1. HABERLER

  2. MEB PERSONEL

  3. Türk Eğitim-Sen: Eğitimde Ticarethane Mantığı Olmamalı
Türk Eğitim-Sen: Eğitimde Ticarethane Mantığı Olmamalı

Türk Eğitim-Sen: Eğitimde Ticarethane Mantığı Olmamalı

Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ve Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, 26.02.2016 tarihinde Isparta Şube’nin, 27.02.2016 tarihinde ise Burdur Şube’nin düzenlediği il istişare toplantılarına katıldı.

A+A-

Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ve Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, 26.02.2016 tarihinde Isparta Şube’nin, 27.02.2016 tarihinde ise Burdur Şube’nin düzenlediği il istişare toplantılarına katıldı. Toplantılarda Isparta Şube Başkanı Ali Balaban, Burdur Şube Başkanı Orhan Akın, Isparta ve Burdur Şubelerinin Yönetim Kurulu Üyeleri, Kadın Kolları Temsilcileri ve İşyeri Temsilcileri katıldı.

Bir konuşma yapan Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, “Biz her zaman alanlarda üyelerimizle iç içe olduk.  Biz her zaman üyelerimizle istişare eden bir sivil toplum kuruluşuyuz” dedi. Özdemir, ülkemizin iyi günler yaşamadığına dikkat çekerek, “Ankara’nın kalbinde patlayan bombadan dolayı bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Milletimizin başı sağ olsun. Tabi ki sadece Ankara’da değil Güneydoğu’da aynı acıları yaşıyoruz. Bu yaşanan olaylarda kimlerin parmağının olduğu çok iyi araştırılmalıdır. Bunların bu kadar cüretkar davranmasında çözüm sürecinin çok büyük payı var.  ‘Analar ağlamasın’ denilerek geçtiğimiz iki yıllık süreçte PKK ve onun gibi terör örgütleri ülkede cirit attı.  Hani analar ağlamayacak, göz yaşları dinecekti?  Ne yazık ki ülke uçuruma gidiyor.  O zamanlar barış süreninin çok faydalı olacağını söyleyen o sözde  akiller şimdi neredeler? Bu ülkenin aydınları da akilleri de onlar değil. Bu ülkeyi karşılıksız seven insanlar akillerdir. Biz bu ülkenin varlığı için, o bayrağımızın göklerde dalgalanması için, ezanımızın, dilimizin Türkçe olarak kullanılması için mücadele veren aydınlarız. Emin olun ki, biat etmeyen, dik duran, omurgasında en ufak zayıflık olmayan bu camia her zaman hakkın mücadelesini vermeye devam edecektir. Kimse bize üye olurken makam mevki sahibi olmak için gelmiyor. Bizi biraraya getiren gönül birliği, inanç meselesidir.

Vatanı olmayan milletlerin ne hale geldiğini hep birlikte görüyoruz. Bakınız, Suriye ve Irak’a ne hallerdeler. Eğer bir milletin vatanı yoksa o milletin namusu da şerefi de yoktur. Vatansız kalmamak için biz ülke sevdalıları olarak her zaman ayakta durmak zorundayız” diye konuştu.

Kamu çalışanlarının iş güvencesinin ellerinden alınmak istendiğine dikkat çeken Özdemir, şunları kaydetti: “Mevcut Hükümetin 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun değiştirilmesi, iş güvencemizin elimizden alınması gibi bir düşüncesi var. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu elbette değişebilir ama Türkiye’nin ihtiyaçları doğrultusunda, kamunun ihtiyaçları ve devlet memurlarının ihtiyaçları doğrultusunda değiştirilebilir. Bu, bizim iş güvencemizin elimizden alınması anlamına gelmemelidir. Anayasa’nın 128. Maddesinde ‘Devletin asli ve sürekli işleri, devlet memuru eliyle yürütülür.’ der. Bu madde çok önemlidir. Herkes bilmelidir ki, iş güvencemiz elimizden alınırsa, devletin memuru değil, Hükümetlerin memuru oluruz. Bu nedenle iş güvencemize sahip çıkmak zorundayız. Sayın Genel Başkanımız İsmail Koncuk bu konuyu her platformda da dile getirdi. “
Afişlerimizin, broşürlerimizin, yayınlarımızın kurum ve kuruşlara ulaştırılmasını da isteyen Özdemir, “Panolarımızın mutlaka güncellenmesi gerekiyor. Aylık bültenimiz, üç ayda bir çıkardığımız Eğitimin Sesi dergimiz ve  üniversite bültenimiz var. Herkesten ricam; bizi her konuda bilgilendirin, haber akışı sağlayın. 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum adlı dergimiz var. Özellikle de 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum dergimizin bütün akademisyenlere ulaştırılmasını işitiyoruz. Çünkü bu akademisyenlere yönelik böyle bir çalışma yapan tek sendika biziz. Bununla birlikte sosyal medyayı da iyi kullanımız gerekir. Türk Eğitim-Sen sitemizi ve facebook ve twitter sayfalarımızı takip etmenizi istiyoruz” dedi.
Konuşmasına Hocalı katliamını anarak başlayan Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan da, “Hocalı’da hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Öz ve öz Türk yurdu olan Karabağ’ın da biran önce Azerbaycan’ın bir parçası haline gelmesini diliyorum. Aynı zamanda terör mücadele de şehit düşen vatan evlatlarımızı da rahmet ve minnetle anıyorum” dedi.

Şahindoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Cumhuriyet tarihimiz boyunca ülkemizin bölünmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalmışızdır. Ancak bölücülük hiç bu kadar azgınlaşmamış, devlete açıkça başkaldırış haline dönüşmemişti. Maalesef iktidar sahiplerinin çözüm süreci diye yürüttükleri, aslında ülkenin çözülmesi anlamına gelen bir sürecin bugün faturasını ödüyoruz. Bu faturayı da şehitlerimizin kanlarıyla ödüyoruz. Biz Türk milleti olarak vatanımız için şehit olmaktan hiçbir zaman geri durmayız. Bunu vatanımıza karşı bir görev olarak kabul ederiz. Ancak siyasi iktidarların çözüm süreci adı altında yürüttükleri birtakım fantezilerinden dolayı evlatlarımızın da şehit olmasını istemeyiz. Birilerinin keyfine kurban edecek hiçbir vatan evladı yoktur. Memleketin bir tarafından kara haber aldığımız bu günler inşallah geride kalır.”

Eğitimin sorunlarına da dikkat çeken Şahindoğan, “MEB’de 13 yıldır devam eden AKP iktidarının yönetimi var. Eğitimciler olarak, 13 yıl öncesinden eğitimin daha iyi olduğunu söyleyebilir miyiz? Her şey daha iyi durumda diyebilir miyiz? Maalesef bu süre içinde her şey daha da kötüye gidiyor. Her geçen gün daha önceki günlerimizi arar hale geldik. Gün geçmiyor ki; bir hukuksuzluk, haksızlık yaşanmasın. Bunlar Türkiye’yi hukuk devleti olmaktan çıkardılar. 4+4+4 diye bir sistem getirdiler. Bilimsel temele bağlı olmayan bir sistem. Bizim önerdiğimiz 5+3+ 4, 4+4+4’ten daha kötü bir sistem miydi? Üstelik 5+3+4 sistemi ülkemizin eğitim sistemine daha uygundu. Çünkü Cumhuriyet tarihi boyunca ilkokullar beş sınıf olarak programlanmıştı. Personel sayımızı ve öğretmenlerimiz de buna görev yapıyorlardı. 4+4+4 sistemiyle en az 50 bin sınıf öğretmenin norm kadro fazlası olacağını söylemiştik. Nitekim bu öngörümüz doğru çıktı. Daha sonra norm kadro fazlası öğretmenleri eritmek için alan değişikliği hakkı getirdiler. Sınıf öğretmenleri, norm fazlası oldukları için yeterli eğitime sahip olmadıkları halde başka alanlara geçmek zorunda kaldı. Bu yapılan değişiklikler eğitim sistemine fayda mı sağladı? Hayır, hiçbir fayda sağlamadı. Sırf yan alanında ‘matematik’ yazıyor diye 15-20 yıllık sınıf öğretmenini matematik alanına geçirdiler. Hem arkadaşlarımıza, hem de bu arkadaşlarımızın dersine giren öğrencilere kötülük ettiler” diye konuştu.  

