen varlık çoğu zaman büyük nutuklarla değil küçük konuşmalarla şekillenmiştir.

Fakat modern zamanların tuhaf bir çelişkisi var:

“Hiç bu kadar çok konuşur gibi olmamıştık; ama hiç bu kadar az dinlememiştik.”

Gün içinde yüzlerce mesaj gönderiyoruz.

Fotoğraflar paylaşıyoruz.

Sosyal medyada bitmeyen cümleler kuruyoruz.

Ama gerçekte kimse kimseyi duymuyor.

Aynı evin içinde aynı masada oturup birbirine tek bir cümle kurmadan yaşayan insanlar var.

Aynı sınıfta yıllarca yan yana oturup birbirinin dünyasına hiç giremeyen çocuklar var.

Okullarda çocuklara çok şey öğretiyoruz.

Matematiği öğretiyoruz.

Formülleri öğretiyoruz.

Sınavlarda başarılı olmanın yollarını öğretiyoruz.

Ama bir insanın acısını nasıl dinleyeceklerini öğretmiyoruz.

Bir arkadaşın üzüntüsüne nasıl yaklaşacaklarını öğretmiyoruz.

Kendilerinden farklı düşünen biriyle nasıl konuşabileceklerini öğretmiyoruz.

Sonra da hayret ediyoruz,

Neden bu kadar öfkeliyiz?

Neden bu kadar kolay kırılıyoruz?

Neden herkes konuşuyor ama kimse anlaşamıyor?

Çünkü konuşma sandığımız şey çoğu zaman yalnızca ses çıkarmaktan ibaret.

Oysa gerçek konuşma, bir insanın dünyasına girmeyi göze almaktır.

Bir insanın korkularını anlamaya çalışmaktır.

Onun umutlarına kulak vermektir.

Bazen kendi haklılığımızdan bir süreliğine vazgeçip karşımızdakinin hikâyesini dinleyebilmektir.

Belki de bugün insanlığın en büyük ihtiyacı yeni teknolojiler değildir.

Yeni sohbetlerdir.

Önyargısız sohbetler…

Samimi merakla başlayan sohbetler…

İnsanı gerçekten anlamaya çalışan sohbetler…

Çünkü insanlık en büyük ilerlemelerini yalnızca laboratuvarlarda yapmadı.

Bazen bir masa etrafında oturan insanların birbirini gerçekten dinlediği anlarda yaptı.

Ve belki de geleceği kurtaracak olan şey çok büyük bir icat değildir.

Belki yalnızca çok basit bir sorudur.

Bir gün bir insanın başka bir insana dönüp gerçekten merak ederek sormasıdır:

“Sen nasılsın?”

Belki de bu bayram, uzun zamandır suskun kalan kalplerin yeniden konuşmaya başladığı gün olur.

Kırılmış bağların onarıldığı, unutulmuş sohbetlerin yeniden kurulduğu bir zaman olur.

Çünkü bazen bir toplumun iyileşmesi için büyük devrimler gerekmez.

Bazen yalnızca iki insanın birbirine gerçekten kulak vermesi yeterlidir.

Cevap vermek için değil…

Anlamak için dinlemek.

Belki de insanlığın yeniden öğrenmesi gereken en eski ve en unutulmuş sanat budur.

Ne dersiniz?

Bu bayram, konuşmayı yeniden hatırlayabilecek miyiz?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.