1. HABERLER

  2. AKADEMİK

  3. Yükseköğretimde yapısal sorunlar ve kısa çözüm önerileri
Yükseköğretimde yapısal sorunlar ve kısa çözüm önerileri

Yükseköğretimde yapısal sorunlar ve kısa çözüm önerileri

Yükseköğretimde her geçen gün büyüyen yapısal sorular ve çözüm önerileri

A+A-

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, üniversitelerin bilimsel yönden özerk olmasını tanımlarken her birinin bir tüzel kişiliği haiz kurumlar olması mevcutta aynı amaca hizmet eden 129 tane devlet üniversitesinin bu tüzel kişiliği daha çok idari işlemlerde özerklik anlayışıyla yönetmesine neden olmaktadır.

Üniversitelerin bilim ve eğitim yönünün ön planda olması yönetim anlayışının akademik bakış açısı ile şekillenmesine, bilimsel çalışmalardaki etik sorunların idari yönetim anlayışına da yansımasına neden olmaktadır. Ancak bürokrasi denen kavram akademiyadan çok farklı bir alanı temsil etmekte, kendine has teknik hususları ve tecrübeleri barındırmaktadır. Bu anlamda üniversitelerin idari yönetim anlayışında daha çok bürokratik tecrübeye ağırlık verilmesi gerekmektedir.

Akademik ve bilimsel gelişim akademisyenler eliyle şekillendirilmeli bunun idari uygulamalarında mutlaka idari kadrodan istifade edilmeli, bunun dışındaki idari işleyişte mevcut idari tecrübeden istifade edilmelidir.

Dekanların görev süresinin 3 (üç) yıl, Rektörlerin görev süresinin 4 (dört) yıl ile sınırlı olması bu kısa süre içerisinde idari işleyişe vukufiyette bir yetkinlik sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle yıllardır aynı çatı altında görev yapmış idari kadronun birikim ve tecrübesinin bir günde rafa kaldırılması üniversitelerin bürokratik işleyişte karşılaştığı en büyük sorunlardan birisidir. Bu sorunun çözümü uzun soluklu olmakla birlikte göreve başlayan Rektör ve Dekanların en az bir aylık hizmet içi programına alınması, bu programda temel mevzuat bilgisi, idari işleyiş ve bu işleyişle ilgili idari yargı kararlarının kendilerine aktarılması daha verimli bir yönetim süreci oluşmasına katkı sağlayacaktır.

Diğer bir konu ise yönetimsel özerkliğin bilimsel özerkliğe galebe çalmasıdır. Türkiye'de ki tüm kurumların üst yöneticileri gibi Rektörlerde kurumlarının atamaya yetkili amiridir. Kanun verdiği atama yetkisini sınırsız kullandırmamakla birlikte Rektörler bu yetkiyi sınırsız kullanmaktadır. Bunun yegane sebebi ise bütüncül bir yükseköğretim yönetim anlayışının olmamasıdır. Yükseköğretim Kurulu bu anlamda üzerine düşen rehberlik ve denetim faaliyetini yeterince yerine getirememektedir.

Özellikle 3 sayılı Üst Kademe Kamu Yöneticileri İle Kamu Kurum Ve Kuruluşlarında Atama Usüllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Rektörlerin ataması doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından yapılmaya başlanmış, seçim usulü kaldırılmıştır. Bunun sonucunda gelen görece özgürlük Rektörlerin göreve başlaması ile Merkez idari teşkilat birimlerinde mevcut idareci personelin görevden alınmasına, yerlerine yükseköğretimle ilgisi olmayan kişilerin atanmasına neden olmuştur. Üniversiteler öncelikle bilim ve eğitim camiasıdır. Merkez teşkilatındaki kişilerin görevden alınarak yerlerine farklı kurumlardan kişilerin atanması ile Üniversitelerin eğitim ve bilim misyonuna ne gibi katkılar sağlanacağı yönetim felsefesinin temel savları ile anlaşılabilecek ve anlatılabilecek bir durum değildir.

Bu türden liyakatten uzak atamalar hem kurumsal huzuru bozmakta hem de bürokratik yanlışların ve üniversitelerin yaşadığı idari sorunların gün geçtikçe artmasına neden olmaktadır.

Rektörlerdeki sınırsız yetkinin bir diğer aracı ise 2547 sayılı Kanunun 13/b-4 maddesinden kaynaklanan yetkidir. Bu yetki tüm personel üzerinde bir korku aracı ile kullanılmakta, gerek akademik gerekse de idari personelin yetkinlikleri ile ilgisi olmayan farklı birimlere gönderilmesine (amiyane tabir ile sürgün edilmesine) neden olmaktadır. Sadece çalışma barışına zarar vermekle kalmayan bu durum ailevi sorunları da beraberinde getirmektedir.

Bir diğer sorun ise Rektörlerin görev süresinden ve projelerinin uygulanabilir ve denetlenebilir olup olmadığından kaynaklı mali kaynaklarının iyi yönetilememe sorunudur ki Yükseköğretim kurulunun bu alanla ilgili hiçbir çalışması bulunmamaktadır. Bu nedenle kaynaklar verimli kullanılamamakta her rektör kendi vizyonu (?) çerçevesinde çoğunlukla verimlilikten uzak projeler üretmekte, çeşitli aracılar ile bu projelere kaynak aktarılmakta, ancak bir sonraki rektör döneminde projelerin devamlılığı noktasında sorunlar yaşanmaktadır.

Mali kapsamda ele alınabilecek diğer bir husus ise, her yönetim döneminde fizibilite ve verimlilik çalışması tam yapılmayan, gerçekçi bir ihtiyaç analizi olmayan, zaman zamanda yerel siyasetin yönlendirmesine yenik düşerek yapılan fiziksel altyapı çalışmalarıdır. Bu alandaki en büyük handikap ise herhangi bir fiziksel altyapısı olmadan Yükseköğretim Kurulunun ya da Cumhurbaşkanlığının onayı ile yeni eğitim birimlerinin kurulmasına ve öğrenci alımına onay veriliyor olmasıdır. Türk milleti göçebe bir millettir, ancak bu göçebelik kuruluş süreçlerinde yaşanmış ve artık geride kalmıştır. Dolayısıyla göç yolda düzülür sözünün pratiğe yansımalarından biran önce vazgeçilmelidir.

Bu anlamda Yükseköğretim kurulunun ya da Cumhurbaşkanlığının hem insan kaynağı (yetkin eleman olarak) hem de uygulama ve denetim imkanı olarak yeni görevler üstlenmesi, çözüme dair mevzuat değişikliklerinin yapılması ve aynı zamanda Kurulun kendisinin de belli aralıklarla gözlenmesi ve raporlanması gerekmektedir.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.