Vedat Ali İNAM
Bir Fındık Paketinden Yükselen Adalet Dersi
Bazen bir toplumun ahlak anlayışını anlatmak için yüzlerce sayfalık kitaplara gerek yoktur; bir olay ve o olaya gösterilen tepki o toplumun ahlak anlayışını, adalete olan inancını, adalete olan güveninin ne kadar güçlü ya da zayıf olduğunu ortaya çıkarabilir. Küçücük bir fındık paketi, koca bir düzenin fotoğrafını çekmeye yeter.
2014 yılında New York’tan Seul’e gitmek üzere havalanan bir uçakta yaşananlar, yalnızca basit bir kabin hizmeti tartışması değildi. Bir insanın sahip olduğu makamı, serveti ve soyadını nasıl bir silaha dönüştürebileceğinin ibretlik bir örneğiydi.
O gün Kore Hava Yolları’nın sahibinin kızı ve şirketin üst düzey yöneticisi olan Heather Cho, uçağın birinci sınıfında seyahat ediyordu. Kabin görevlisi, ikram ettiği makadamya fıstığını kurallar gereği tabağa döküp sunması gerekirken, paketi açmadan doğrudan orijinal ambalajıyla servis etti.
Cho, bu basit hizmet hatasını kendisine yapılmış kişisel bir saygısızlık kabul etti ve büyük bir öfke krizine girdi. Şirketteki yetkisini ve ailesinin gücünü arkasına alarak kabin görevlisini ve kabin amirini tüm yolcuların önünde aşağıladı, diz çökmeye zorladı. Hırsını alamayarak kalkış için piste yönelmiş olan dev uçağı durdurdu, kapıya geri döndürdü ve kabin amirini uçaktan attırarak uçağı ancak öyle havalandırdı.
Bir paket fındık, bir insanın tüm karakterini ortaya çıkarmıştı.
Çünkü mesele fındık değildi. Mesele; gücü eline geçiren bir insanın kendisini diğerlerinden üstün görüp görmediği, makamın insanı büyütmesi değil, insanın o makamı taşıyacak olgunluğa sahip olup olmadığıydı. Mesele, bir yöneticinin kendisine hizmet edeni “insan” olarak görüp görmediğiydi.
İnsanın gerçek eğitimi, kendisine kimsenin hesap soramayacağını düşündüğü an başlar. Herkesin önünde kibar olmak kolaydır; asıl mesele, gücün elinizde olduğu yerde vicdanınızı kaybetmemektir. Eğitim, insana sadece ne kadar yükselebileceğini değil; yükseldiğinde kimseyi ezmemeyi de öğretir.
Diploma, makam, servet veya unvan...
Bunların hiçbiri tek başına bir insanı nitelemeye yeterli değildir. Diploma, makam, servet veya unvanlar insana güç verebilir; ancak güç, etik ve ahlaki değerlerle birleşmediğinde, insanı yüceltmek yerine başkaları üzerinde bir tahakküm aracına dönüşür.
Bir insanın gerçek büyüklüğü, kendisinden aşağıda gördüklerine nasıl davrandığında saklıdır. Garsona, hizmetliye, emrindeki çalışana veya hata yapan birine nasıl davrandığına bakın; işte orada maskesiz, gerçek kişiliği görürsünüz. İnsanın karakteri, kendisine hizmet edenlerin gözlerinde aynalanır.
Gücün Freni Olmazsa Zorbalık Başlar
Olayın en kritik tarafı ise uçağın yere inmesinden sonra yaşandı. Dünya ve yargı, Cho’nun kim olduğuna değil, ne yaptığına baktı. O; şirket sahibinin kızı, yönetim kurulu üyesi ve devasa bir servetin mirasçısıydı. Fakat bütün bu ayrıcalıklar onu hukukun üstüne çıkaramadı. Başlatılan soruşturma sonucunda havacılık güvenliğini ihlal etmek ve yetkisini kötüye kullanmaktan suçlu bulunarak hapis cezasına çarptırıldı, tüm görevlerinden istifa etmek zorunda kaldı, hapse girdi.
Adalet karşısında soyadı küçüldü, makamı sustu, serveti geçersiz kaldı.
Hukuk devletinin en temel ilkesi şudur: Hiç kimse, kim olduğundan dolayı hukukun üzerinde değildir.
Zengin ile fakir, makam sahibi ile çalışan, güçlü ile güçsüz farklı muamele görüyorsa orada adalet değil, imtiyaz vardır. İmtiyazın egemen olduğu yerde ise hukuk yalnız tabelada kalır.
Çocuklarımıza yalnızca “haklı ol” demek yetmez; haksız olduklarında, güçlü de olsalar bunun bir bedeli olacağını öğretmek gerekir. Onlara sadece başarıyı öğretirsek kibirli, sadece rekabeti öğretirsek ezmeyi meşru gören, sadece makamı öğretirsek başkalarını küçümseyen bireyler ortaya çıkar. Adalet, merhamet, sorumluluk ve insan onurunun değerini öğrettiğimizde ise; eline güç geçtiğinde bile nefsini ve öfkesini kontrol edebilen nesiller yetiştirebiliriz.