Şahindoğan, yönetici atamaları ve öğretmen alımlarında da pek çok haksızlık ve hukuksuzluk yapıldığını kaydederek, şunları ifade etti: “MEB’in açıkladığı rakamlara göre ülkenin öğretmen ihtiyacı 120 bin iken, her yıl 30 bin öğretmen alımı yaparak ücretli öğretmenliği teşvik ettiler. Bunlar her şeyde olduğu gibi, eğitime de tüccar mantığıyla bakıyorlar. ‘Bu işi en ucuz nasıl yaptırırsam, o kadar iyi’ diye düşünüyorlar.  Ama eğitim bir ticarethane değildir. Ticari mantıkla eğitime yaklaşırsanız, o zaman eğitimde hiçbir hedefiniz olmaz. Eğitim sadece ülkenin çocuklarını belli saatlerde belli kurumlara toplama ve oradan dağıtma olarak görürseniz, sizin bu mantığınız bir anlam kazanır. Halbuki eğitim, bu ülkenin geleceği olan çocukları eğitim kurumlarımızda eğitmek, yeni bilgiler öğretmek ve onlar sayesinde ülkenin gelişmesini sağlamak demektir. Maalesef bunlar bu anlayıştan uzaklar. Eğitim sistemini her geçen gün daha kötü hale getirdiler. Bir yönetici atama süreci yaşadık. Güya uzun süredir okul yöneticiliği yapan insanları yeni değerlendirmeye tabi tuttular.  Bunlar 4 yıllık görev sürelerini  tamamladıysa, yeniden değerlendirdiler ve göreve devam edip etmeme konusunda karar verdiler. Bunu iyi niyetle yapmış olsalardı, belki anlayış gösterirdik. Ancak bunlar bu işte iyi niyetli değillerdi. Değerlendirdikleri yöneticilerin sendikasına baktılar. Kendi yandaş sendikalarından ise, hiç hak etmese dahi yüksek puanlar verdiler. Kendi sendikalarından değilse, Türk Eğitim-Sen üyesi ya da başka sendikanın üyesi ise, onların görev sürelerini uzatmadılar. Gerçekten büyük haksızlık oldu, çok liyakat sahibi arkadaşlarımız okulunu başarıdan başarıya koşturmuş yönetici arkadaşlarımız görevden alındı. Yerlerine liyakatsiz, işi ehli olamayan kişileri getirdiler. Gerçekten yönetici kalitesini çok düşürdüler. Bunlar için önemli olan kendilerine yandaş olmak. Yandaş olmayan insanlar kaliteli dahi olsalar, bunlar için bir anlam ifade etmiyor. Arkadaşlarımıza yapılan bu haksızlıkların sonuna kadar takipçisiyiz. Onların hakkını hiçbir zaman gasp ettirmeyeceğiz. Eğer bu memlekette hukuk, adalet varsa, sonuna kadar mücadele edeceğiz. Biz onlara yapılan haksızlıkları yargıya taşıyoruz. Yargı iptal ediyor ancak bunlar aynı yanlış değerlendirmeyi bir kez daha yapıyor. Mahkeme kararlarını uygulamayanlar ile ilgili suç duyurusunda bulunacağız. Bunlardan hiçbir sonuç alamazsak, AİHM’e kadar bu konuyu taşıyacağız. Hiç kimse ‘Biz sahipsiziz’ diye düşünmesin. Makamları, mevkileri elinden alınan yöneticilere sesleniyorum: ‘Asla sahipsiz değilsiniz ve sizler çok şerefli, onurlu insanlarsınız. Eğer birileri gibi el etek öpseydiniz, sizin de makam ve mevkiiniz olurdu. Ancak siz dik duruşlu bir hayat sürmeyi makamınıza tercih ettiniz.’ Dolayısıyla bu nitelikleri taşıyan arkadaşlarımız görevlerinden alınmış olsalar dahi ben bu onurlu duruşlarından dolayı kutluyorum.”

Üniversite rektörlük seçimlerinin demokratik olmadığını belirten Şahindoğan, “Biz Türk Eğitim-Sen olarak üniversitelerimizi ülkemizin geleceği olarak görüyoruz. Bu ülkenin kalkınmasının bilimde, teknolojide, sanatta gelişmenin lokomotifi üniversitelerimiz olacaktır. Peki bizim üniversitelerimiz bu görevlerini yerine getirebiliyorlar mı? Buna da çok olumlu cevap vermemiz maalesef çok mümkün değil. Bunun birçok sebebi var. Tabi ki akademisyenlerimizin bilgisizliklerinden kaynaklanmıyor. Üniversitelerimizde o kadar anti-demokratik bir ortam oluşturulmuş ki; ne bilimsel özgürlük var, ne de düşünce özgürlüğü var. Üniversiteler, MEB’in bünyesine göre gerçekten demokrasi açısından daha geri kurumlar haline getirilmiştir. Türk Eğitim-Sen olarak üniversitelerimizin demokratikleşmesini istiyoruz. Bunun için de rektörlerin derebeyi olmaktan çıkarılmasını istiyoruz. Her şey rektörün iki dudağı arasında. Böyle bir sitem ile üniversite yönetilmez. Rektörlük mutlaka tüm üniversite personelinin katılacağı adil bir seçimle olmalıdır ve seçim sonuçlarına da rektörlük atamaları esnasına mutlaka uyulmalıdır. En çok oy alan kişinin değil de, 6. sıradaki kişinin rektör yapıldığı bir uygulamanın demokratik bir seçim olduğundan kimse bahsedemez.  Rektörlere adeta derebeyi yetkisi veren YÖK Kanunun 13/b maddesinin de mutlaka değiştirilmesi gerekir. Üniversite rektörü kendi kafasına göre hareket etmemelidir.”  diye konuştu.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.