Çocuklara Ne Öğretiyoruz?
Bugün çocuklarımızın başarısı için büyük mücadeleler veriyoruz. İyi okullarda okusunlar, yüksek gelir elde etsinler, makam sahibi olsunlar istiyoruz. Peki şu soruyu kendimize hiç soruyor muyuz:
“Çocuğum bütün bunlara sahip olduğunda nasıl bir insan olacak?”
Çocuğumuz başarılı olup başarısız insanı küçümseyecekse, zengin olup çalışanını ezecekse, yönetici olup emrindekini aşağılayacaksa verilen eğitimin ne anlamı kalır?
Eğitim sistemlerinin en büyük yanılgısı, başarı ile erdemi eş değer sanmaktır. Oysa başarılı olmak ayrı, iyi insan olmak ayrıdır. Bir insan mevki makam olarak çok yükselebilir; ama o mevki ve makamlara yükselirken insanlığını kaybediyorsa aslında yükselmiyor, yalnızca daha yüksek bir yerden düşmek üzere tırmanıyordur.
Bir Okulun Asıl Görevi
Okullar yalnızca akademik bilgileri öğreten binalar değildir; insanların karakterin şekillendiği kurumlardır. Bir çocuğa sınavda kopya çekmemeyi öğretmek önemlidir; fakat kimse görmediğinde de doğru davranmayı öğretmek çok daha kıymetlidir. Öğrencilerimize sırasını beklemeyi öğretmek, her istediğinin anında gerçekleşmeyeceğini anlatmak, arkadaşına ya da hiç tanımadığı birisine yardım etmeyi insani bir görev olarak görmesini sağlamak, kuralların herkes için eşit olduğunu fark ettirmek ve adaletin hukukun üstünde bir kavram olduğu bilincini yerleştirmek okulların en önemli görevlerindendir.
Karakter eğitimi, çocuğa sadece “iyi ol” demek değil; gücün karşısında bile vicdanını korumayı öğretmektir.
Adalet, Güçlünün Değil Haklının Yanındadır
Heather Cho’nun hikâyesinden çıkarılacak asıl ders, bir uçağın pistten nasıl geri döndürüldüğü değildir. Asıl ders şudur:
Denetlenmeyen güç zorbalığa,
Denetlenmeyen para kibire,
Denetlenmeyen makam tahakküme,
Denetlenmeyen yetki ise zulme dönüşür.
Adalet, güçlüleri rahatlatmak için değil; güçlü karşısında güçsüzü korumak için vardır. Hukukun üstünlüğünü esas alan adalet anlayışının ne denli güçlü ve kurumsallaşmış olduğunun delili; en güçsüzün bile bir hukuksuzluk durumunda sisteme ve güçlüye hiçbir korkuya kapılmadan “hayır” diyebildiği gündür. Bir toplumda sıradan bir insanın hakkı, en zengin insanın hakkı kadar korunuyorsa; bir yöneticinin hatası, bir çalışanın hatası kadar ciddiye alınıyorsa orada gerçek bir hukuk devleti vardır. Aksi halde devletin yalnızca adı kalır, adaletin kendisi buharlaşır.
Çocuklara Bırakacağımız En Büyük Miras
Çocuklarımıza evler, arabalar, şirketler ve makamlar bırakabiliriz; fakat bunların hiçbiri karakterin yerini tutmaz. Karakteri olmayan birinin elindeki servet kibir, makam zulüm, yetki korku üretir; gücü ise başkalarının hayatını zehir eder.
Bu nedenle çocuklarımızı yalnızca “başarılı insanlar” değil, “iyi insanlar” olmaya hazırlamalıyız. Onlara:
Kazandıklarında ve kaybettiklerinde nasıl davranacaklarını,
Güçlülerin karşısında nasıl durup, güçsüzlerin yanında nasıl yer alacaklarını,
En önemlisi de kimsenin görmediği bir yerde nasıl bir insan olmaları gerektiğini öğretmeliyiz.
İnsanı gerçekten değerli kılan şey, herkesin gördüğü yüzü değil; kimsenin görmediği anlarda verdiği vicdani kararlardır.
Bir paket fındık bir uçağı kapıya geri döndürdü. Ama o uçak aslında insanlığın en kadim sorusuna geri döndü: “Elinize güç geçtiğinde ne yapacaksınız?”
İnsanı makamı değil, o makamdayken sergilediği ahlak büyütür. İnsanı serveti değil, o servete sahipken koruduğu vicdanı büyütür. İnsanı gerçekten büyük yapan şey, başkalarını diz çöktürecek kadar güçlenmesi değil; elinde böyle bir güç varken kimseyi diz çöktürmemesidir.
Unutmayalım: Eğitimin nihai amacı güçlü insanlar yetiştirmek değildir. Asıl amaç, gücü eline geçirdiğinde insanlığını kaybetmeyecek insanlar yetiştirmektir.
Çünkü karakter yoksa makam bir tehlike, vicdan yoksa güç bir tehdit, adalet yoksa devlet bir tabela, insanlık yoksa bütün başarılar yalnızca parlak ambalajlara sarılmış kocaman bir hiçtir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.